Bir gurup İngiliz düşünür ve uzman bu konuyu ele almışlar ve tartışmaya son noktayı koymuşlar. ”Yumurta tavuktan önce vardı, yani yumurtadan çıktı…”

Sorunun cevabı genetik materyalin (kromozomlar üzerinde kalıtsal özellikleri taşıyan yapı kitlesi) bir organizmanın hayatı boyunca değişmediği, bu nedenle daha sonra tavuk olarak adlandırılacak ilk kuş türünün ilk önce ”embriyon” olarak bir yumurtanın ”içinde” oluşması gerektiği fikrinde saklı.

İngiltere’nin doğusundaki Nottingham üniversitesinden Profesör John Brookfield, tarih öncesi çağlarda bugün tavuk olarak adlandırılan türün, bir yumurta içinde embriyo olarak oluştuğunu söyleyerek yumurta içinde büyüyen ve ileride tavuk haline gelecek organizmanın tavukla aynı DNA’ya sahip olduğunu kaydetti.

Brookfield, yaşayan türe ait ilk ”maddenin” bu yumurta olması gerektiği konusunda şüphe bulunmadığını, ”bu nedenle yumurtanın kesinlikle tavuktan önce var olduğunu” savundu.

Yazımın başlığıyla ilgili bu girizgâhtan sonra, gelelim asıl mevzuumuza;

Yaşadığımız 15 Temmuz faciası, gerekçesi ne olursa olsun ismine ister kalkışma diyelim, ister darbe diyelim, sonuç itibarıyla var olup olmadığı tartışma konusu olsa bile, ne kadarcıksa o kadar olan demokrasimize karşı yapılmış bir eylemdir.

Bu eylemin katılımcılarının ağırlıklı olarak TSK mensubu ve rütbelilerden oluşması, doğal olarak hepimizin önüne bu insanların bir merkezden nasıl birer robota ve ölüm makinesine dönüştüğü sorusunu getirmiştir. Şüphesiz ki bu insanların içinde bulundukları ruh halinin sebepleri, psikiyatrinin konusudur ve bize laf etmek düşmez.

Ancak bizim önümüzdeki sorulardan biriside; İnsan demokrasi için mi lazım? Demokrasi insan için mi lazım? Sorusudur.

Belki bu soru birilerine absürt gelebilir, ancak bu sorunun cevabının peşine düşmekten muradım, istikballerine umut bağladığımız nice insanımızın PKK, IŞİD, FETÖ ve benzeri terör örgütlerinin eliyle heba olmasına ve memlekete zarar verecek hale gelmesine ayrı bir pencere açmaktır.

Şüphesiz ki bu terör örgütlerinin oluşmasında ve bunların arkasına saklanarak, Türkiye’ye dair hesap kitaplarını hayata geçirmek isteyen uluslar arası yapılar, ülkeler söz konusudur ve bunlar hep olacaktır.

Ancak, 15 Temmuz gecesi canlarını demokrasimize sahip çıkmak için hiçe sayan insanlarımızın ve demokrasimiz yok etmeye çalışan hainlerimizin demokrasi yandaşlığını ve karşıtlığını demokrasi ekseninde ele alacak olursak;

Hainleşme sürecine demokrasinin varlığı mı, yokluğu mu katkı sağlıyor diye bir alt soru karşımıza çıkar. Bu sebepten dolayı demokrasi diye tapındığımız yönetim tarzının, bizde ne kadar ete kemiğe büründüğünü gözden geçirmemiz gerekir.

Birçok batılı siyaset bilimcisi; “demokrasi ile feodalizmi iki yırtıcı hayvana benzetir ve bir kafeste yaşayamayacaklarını iddia eder” bundan dolayı da, batıllılar bizim gibi feodalitenin yer yer hüküm sürdüğü ülkelere, demokratmışız gibi davranırlar. Bizde seçimi demokrasinin merkezine oturtturarak, demokrasinin varlığını ispata çalışırız.

Feodalitenin en fazla beslendiği ırmağın, inanç ve etnisite olduğunun üzerinde hem fikirsek, etnik ayrımcılığı hedefleyen terör örgütlerinin de, dinsel amaçlı terör örgütlerinin de panzehirinin, kuralları ve kaideleriyle, kuvvetler ayrılığını tesis etmiş ve kurumsallaşmış bir demokrasinin olduğunu görmemiz gerekir.

Bu evsafta bir demokrasi, memleketi başta komşularımızda yanan ateşe karşı korumakla kalkmaz, aynı zamanda dünyanın önemli bir karar vericisi haline getirir.

İslam Coğrafyasına “ılımlı İslam” gibi emperyalizmin kurguladığı bir yüzle model  olmanın mümkün olmadığı tecrübeyle sabitleşmişse, gerçek demokrasi üzerinden model olma, İslam dünyasına da, İslama da büyük katkı sağlar,

Cemaatleşmeyi, tarikatlaşmayı, kabileleşmeyi, aşiretleşmeyi STK gibi değerlendirmek ve kutsamak feodaliteyi kalıcı kıldığı gibi, ulus harcının karılmasını da engeller. Devlet organizasyonunu ele geçirme hedefi bu yapılar için varılması gereken bir kızıl elmaya dönüşür.

Kimlik siyaseti kumpasından, siyaset kurumu kurtarılamadığı müddetçe feodalizm yaşamaya devam edecektir.

Demem o ki;

Devleti yeniden inşaa etmenin cümle kapısı demokrasiyi yeniden inşaa etmekten geçer. Demokrasi lafzi olmaktan çıkmadıkça, inşaasına çalışılan devlet kısa bir süre sonra bizi başa döndürür.

Kaldı ki, mevcut fotoğrafımızı devam ettirdiğimiz müddetçe bu gün meydanlarda demokrasiyi savunmak adına irade koyan bir kısım insanın, yarın demokrasiyi katledecek hainlere dönüşmesi, hiç birimiz için sürpriz olmaz.

Bir örnek vermemiz gerekirse; 2010 yılında yapılan anayasa referandumunda, FETÖ mensuplarının demokrasi havariliği hepimizin hafızasındadır.

Son söz;

Demokrasi yaşatmak üzere varsa da insan içindir, demokrasi yaşamak için de varsa da insan içindir.
Yaşatmayan, yaşamayan demokrasinin varlığından söz edilebilir mi?

İnsan demokrasiden önce de vardı, demokrasi insandan çıktı…

PAYLAŞ
Önceki İçerikKeçeciler: Kuvvetler ayrılığını bozmak hatadır
Sonraki İçerikDoktor, hastasına 200 lira MR parası verdi
Gürcan Dağdaş
54. Cumhuriyet Hükümeti'nde Devlet Bakanı olarak görev yaptı. 22 Temmuz 2007 Genel Seçimlerinde, MHP'den Kars Milletvekili seçilerek Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23'üncü dönem üyesi oldu. Aralık 2013 yılında, MHP'den istifa etti. Toplumsal Çözülme, Kağıda Düşenler, Düşünceye Davet ve Fetret Dönemi Yazıları ismiyle yayınlanmış, dört kitabı var.