Ana Sayfa Yazarlar “Terör mü ? Yoksa Devlete Açık Bir isyan Mı?”

“Terör mü ? Yoksa Devlete Açık Bir isyan Mı?”

145
PAYLAŞ

Türkiye’da ’nın gerçekleştirdiği olayları hem devlet hem de sivil gruplar, medya ve üniversite “terörizm” sözcüğüyle aktarmaktadır. Acaba ’nın bu saldırıları gerçekten sadece terörizm midir?
Akademisyen Ali Mirdas, terörizmin amacını şu şekilde açıklıyor:
“Terörizmin temel amacı, bir davaya veya siyasal anlaşmazlığa dikkat çekilmesidir. Bu “dikkat çekme”  şiddet eylemleri neticesinde toplumda oluşturulan korku ve dehşet havası ile sağlanmaktadır”1.
PKK, kendi silahlı yapısı ile, TBMM’nde kendisini destekleyen milletvekilleri ile, şehirlerde güvenlik güçleri yerine geçirmeye çalıştığı gençlik yapılanması ile sadece dikkat çekmek için korku ve dehşet sağlamaya mı çalışıyor? Yoksa Türkiye Cumhuriyeti devletine karşı açık bir başkaldırı hareketi içerisinde mi?
Mevcut literatür içerisinde DHKP-C veya MLPB gibi Marksist-Leninist örgütleri terör örgütü sayılabilir. Ancak PKK, artık bu terör ve terörist kavramları içerisine sığmakta zorlanmaktadır. Onun amacı Kürtlerin uğradığı bir haksızlığa dikkat çekmek, Kürtlerin haklarını savunmak filan değildir. Yıllardan beri planlanan ve adım adım uygulamaya konulan bu ülkeyi bölmektir. Bu sadece Türkiye’yi ilgilendiren basit bir toprak kazanımı da değildir. Bu bölünme, Türkiye’yi ilgilendirdiği gibi, Suriye’yi, Irak’ı ve İran’ı da aynı şekilde ilgilendirmektedir. Suriye’de 5 parçaya ayrılmış yapı içerisinde PKK, PYD aracılığıyla burada 1/5 toprak kazanmaya ve Aynelarab / Kobani’yi burasının merkezi yapmaya çalışmaktadır. Irak’ta ise PKK’nın hedefi hem Barzani için hem de Talabani için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. PKK istediği plan gerçekleştiğinde ortada ne Barzani kalacak; ne de Talabani kalacaktır. İran ise kendi kapalı yapısı içerisinde İran PKK’sı sayılan PJD kuvvetlerine fazlaca bir hareket alanı bırakmıyor. Irak ve Türkiye’de olan PKK faaliyetleri ise doğrudan kendisini hedef almadığı sürede İran için çok fazla bir şey ifade etmiyor. Onun amacı Irak ve Suriye’deki durumdan yararlanarak kendi milislerinin desteğiyle Akdenize ulaşabileceği bir koridor açmak. Şia’nın bayrağını Akadeniz’e ulaştırmak. Daha açık bir şekilde söylemek gerekirse Şah İsmail’in yarım bıraktığı işi tamamlamak.
PKK, 40 yıldan beri bu 4 devletten toprak alarak Büyük Kürdistan’ı kurmak için projeler yapıyor ve bunları uygulamaya koyuyor. Ama 40 yıldan beri kullandığı metot terördür. Kitleler üzerinde terör uygulamakta, insanları korku ve baskı ile sindirerek hâkimiyetini zorla kabul ettirmeye çalışmaktadır. PKK’ya terör örgütü denilmesinin sebebi budur. Bu cepheden bakıldığında PKK’ya terör örgütü denilmesinde hiçbir gariplik yoktur.
Ancak son 10 yıldan beri PKK basit bir terör örgütü olmaktan çıkmış ve resmen devlet yapılanması içerisine girmiştir.
Artık Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da esnafın pek çoğu “çifte vergi” vermektedir. Normal olarak TC devletine vergisini veren vatandaş, bir de elinde makbuzla dükkânına gelen PKK’lı gençlere/ çocuklara “bağış” veya “haraç” adı altında ikinci bir vergi vermektedir.
PKK, askerlik çağına gelen gençleri ya Avrupa’ya kaçırmakta veya kendisi adına silah altına almaktadır. Geçen yıl 14 lise öğrencisi çocuğun zorla dağa götürülmesi kamuoyunda epeyce tepkiye sebep oldu. Ancak sazcı eşbaşkan bu çocukların “kendi istekleri” ile gitmiş olduklarını söyleyerek anne-babalarla ve bu milletle sanki alay etti.
PKK, barış görüşmeleri adı altında TC devleti ile aylarca pazarlık yaptı. 2014 yılı Mayıs ayı sonuna kadar PKK silahlarıyla bu ülkeyi terk edecekti. Yurt dışında suça bulaşmamış PKK’lılar ise ülkeye girecekler, ailelerine kavuşacaklardı. Böyle mi oldu? Hayır. PKK yurt dışına çıkmadı, ancak Suriye’ye geçirmek istediği militanlarını Devlet kontrolünde güvenli bir şekilde Suriye’ye geçirdi. Kandil’den getirdiği militanlar ile de KCK yapılanmasını tamamladı ve şehirlerde gençlik örgütlerini kurdu.
Artık amaç ve istek çok açık. PKK asker veya polis, gördüğü bütün üniformalılara kırmızı görmüş İspanyol boğası gibi saldırıyor. Bu topraklarda asker ve polis istemiyoruz mesajı, biz bu topraklarda TC Devleti istemiyoruz demekle eş anlamlı.
Bütün bunları yapan bir örgüte basit bir terör örgütü olarak bakmak meseleyi hafife almaktır. 1937’de Tunceli’deki hareket nasıl bir isyansa, bu da devlete karşı açık bir isyandır. Bunu basit bir terör hareketi olarak göremeyiz.
Ankara’da “Terör’e HAYIR, Kardeşliğe EVET” mitingi 100.000 kişinin katılımıyla 17 Eylül 2015 tarihinde yapıldı. 20 Eylül 2015 tarihinde İstanbul’da “Milyonlarca Nefes, Teröre Karşı Tek Ses” mitingi Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın katılımıyla yapıldı. Her iki mitingde ortak değer “Türk Bayrağı” ve ortak düşman “terör”. Ama bu bir terör değil artık. Bu bir ihtilal denemesidir ve ihtilalciler için uygulanacak yol çok daha farklıdır. Bu harekete katılanlar terör örgütüne destek vermekle değil Türkiye Cumhuriyeti devletini silah zoruyla ortadan kaldırmaya teşebbüsle yargılanmalıdır. Bunun için bir kanun değişikliği yapılacaksa bir an önce yapılmalı ve güvenlik güçlerinin eli kuvvetlendirilmelidir. Bu yapılırken de hareketin psikolojik alt yapısı güçlendirilmeli PKK’yı destekleyen ekip Kürt hareketinin dışına taşınmalıdır.
Bu kadar güvenlik görevlisini acımasızca, haince öldürerek, yüzlerce genci göz göre göre ölüme gönderenler, Kürt hareketinin temsilcisi olamazlar. Kürt hareketini temsil edecek ayağı yere basan, feraset sahibi insanlar elbette vardır.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam