Ana Sayfa Politika İDAM CEZASI KALDIRILMAMALI

İDAM CEZASI KALDIRILMAMALI

68
PAYLAŞ
ANKARA. MHP GENEL BASKANI DEVLET BAHCELI, TBMM GRUP TOPLANTISINDA KONUSTU. (FOTOGRAF: UMIT KOZAN /DHA)

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, terörü destekleyen ülkelere karşı uluslararası toplumun yaptırımlar uygulaması gerektiğini, terör suçlularının insanlık suçlusu ilan edilmesi gerektiğini belirterek, “Lahey’deki, Eski Yugoslavya Ceza Mahkemesi, uzun bir aradan sonra Sırp kasap Radovan Karadziç’i Bosna Hersek’te işlediği soykırım suçundan dolayı nasıl 40 yıla mahkum etmişse, terör suçluları da benzer şekilde yargılanmalı, ağır cezalarla tecrit edilerek mahkum edilmelidir. Hatta idam cezasının, ülkelerin ceza sistemlerinden bütün adi suçlar için çıkarılsa bile, terör suçları için yer alması sağlanmalıdır” dedi.

MHP lideri Bahçeli, partisinin Grup Toplantısında konuştu. Türkiye’nin siyasi bölücülük ve silahlı terörün yoğun saldırısı altında olduğunu belirten Bahçeli, “Gelişmeler çok tehlikeli boyuttadır. Terörizm altın çağını yaşamaktadır. İnsani ve vicdani değerler, oldukça zor bir sınavdan geçmektedir. Şiddet ve vahşet yerel ve bölgesel düzeyde kalmamış, aynı zamanda küreselleşmiştir. Canlı bombalar kıtalar aşmaktadır. Dünya üzerinde terörden yalıtılmış bölge, terörden bağımsız alan, terörle tanışmamış bir ülke hemen hemen kalmamıştır” dedi.

“MALUM DEVLETLERDEN HİÇBİRİ DE MEDENİ VE İNSANİ GÖRÜLEMEYECEKTİR”

Nitekim terörizmin tüm insanlığa doğrultulmuş korkunç bir silah olduğunu vurgulayan Bahçeli, “Masum canlar heder olurken, mazlumlar hedef tahtasındadır. Terör, hangi ülkede ortaya çıkarsa çıksın, hangi gerekçelere dayanırsa dayansın insanlık dışıdır, insan onurunu hiçe saymaktır. Bu itibarla terörle huzur, teröristle haysiyet arasında tarafsız, korunaklı, imtiyazlı bir alan kesinlikle bulunamayacaktır. Terörizmi durumu kurtarmak adına lanetlemek de artık faydasızdır. Bir yanda teröristlerin eline silah tutuşturup diğer yanda bundan şikayet etmek, bir yanda terörizmi her seviyede teşvik edip diğer yanda kınama ve taziye mesajları yayınlamak hem riyakarlık hem de arsızlıktır. Bu riyakarlık ve arsızlık sonucudur ki, terör örgütleri bölgesel ve küresel ölçekte ayakta kalmış, kan akıtmış, ölüm saçmıştır. Dost ve müttefik görünüp Türkiye düşmanı PYD’yle sarmaş dolaş olan; üstelik IŞİD’in yeşermesinde ve palazlanmasında çok günahı bulunan malum devletlerden hiçbiri de medeni ve insani görülemeyecektir. Türkiye terörizmden en çok çeken, teröre en çok bedel ödeyen ülkedir. Bu sarih gerçeğin kabulü insanlık namusu adına şarttır” diye konuştu.

“İDAM CEZASI TERÖR SUÇLARI İÇİN KALMALI”

Brüksel’de patlayan bombalara tepki gösterip, Ankara ve İstanbul’daki caniliklere suskun kalmanın, Paris’teki terör saldırılarına karşı kıyameti kopartıp Şırnak, Diyarbakır, Mardin, Suruç, Şam, Bağdat ve daha nice şehirlerdeki faciaları görmezden gelmenin affedilmez bir çifte standart olduğunun altını çizen Bahçeli, “Hans için ağlayanlar, John için üzülenler; sıra Ahmet’e, Mehmed’e, Muhammed’e gelince tam bir çelişki yumağına dönüşmektedir. Maalesef Batı bu kayıtsızlığın içine çoktan yuvarlanmıştır. Birkaç gün evvel dost ve kardeş ülke Pakistan’ın Lahor şehrinde bir lunaparka düzenlenen terör saldırısında 70’e yakın insan hayatını kaybetmiş, sayıları 350’yi bulan insan da yaralanmıştır. Hunharca katledilen Pakistanlı kardeşlerime Allah’tan rahmet diliyor, yaralılara şifa temenni ediyor; tüm Pakistanlılara sabır ve başsağlığı dileklerimi iletiyorum” ifadelerini kullandı.
Terörün her yerde terör olduğunu, terörün dini, milliyeti, yöresi ve ülkesi olmadığını, terörist eylemlerin utanç verici, aşağıların da aşağısı bir saldırganlık örneği olduğunu belirten Bahçeli şöyle konuştu:
“Bugünkü şartlarda, ilk kez 17 Eylül 2001 tarihli Meclis Grup konuşmamda önerdiğim üzere, dünya genelindeki terör olaylarının muhasebesinden elde edilmesi gereken neticeler ve değerlendirmeler vardır ve de şunları kapsamalıdır;
Siyasi mücadele ve araçları, şiddet ve şiddet vasıtalarından tamamen farklı mahiyet taşımaktadır. Bu bakımdan terör, bir siyasi faaliyet değil; meşruiyeti olmayan, ahlaki değer taşımayan, rezil bir yöntemdir. Terörist ise, insanlık düşmanı canilerin kolektif adıdır. Dolayısıyla, terör örgütlerinin boyutları ile eylem alanlarının ve biçimlerinin niteliği terörizm gerçeğini değiştirmeyecektir.
Terörü uluslararası siyasetin bir aracı olarak görmek, terörü uluslararası hale getirmek ve cinayetleri yaygınlaştırmak anlamını taşımaktadır. Terör, dünya çapında bir tehdit ve insan hayatına yönelmiş yok etme eylemi olduğu için, teröre karşı uluslararası müeyyidesi olan bir siyasi, hukuki ve pratik eylem zemini oluşturmaya ihtiyaç vardır. Bu çerçevede, terörizmle ilgili kavram ve yöntemler netleştirilmeli, çok zayıf durumdaki uluslararası işbirliği ağı güçlendirilmelidir. Bunun için en kısa zamanda Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın öncülüğünde bir ‘Uluslararası Terörizmle Mücadele Konferansı’ toplanmalı, kavramlar ve yöntemler üzerinde uzlaşma temin edilmelidir. Terörü destekleyen ülkelere karşı uluslararası toplum yaptırımlar uygulamalı, terör suçlularını insanlık suçlusu ilan edip bireysel suçların dışında bütün insanlığa karşı işlendiği için bu eylemden dolayı da ayrıca yargılanmalıdır. Lahey’deki, Eski Yugoslavya Ceza Mahkemesi, uzun bir aradan sonra Sırp kasap Radovan Karadziç’i Bosna Hersek’te işlediği soykırım suçundan dolayı nasıl 40 yıla mahkum etmişse, terör suçluları da benzer şekilde yargılanmalı, ağır cezalarla tecrit edilerek mahkum edilmelidir. Hatta idam cezasının, ülkelerin ceza sistemlerinden bütün adi suçlar için çıkarılsa bile, terör suçları için yer alması sağlanmalıdır.”

“SKANDAL ÖTESİ BİR ÖZELEŞTİRİDİR”

Peşpeşe gelen şehitlerin herkesi kahrettiğini belirten Bahçeli, “Terör Türkiye’yi canevinden vurmaktadır. Üzülerek takip ediyoruz ki, Doğu ve Güneydoğu fiilen işgal edilmiş gibidir. Özellikle Mardin Nusaybin’den, Şırnak merkezden, Hakkari Yüksekova’dan yürekleri kavuran acı haberler devamlı surette gelmektedir” diye konuştu.
Türk milletinin nice karanlık tuzaklardan sağ salim çıkmayı başardığını kaydeden Bahçeli, “Ancak bugünkü gibisi ne görülmüş, ne de duyulmuştur. Türkiye’nin her köşesine bomba yığılırken valiler makamlarından çıkmamış, devlet ricali ortalıkta görülmemiştir. PKK’lılar şehirlerimize doluşurken ne müdahale eden, ne de engel olan çıkmıştır. Sorumluluk sahiplerinin ‘Çözüm süreci içerisinde valilerimiz verdiğimiz talimat doğrultusunda şu andaki gibi operasyonlara girmiyorlardı’ sözleri aslında itirafnamedir. Devleti yönetenlerin ‘Çözüm süreci içinde valilerimize bizim bazı tavsiyelerimiz olmuştu, yani sakın böyle bazı ufak tefek konularda sıkıştırmayın, üzerlerine gitmeyin’ Demesi de skandal ötesi bir özeleştiridir. Sıkıştırılmaması istenen elbette PKK’dır. Şimdi bu sözlerin neresinden tutalım, hangi tarafını görmezden gelelim? Bölücü odakları ima ve işaret ederek, valilere, üzerlerine gitmeyin diye talimat ve tembihte bulunmak hangi akla hizmettir? Bu nasıl bir sorumluluk bilincidir? Dün üzerine gidilememesi istenen caniler, bugün Türkiye’nin üzerine gelmektedir. Dün aman sıkıştırmayın, mümkünse görmezden gelin diyerek kollanan eli kanlı teröristler, bugün Türkiye’yi dört bir koldan sarmaktadır” şeklinde konuştu.

“SAPIK EN İĞRENÇ SUÇU İŞLEMİŞTİR”

Türkiye’nin istikrarsızlık döngüsüne hapsolduğunu kaydeden Bahçeli, “Toplumsal hayat kriz geçirmektedir. Karaman’da 45 evladımıza yapılan cinsel saldırı vakası hafife alınacak bir konu değildir. Beddualarla adı hatırlanacak sapık en iğrenç suçu işlemiştir ve bunu, ismi medyaya yansıyan bir vakfın çatısı altında yapmıştır. Elbette her kurum, kuruluş, dernek veya vakfın içinden böylesi müptezel ve münferit tipler çıkabilecektir. Önemli olan bu canileri süratle toplumdan ayıklamak ve adalete teslim edebilmektir. İktidar partisi AKP’nin çocuk istismarı konusundaki ikircikli ve gelgitli tutumu bizim bir diğer üzüntü kaynağımız olmuştur. Partimizin vermiş olduğu çocuk istismarlarını araştırma önergesine önce hayır diyen, bir gün sonra da kamuoyu baskısı nedeniyle çark eden şüphesiz ki Adalet ve Kalkınma Partisi’dir. Başbakan’ın Manisa’da gerçekleri çarpıtan, AKP’nin bu konuda en ön safta olduğunu ifade eden sözleri asılsız ve yalandır” ifadelerini kullandı.

“ABD’DEN DUYACAĞIMIZ YENİ BİR ŞEY YOK”

Kimin suç işlemişse hak ettiği cezayı çekmesi gerektiğini, yapılanların kimsenin yanına bırakılmaması gerektiğini söyleyen Bahçeli, “Türkiye’nin uzunca bir süredir adalet terazisi kırıktır. Yandaşlık, tarafgirlik, siyasi hesap ve kumpaslar hukuka deli gömleği giydirmiştir. Yaklaşık bir haftadır 17-25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk sürecinin kilit ismi olan İranlı karanlık bir şahsın ABD’de yakalanıp mahkeme önüne çıkarılması konuşulmaktadır. Herkesin dilinde İranlı şarlatanın ne olacağı, ABD’ye hangi pazarlıkların sonucunda gittiği, bu adli takibatının nereye dayanacağı konusu vardır. Havuz medyası ise, iddianameyi hazırlayan ABD’li savcının paralel olduğuna peşinen hükmetmiş, okyanus ötesi kaynaklı yeni bir darbe planı yapıldığına dair yorum ve haberleri ısıtıp ısıtıp servis etmiştir. Bu savcının paralel olup olmadığını elbette bilemeyiz. Kaldı ki merak da etmiyoruz. Çünkü ülkemiz yeterince paralel yorgunu, yeterince paralel karmaşanın mağdurudur. Fakat şunu da söylemeden geçmek sanıyorum doğru olmayacaktır. İranlı kaçakçının çevirdiği dolapları, yediği herzeleri biz zaten biliyor, detaylarıyla hafıza kayıtlarımızda taşıyoruz. ABD’den duyacağımız yeni bir şeyin olmadığını, olsa bile bunun kanaatlerimizi temelden değiştirmeyeceğini, eğer varsa, okyanus ötesinden kaynaklı siyasi tasarımlara prim ve destek vermeyeceğimizi de açık yüreklilikle ifade ediyorum. Türkiye veya ABD’de şarlatan her zaman, her yerde şarlatandır, kara paracı, altın kaçakçısı, rüşvet simsarı olmak malum şahıs için değişmeyecek bir kaderdir. Bu hukuki süreçte hükümetin bilgi ve belge verilmesiyle ilgili taleplere soğuk ve mesafeli durmaması başlıca tavsiyemizdir. İranlı kara para tüccarı yolsuzluk ve kanunsuzlukların hesabını Türkiye’de vermedi, dilek ve temennimiz bari ABD’de vermesidir” diye konuştu.
Türk milletinin bu yargılamanın sonucunu beklediğini söyleyen Bahçeli, “Şimdiden söyleyeyim, gün gelecek, devran dönecek 17-25 Aralık’ın hesabı sorulacaktır. Mazlumların ahı yerde kalmayacak, rüşvet ve yolsuzluktan kararmış devirlerin kapakları ardına kadar açılacaktır. Şunu unutmayınız ki, Milliyetçi Hareket Partisi, başka başkentlerin arkasına düşmeyecek kadar onurlu, komşuda pişsin bize de düşsün demeyecek kadar şahsiyetli, akıntıya kapılmayacak kadar iradeli, siyasi operasyonlara gelmeyecek kadar da akıl sahibidir. İranlı kara paracının aleyhinde ne söylenirse söylensin, milli vicdan hakkındaki hükmü çoktan vermiş, gereğini ifa için sadece uygun zaman ve zemini beklemek için pozisyonunu almıştır. İnanıyorum ki bu da çok uzak değildir” değerlendirmesinde bulundu.

“ANAYASA KAYNAKLI YENİ TARTIŞMALAR FELAKETLE SONUÇLANIR”

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun yeni Anayasa konusunda yol haritası hazırladıklarını söylemesini değerlendiren Bahçeli şu ifadeleri kullandı:
“Anayasa yazımı için kolları sıvadıklarını açıklamıştır. Durum böyleyse TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na ne olacaktır? AKP’de uzlaşmadan kaçmaya mı karar vermiştir? Davutoğlu’nun bu acelesi nedir, neye yormak gerekmektedir? CHP’yi ikna için sırasıyla hangi faaliyetler yapılmıştır? AKP’nin kısa süre içinde TBMM’ye getirmeyi vaat ettiği yeni anayasa hazırlığı toplumsal mutabakatı yok saydığına göre, Türk milleti bu oldubittiye nasıl cevaz verecektir?
Cumhurbaşkanı AKP’yle MHP’nin azami müştereklerinden bahsetmektedir ve iki partinin el birliğiyle yeni anayasayı milletin huzuruna çıkaracağına inandığını söylemektedir. Bizim AKP’yle azami müştereklerimizin neler olduğu öncelikle iddia sahibinin açıklayacağı bir husus olup bizim meselemiz değildir. Milliyetçi Hareket Partisi’nin yeni anayasa çerçevesindeki görüşleri belli ve nettir. Bizim duruş ve tutumumuzda herhangi bir değişlik olmamış, olmayacaktır. Bizim AKP’nin tek yanlı, dayatmacı, millet ve devlet çıkarlarını ikinci plana atan anayasa yapımına iyimser bakmamız mümkün değildir. AKP’nin başkanlık pençesine alınmış yeni anayasa hazırlık teşebbüsünün doğru, isabetli ve meşru bir tercih olmayacağı da bugünden aşikardır.
AKP, B planına göre davranıp hazırladığı yeni anayasayı TBMM’ye getirdiği takdirde, MHP gerekli demokratik mücadelesini ve kamuoyunu aydınlatma görevini kararlılıkla yerine getirecektir. Anayasa kapsayıcı olmadıktan, siyasi ve sosyal tarafların iştirakiyle üzerinde geniş bir ittifak sağlanmadıktan sonra hiçbir yaraya merhem olmayacak, hiçbir beklentiye cevap teşkil etmeyecektir. Bu kadar önemli bir toplumsal sözleşmenin bir ayda yazılması nasıl mümkün olacaktır? Başbakan’ın bu soruya verecek mantıki bir cevabı olduğuna inanmak istediğimi, Türkiye’nin bu nazik ve kırılgan döneminde anayasa kaynaklı yeni tartışmaların hakikaten de felaketle sonuçlanacağını ikaz ve önemle belirtmek istiyorum. Ülkemizin kaybedecek, israf edecek zamanı kalmamıştır. Biliyoruz ki, yeni gelişme ve dinamikleri kavrayamayanlar, gerekli atılım ve dönüşümleri başaramayacak ve hatta anlamlandıramayacak olanlardır.”

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam