Tek Adam’a Doğru 1927 Kongresi ve Büyük Nutuk

0
300

CHP Bursa Nilüfer İlçe Teşkilatı, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullarda Atatürk’ün Büyük Nutuk adlı kitabını 16 Nisan Halkoylaması öncesinde dağıtmak istedi. Kaymakam Mustafa Kılıç, Yüksek Seçim Kurulu kararını gerekçe göstererek bunu kibarca geri çevirdi.

Ancak “Kitapların 16 Nisan sonrası teslimi durumunda” dağıtımın yapılacağını da bildirdi (Hürriyet, 28 Mart 2017, s. 16).
Olay bu. Doğal olarak bu olayın hukukî ve siyasî yönü tartışmaya açıktır. Ancak biz Büyük Nutuk’u bir tarih belgesi olarak ele almak ve tarihî 1927 Kongresini değerlendirmek istiyoruz.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Büyük Nutuk’u Cumhuriyet Halk Fırkası (CHF)’nın 1927 yılı kongresinde yaptı. 9 gün süren kongrenin ilk 6 günü, Gazi’nin Büyük Nutuk’u okuması ile geçti. Tam tamına 36 saat 31 dakika. Son 3 gün içerisinde ise “otoriter rejimin temel parti belgesi olan yeni tüzük ve program” kabul edildi.
Büyük Nutuk ilk olarak Arap harfleri ile basıldı. Çünkü harf devrimi henüz gerçekleşmemişti.
Atatürk bu tarihi nutku niçin yaptığını şöyle açıklamaktadır:

“Maziye ait vak’alar ve hadiseler hakkında maruzatta bulunmak ve senelerden beri devam eden faaliyet ve icraatlarımızın milletimize hesabını vermek vazifem olduğu kanaatindeyim” (Taha Akyol, Atatürk’ün İhtilal Hukuku, 6.Bs., İstanbul 2012, s. 558).
Cumhuriyet Halk Fırkası Genel Başkanı Mustafa Kemal’in parti genel kongresinde yaptığı bu konuşmanın elbette ki bir politik amacı vardı. Ama burada, “millete hesap verme”nin ötesinde, son seçimde yapmış olduğu “ayıklama” işlemini haklı gösterme çabası görülüyordu. Kimdi bu ayıklanan muhalifler? Kâzım Karabekir, Refet Bele, Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy gibi Milli Mücadele’nin önemli isimleri. Büyük Atatürk’ün bizzat silah arkadaşları.
Büyük Nutuk’da birinci amaç tarihe bir belge bırakmak ise ikinci ve esas amaç ise halk tarafından çok sevilen bu ünlü isimlerin niçin parlamento dışına itildiğini halka açıklamaktı. Bir anlamda halkın gizli öfkesini dindirmek hedefleniyordu. Bu yüzdendir ki Refet Bele ve diğer muhalif milletvekillerine çok ağır suçlamalar yöneltilmiştir:

“ Olaylar ispat etti ki Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (TCF)’nın programı en hain dimağların eseridir. Bu fırka memlekette suikastçıların, mürtecilerin sığınağı ve ümitlerin dayanağı oldu”. Doğrudan doğruya Refet Paşa’yı hedef alan konuşmaları ise bunlardan hiç de hafif değildi.
Aslında 1927 yılının Mart ayında Başvekil İsmet Paşa mecliste yaptığı konuşmada, TCF’nın kapatılmasından üzüntü duyduğunu ancak memleketin umumi nizamını sağlamak için buna mecbur kaldıklarını açıklamış fakat hiçbir suçlama yapmamıştı. Ancak 1927 yılındaki üçüncü mecliste hiçbir muhalif milletvekili yoktu. Ama nasıl olur? Evet olur, hem de çok kolay:
4 Mart 1925’de Şeyh Sait İsyanı’nı bastırmak için çıkarılan Takrir-i Sükûn Kanunu’nun iki yıllık süresi dolmak üzereydi. Bu iki yıllık süre içerisinde özellikle Ankara İstiklal Mahkemesi, milletvekillerinin konuşma ve itiraz etme yeteneklerini neredeyse yok etmişti. Bu yüzden 26 Haziran 1927 tarihinde yapılan son toplantıda hiçbir “çatlak ses” çıkmadı. Görev süreleri dolan İstiklal Mahkemesi üyelerinin yerine yeni bir görevlendirme yapılmadı ama İstiklal Mahkemeleri de kaldırılmadı. İsmet Paşa durumu şöyle açıklayacaktı:
“Gelecek seneler zarfında da Takrir-i Sükûn Kanunu’nun faydalarından istifade etmek mütalaasındayız…” (Akyol, s. 554). Bu sözler basına ve olabilecek bir muhalefet hareketine karşı açık bir tehditti.

101927 seçimlerine gidilmeden önce bir tedbir daha alınmalıydı: Milletvekili adaylarını belirleme yetkisi: Bu yetki CHF Parti Divanı’ndan alınarak tamamıyla tek kişiye verildi: Umûmî Reis’e, yani Gazi Mustafa Kemal’e. “Artık tek seçici, tek seçmen Gazi’dir. Onun tespit ettiği isimler, “milletin oybirliği” ile seçileceklerdir”.
Bu iki önemli karar alındıktan sonra TBMM Reisi Kâzım Özalp, İkinci Meclis’in “hayalleri hakikate, asırları senelere dönüştürdüğünü” gururla anlatacaktır.
Sonunda Gazi Mustafa Kemal, mazideki tecrübelerden ders almış şekilde milletvekili adayları listesini belirledi ve halkın oyuna sundu. CHF’den başka parti olmadığı için adayların kaç oy aldıkları veya alacakları hiç önemli değildi. Önemli olan listeye girebilmekti. Bu yüzden de “hiçbir muhalif aday” listede yer alamadı ve bu yüzden de seçilemedi. 1927 yılı Eylül ayında yapılan seçimlerde Gazi’nin aday gösterdiği 316 (üçyüzonaltı) milletvekili adayının tamamı seçildi. Ki o zamanlar Türkiye’nin nüfusu 13,5 milyondu.
Bu liste olayı Büyük Nutuk’ta şöyle yer aldı:
“Bütün millet, ilan ettiğim umdeleri (9 umde) tamamen benimsedi ve umdelere ve hatta şahsıma muhalefet göstereceklerin, milletçe mebusluğa seçilmesine imkân kalmadığı anlaşıldı”. (Akyol, s. 557).
“Gazi’nin Nutuk’ta millete verdiği hesap, Milli Mücadele ve inkılap tarihini anlatırken muhaliflerin tasfiye edilmiş olmasını haklı göstermek için onlara ağır suçlamalar yöneltmektir”.
Sonuç olarak Nutuk, Cumhuriyet Tarihimizin önemli kültür eserlerinden birisidir. İçerisinde yüzlerce belgeyi barındırmaktadır. Bir tarihçi için muhakkak okunması gereken temel eserlerden birisidir. Ama tarih formasyonu açısından sonuç olarak bir hatırat kitabı özelliği taşır. Bütün hatırat türü kitaplar gibi onun da objektifliği her zaman tartışmaya açıktır. Bazılarının işin siyasi boyutlarını göz ardı ederek Nutuk’ta yazılan her şeyi, verilen her hükmü kesin gerçekler (nass) gibi kabullenmesi tarih formasyonuna aykırıdır.
Kâzım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Rauf Orbay, Refet Bele 1927 yılında bir siyasi parti kongresinde siyasi amaçlarla suçlu ilan edilmişlerdir. Bunu tarihi zemininden çıkararak günümüze taşımaya çalışmak, Atatürk’ün Büyük Nutuk’unu günlük siyasi çekişmelere alet etmek doğru olmayacaktır. Unutmayalım ki ağır suçlamalara maruz kalan bu insanların çocukları ve torunları bugün bizimle birlikte yaşamaktadırlar ve Cumhuriyetimizin bugün de yılmaz savunucularıdırlar.
“Atatürk = Millet” ve “CHP = Devlet” dönemi çok gerilerde kalmıştır. Siyaseti daha gerçekçi bir zeminde yapmak herkesin lehinedir. Bunu kabul etmek bazıları için zor olsa da gerçek budur.