Ana Sayfa Yazarlar Tehlikeli gidişat!

Tehlikeli gidişat!

96
PAYLAŞ

’da geçtiğimiz haftasonu, aralarında Şii Lider Şeyh Nimr El-Nimr’in de bulunduğu 47 kişinin idam edilmesi son günlerin en çok konuşulan olaylarından biriydi.

Nimr’in idamının ardından İran’da patlak veren gösterilerde Suudi Büyükelçiliği ile Başkonsolosluk binalarının yakıldığını biliyorsunuz. Bu olaylar üzerine hem İran, hem de Suudi Arabistan, birbirleriyle diplomatik ilişkileri ilişkileri de kesmiş, karşılıklı olarak diplomatlarını istenmeyen kişi (persona non grata) ilan etmişlerdir.
Burada mesele, siyasi olmaktan çok uzaktır. İran’ın nüfusu ağırlıklı olarak Şii mezhebine mensuptur. Buna karşılık Suudi iktidarı da Selafiliğin (Sünni değil) bir kolu olan Vahhabi mezhebine mensuptur. Bu arada, Suudi ailesinin Osmanlı’ya karşı, İngilizlerle birlikte verdiği mücadeleyi de hadi bizimkiler unutmuş olsunlar; tarih unutmayacaktır elbette.
Orta Doğu’da ve Suudi Arabistan dahil, tüm Arap yarımadası ülkelerinde azımsanmayacak bir Şii nüfüs bulunmaktadır. Bu Şii topluluklar, bulundukları ülkelerde siyaseten temsil edilmemektedirler.
Irak’ın başta ve İngiltere olmak üzere batılı ülkelerce bölünmesinin ardından Suriye’nin de aynı akibete maruz bırakılması, İran’ın liderliğindeki Şii akımları güçlendirmiş bulunmaktadır. Bir başka yazımızda İran’ın bu bölgede eski bir oyuncu olduğundan bahsetmiştim. İran’ın günümüzde ideolojisini yaymak üzere Irak ve Suriye’deki faaliyetlerinin yanısıra, Yemen’de Husi’leri desteklediğini ve bu grubun, arasında ülkemiz ile ABD ve bazı arap ülkelerinin bulunduğu bir koalisyonca desteklenen Suudi Arabistan tarafından sürekli bombalanmasına rağmen Yemen’de kontrolü sağlamış olduğunu da hatırlatmakta yarar var.
Kısacası, içinde ülkemizin de bulunduğu bu coğrafyada çok sayıda ideolojik görüş, birbiriyle açıkça mücadele içindedir.
Bunlardan birincisini, tüm başarısızlığına karşın hükümetçi sürdürülmeye çalışılan Sünni eksenli Büyük Ortadoğu Projesi, diğerini, Suudi Arabistan’ın batılı ülkelere rağmen ihraç etmeye çalıştığı ve dolayısıyla akla gelen tüm radikal İslamcı terörist guruplara yardım etmesine (toplam 110 milyar ABD Doları) neden olan bağnaz Vahhabici anlayış ile, İran’ın her türlü desteği verdiği Şii yönelimi arasındaki çatışmalar artık açıkça gözönüne serilmiştir. Batılı ülkelerin Suriye ve Irak üzerindeki ‘böl ve yönet’ çabalarıyla, Rusya’nın bu durumdan faydalanması gayretlerini saymıyorum bile!
Etnik boyuttan çıkarak artık mezhepsel bir boyut aldığı gözlenen bu mücadelenin ne yazık ki bir galibi olmayacak.
İslam Dini’nin kendi içinde hesaplaşması anlamına gelecek bu mücadelenin kapsadığı coğrafya da ne yazık ki Orta Doğu ile sınırlı kalmayacaktır.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam