Tarih, kadını koruyan evlilik antlaşmalarıyla dolu

0
129

Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Klasik Arkeoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Nevzat Çevik, kadının konumu, hakları ve evlilik hukuku hakkında antik çağlar boyunca pek çok belge bulunduğunu; evliliğin bir anlaşma olduğunu ve kadını erkeğe karşı korumak için yapıldığını belirtti.

Prof. Dr. Çevik, bulunan belgelerin dönemler boyunca evliliğin kuralları olduğunu, eşlerin kendilerince hakları bulunduğunu gösterdiğini, aşkın ise her daim var olduğunu söyledi. Prof. Dr. Çevik, ancak aşk için dağları delen, çölleri geçenlerin hep erkekler olduğunu ve en güzel aşk şiirlerini de hep erkeklerin yazdığını ekledi.

TARİH KADINLARIN PEŞİNDE ÖMRÜNÜ TÜKETEN ERKEK HİKAYELERİYLE DOLU

Tarihin, kadınların peşinde ömrünü tüketen erkek hikayeleriyle dolu olduğunu kaydeden Prof. Dr. Çevik, “Modernitenin iyice mekanikleştirdiği çağımız insanına göre aşk ve sevginin eski zaman hayatlarındaki yeri daha özeldi. İnsanların televizyon ya da akıllı telefonlarında değil, birbirleriyle zaman geçirdiği, likit ekranlara değil doğrudan göze bakıldığı, cama değil tene dokunulan geleneksel dönemlerin duygusal ve insani büyüsü vardı” dedi.

YAŞADIKLARI EV EŞİT ŞEKİLDE KADIN VE ERKEĞE AİT

Kadının hakları ve evlilikle ilgili tarihten örnekler veren Prof. Dr. Çevik, Kültepe (Kayseri) tabletlerinde evlilik hukuku, evlilik töreni ve evlilik sonrası eşit mal bölüşümünün anlatıldığına dikkat çekti. Prof. Dr. Çevik, “2’nci bin Anadolu’sunda kadın ve erkek eşitliği kaygısının var olduğu anlaşılmaktadır. Saparaşna ve Kulşia’nın evlendiğini anlatan tablette evlilik hukukuyla ilgili çeşitli maddeler de var. Mesela ev her ikisine ait” diye konuştu.

BAŞLIK PARASI VE NAFAKA VAR

Anadolu’nun monogami gelenekli olduğunu sözlerine ekleyen Prof. Dr. Nevzat Çevik, Asur’da satın alma evlenmesi ve lavirat uygulandığını belirterek şunları anlattı:

“Eşi ölen gelin evden bir başkasıyla evlenir. Asurlu tüccarlar Anadolu’dayken başka bir kadınla evlenemez. Ancak Asur’a gittiklerinde geçici olarak Qadiştum adı verilen fahişelerle birlikte olabilirlerdi. Bazı aileler, ‘Kızımızla evlenirsen yurt dışına çıkmayacaksın’ diye protokol yapmış. Başlık parası ve nafaka da Mezopotamya yasalarında yer alıyor.”

HİTİT’TE KADIN HEM DİNSEL GÖREVLERDE HEM DE ÜRETİMDE VARDI

Hitit’te başlık parası (kuşata) ve çeyizden (iwara) bahsedildiğini anlatan Prof. Dr. Çevik, “Hitit’te Tawananna kraliçe demektir. Kadın o dönemde yönetimde söz sahibiydi. En ünlü kadın III. Hattuşili’nin eşi Hattili Puduhepa’dır. Dinsel görevlerde kadınlar yer alırdı. Büyük rahibeler, tanrı anaları, bilge falcı kadınlar (Su.Gi) vardı. Ayrıca kadın terzi (Tug), kadın dokumacı (Us.Bar), bira imalatçısı-meyhaneci kadın (Kürun.Na), kadın değirmenci (Ara) vardı. Kadınların bu görevler karşılığında aldıkları para ise erkeklerin yarısı kadardı. Katiplik ve diğer uzmanlık eğitimli işlerde ise kadın yoktu” dedi.

HİTİT’TE KIZ KAÇIRMA VE EVLİLİK

Hitit döneminde evlilikle ilgili pek çok kayıt bulunduğunu belirten Prof. Dr. Çevik, bir kız bir erkeğe sözlü iken başkası tarafından kaçırılırsa sözlüsünün kıza verdiği başlığın, kaçıran erkek tarafından iade edildiğini belirtti. Sözlü olan bir kızı, ailesi ayırırsa ve başka erkeğe verirse, iki misli başlık ödediğini de belirten Prof. Dr. Çevik şunları anlattı:

“Eğer erkek kıza el sürmemişse sözünden vazgeçebilir, fakat başlığı ödemeye mecburdur. Mesela bir erkek karısını baba evine götürürse, kadın çeyizini de beraberine alır. Kadın kocasının evinde ölecek olursa ya da kocasının malı mülkü yanarsa, erkek karısının çeyizini kendine alır.”

AYRILIKTA MAL PAYLAŞIMI EŞİT

Hitit döneminde yapılan evliliklerde bir erkeğin esir bir kadını eş alması durumunda bile kadının hakları olduğunu belirten Prof. Dr. Çevik, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Eğer çiftin sonradan araları bozulup ayrılırlarsa, her biri mal ve mülkün yarısını alır. Çocukların velayeti ile ilgili maddeler de var. Ayrılık durumunda kadın sadece bir çocuğunu yanına alabilir. Bir kadının kocası ölürse kayınbiraderi ile evlenebilir.”

‘SEN BENİM KARIM DEĞİLSİN’ DEMEK BOŞANMAYA YETİYORDU

Hammurabi Yasaları’ndan söz eden Prof. Dr. Çevik, İÖ 18. Yüzyıl’da kadın ve evlilikle ilgili 282 yasa bulunduğuna dikkat çekti. En çarpıcı örneğin 128’inci madde olduğunu belirten Prof. Dr. Çevik şunları söyledi:

“Bu maddede ‘Eğer bir adam bir kadını almış, fakat buna ilişkin bir sözleşme yapmamışsa, bu durumda kadın adamın karısı sayılmaz’ diyor. Bir başka maddede ise çocuk olduğu halde erkek karısını boşarsa, kadın çeyizi ve malın yarısını alır. Yasalara göre erkeğin ‘Sen benim karım değilsin’ demesi boşanmaya yeterliydi. Ancak kadın için farklı. ‘Sen benim kocam değilsin’ demenin cezası nehre atılmaktı. Kadın nehirde boğulursa suçlu, boğulmazsa suçsuz sayılırdı. İÖ 19. Yüzyıl’da Eşnunna Krallığı yasasında da şöyle bir madde var; ‘Eğer bir adam, bir adamın kızını anasına ve babasına sormaksızın ve sözleşme yapmaksızın alırsa, kız adamın evinde 1 yıl dahi otursa onun karısı değildir.’ O dönemde kadının miras hakkı yok. Sadece çeyiz hakkı var. Bunların çoğu daha düne kadar Anadolu’da yaşanmaktaydı.”

ESKİ YUNAN’DA EVLİLİK ANTLAŞMASI

Eski Yunan’da ise evliliğin bir antlaşma olarak tanıklar huzurunda imzalandığını belirten Prof.Dr. Çevik, şöyle konuştu:

“Evlenecek eşler ‘engyesis’ adında evlilik öncesi antlaşmayı tanıklar huzurunda imzalardı. Düğüne törenleri Zeus ve Hera’ya yapılan dualar ve kurbanlarla başlardı. Ardından gelin ve damat için dinsel bir yıkanma töreni yapılırdı. Daha sonra kız evinde düğün yemeği verilir, akşam çeyizi ile gelin, damadın evine götürülürdü. Damat kapının önünde gelince bir ayva verir, evin içinde ocak önünde yeni evlilerin üstüne hurma, incir, ceviz, bozuk para dökülürdü.”

Doğum sonrası çocuğu büyütmek ya da büyütmemek hakkına babanın sahip olduğunu anlatan Prof. Dr. Çevik, “Doğan çocuk erkek ise kapıya zeytin dalı, kız ise iplik asılırdı. Yunanlılarda şahıs isimleri tekti. Resmi kayıtlarda karıştırılmaması için baba adı eklenirdi. Sokrates Sophronikou Sophraniskos’un oğlu Sokrates gibi” dedi.

ROMA DÖNEMİ’NDE EVLENME YAŞI

Roma Dönemi’nde genelde kızların 16-20, erkeklerin ise 27-30 yaşlarında evlendiklerini aktaran Prof. Dr. Çevik, “Yasal bir evliliğin (martrimonium iustum) gerçekleşebilmesi için tarafların Roma yurttaşlık hakkına sahip olması gerekirdi. Yasal evliliğin iki şekli mevcuttu. Manus’ta, gelin kendi ailesinden çıkıp kocasının veya ailesinin manusuna girerdi. Böylece kadının tüm sorumluluğu ve hakları damadın ailesi tarafından güvence altına alınmış olurdu. Manusun gerçekleşmesinde farklı tarzlar vardır. Confarreatio tarzında sadece yurttaşlık haklarına sahip olanlar arasında yapılırdı. Dini bir törenle gerçekleşir, evli çiftler kurban keser, buğday ekmeği (panis farreus) dağıtırlardı. Coemptio tarzında ise gelinin satın alınması söz konusuydu. Ancak Roma’da manus dışı evlilik yaygındı, bu nedenle ayrılmak da kolaydı.”