“Yüz dinle, bin düşün, bir tek söz söyle,
Sözünden bilinir irfân demişler.” (Mir’âti )
” İnsanları sözcükler idare eder” demiş bir ingiliz devlet adamı.
Tarih boyunca devam edip gelen ve son günlerde giderek artan anlamlı-anlamsız yada yerli – yersiz söz yarışını gördükçe, söz üzerine söylenmiş görüş ve düşünceleri okuyucu ile paylaşmak gereksinimi duydum.
Siyasi hayatta, devlet yönetiminde, bilimsel kurumlarda ve toplumsal sorunlarda görüş ve düşünceleri ifade ederken, insanların ünlü bir halk sözünü hatırlamaları fayda sağlayacaktır. “Bin düşün, bir konuş.”
Yanlış söz söyleyen kişinin diline söylediği halk sözü : “Dilim, seni dilim dilim yerim.” Dilini yeme, dilini yutma ve dilini satma ama yerinde ve zamanında kullan. “Eline, diline ve beline sahip ol ” sözü ünlüdür. insan ne çekerse dilinden çeker, “dil yarası yaraların en büyüğüdür,öz ağlamayınca göz ağlamaz” demişler.
“Aklına ve ağzına geleni olduğu gibi söylemeden önce dokuz yutkun, dur, düşün ve sözün nereye varacağını iyi hesap et ” , diyen halkımızın, asırların süzgecinden süzülüp gelen deneyimlerinden ve söylemlerinden yararlanmakta yarar bulunmaktadır.
Nasrettin Hoca’nın hemşerisi şair Şevki Akar, bir şiirinde şöyle demekte:
“Kimileri kuru sıkı, kimi desteksiz atıyor;
Pişmiş aşa kimi zehir, kimi soğuk su katıyor….”
Toplumda söz sahibi kişiler, bir söz söylemekte ve halk o sözü alarak yollara düşmekte, dilden dile kişisel bilgi ve anlayışa göre değişik anlamlara ve yerlere sürüklenerek akıl ve mantık dışı yaklaşımlar, yorumlar günlerce insanları meşgûl ederek sözün özünden ve işin esasından uzaklaşılmaktadır.
Boş söz ve faydasız çabalarla toplumsal enerji yok olmakta, ulusal birlik ,hoşgörü, dayanışma ve kardeşlik havasının yerini sevgisizlik, saygısızlık, düşünce karmaşası almaktadır.
Düşünce yorgunu toplum , fikir karmaşası içinde gerçeklerin aydınlığını bulanık gözlerle ve gönüllerle izlemekte ve karamsarlığa sürüklenmektedir. Bu ortamlar bulanık suda balık avlamak isteyenlerin işine gelmekte, şu dizelerde söylenen gerçek olmaktadır:
“Güden çoban sürüyü döndürünce ters yöne,
Geçmez mi sürüdeki topal koyun en öne.”
UNESCO tarafından 1985 yılının “ULUSLARARASI GENÇLİK YILI” ilan edilmesi üzerine yurt genelinde açılan yarışmada birinci alan Malatya Darende’li ünlü halk ozanı Aşık Beyanî “OĞUL”destanı şiirinde şöyle demekte:
“…Dört mevsim güzeldir yurt dilim dilim/ Yedi dil bilsem de Türkçe öz dilim/ Türk kültürü külliyetli bir ilim/ Buna çalışmakla erilir oğul… Sahip çık kimseye verme bir karış/ Bu toprak üstünde başlat bir yarış/ Fikirle savaş yap, fikirle barış/ Kılıç en sonunda vurulur oğul…”
“Erdemin başı dil ” diyen ve Türk dili üzerine 11. YY’ da yazdığı ” DİVANÜ LÜGAT- İT -TÜRK ” eseri ile ünlü Kâşgarlı Mahmut için, Fazıl Hüsnü Dağlarca yazdığı şiirde öyle demekte:
“Büyük savaşlarında Türkçenin /Sen dil eri,
İşte yapıtın gözalan göklerle ulaşır /Ta bugüne dek /Ta oralara, ileri”…
” Yüzün süsü gözdür, dilin süsü sözdür,” şeklindeki Uygur atasözü de sözün önemini ve yerini vurgulamaktadır.
Göz ve söz üzerine söylenen söze şu eklemeyi yapmaktayım: Sözün özünü arayanların gazetesi, SONSÖZ’DÜR.
Söz , öz, dil üzerine halkımız arasında sayısız deyim ve halk hikâyesi de bulunmaktadır. Söz söylemek isteyenler bunlardan yararlanmalıdır.İşte böylece söz yerini bulursa köşe sözü olur, taş yerini bulursa köşe taşı olur.
Sözün özüne erişen Yunuslar, Karacaoğlan ve daha nice bilgeler ölümsüz olarak yarınlara akarak yaşamaktalar.
Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig’de ifade ettiği gibi ” Ey oğul! Özünü ve sözünü doğru tut. Söz bilerek söylenirse bilgi sayılır; bilgisizin sözü düşman kayırır.”
Dede Korkut Kitabı,Begil Oğlu Emre’nin Destanı’nda şöyle denilmekte:
“Oğul oğul ay oğul /Kalkıp yerimden doğrulu verdim /Kara dağlar önüne ava bindim,
Kara elbiseli kâfirlere rastlamadım /Elâ gözlü yiğitlerimi kırdırmadım,
Sağdır esendir yiğitlerim oğul kaygılanma…”
Bu toprakların yetiştirdiği dünya şairi Nâzım Hikmet, şiirinde şunları yazmış:
“Şehitler,Kuvâyi Milliye şehitleri,
Mezardan çıkmanın vaktidir!
Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
Sakarya’da,İnönü’nde,Afyon’dakiler
Dumlupınar’dakiler de elbet
Ve de Aydın’da,Antep’te vurulup düşenler,
Siz toprak altında ulu köklerimizsiniz
Yatarsınız al kanlar içinde.”
Büyük ozanımız Yunus Emre,”Gönül yıkma,doğru yoldan sapma,gözlerin hakk’ı görsün,alçak gönüllü ol,hayır et ki birin bin ve yükün cevher olsun” demiştir.
Şairler, geçmişe, günümüze ve geleceğe şiirleriyle ışık tutuyorlar. Ne mutlu şiirlerin ışığında ısınan ve aydınlanan insanlara.Tatlı dil ve güler yüz, insan yakışan iki vasıftır.

PAYLAŞ
Önceki İçerikMektebim öğrencileri mezuniyetlerini İrem Derici ile kutladı
Sonraki İçerikKendi değerini bilmek
Yahya Aksoy
Yozgat Boğazlıyan'da doğdu. İlk ve orta öğrenimi takiben iki ayrı fakülteden ve Askeri Akademiden mezun oldu. MEB , Kültür ve Turizm Bakanlığında üst düzey yönetici ve genel müdür olarak görev yaptı. İngilizce bilen, şair ve "Tarihi İpek Yolu" kitabı yazarı, evli ve üç çocuğu bulunan Aksoy, Ankara'da yaşamaktadır.