“Bana yol gösterecek, rehberlik edecek bir yayın, bir kitap bulamayınca, engelli oğlumla yaşayacağım engellenemez, tarifsiz aşkımı herkese örnek olması ve ders alınacak kitap olabilmesi , yol göstermesi amacıyla ilk kitabımı yazdım” diyen Özlem Türker Eruygur kendisi ve kitapları hakkında konuştu. Karlı soğuk bir Ankara gününde, sıcak ortamda kahvelerimizi içerek ropörtaj yaptık.

Sizi biraz tanıyabilir miyiz?

1969 yılında Tokat’ta dünyaya geldim. Asker bir ailenin ortanca çocuğuyum. Gazi Üniversitesi, Eğitim fakültesi, Rehberlik ve Psikolojik danışmanlık bölümünü mezunuyum. 1993 yılında eşimle evlendikten sonra eşimin görevi sebebiyle birçok ülkeyi görme ve yaşama fırsatı buldum. İki erkek çocuk annesiyim.

Yazmaya nasıl başladınız?

Çocukluğumdan beri şiir yazmayı ve duygularımı kağıda dökerek ifade etmeyi seven bir insandım ama gerçek yazma serüvenimin başlangıcına ikinci oğlumu kucağıma aldığım an karar verdim diyebilirim. Sağlıklı bir bebek sahibi olmayı hayal ederken, kollarıma bırakılan down sendromlu bir melek sahibi olduğumu öğrendiğim andan itibaren ben ve tüm ailem için bambaşka bir yaşama başladık. Kendimi iyi hissettiğim ilk fırsatta bana meleğimle bir yol gösterecek, güç verecek bir kitap arayışına girdim ama maalesef tam istediğim gibi bir kitap bulamadım. O gün hayalimdeki kitabı ben yazmalıyım dedim. Tabii bunun için dokuz senelik bir süreç geçti. Ben bu süreçte piştim, tecrübelendim ve engellerle savaş konusunda bir çok şey öğrendim. Kendimi yazmaya hazır bulduğum anda da ilk kitabım Yamalı yürekli Aşk’ı bir çırpıda yazdım.

Ne kadar bir süre de yazdınız ?

Kitabımı tasarlamam üç ay sürdü. Öncesinde kafamda şekillendirmiştim. Bir de hikaye kendi hikayenizse, duygularınızı kelimelere yansıtmanız daha kolay oluyor. Ben bu kitaba kalbimi koyarak yazdım. Hedefim öncelikle engelli oğluma duyduğum büyük aşkı dünyaya kanıtlamaktı. Amacım ise engelle yeni tanışan kader arkadaşlarıma klavuzluk ederek, yalnız olmadıkları mesajını vermek, adeta bir yol gösterici gibi, yaşanmış tecrübeleri paylaşmak rehberim oldu.

Neden Yamalı yürekli Aşk?

Kitabın ismini daha yayınlanmadan, yıllar önce tasarlayıp karar vermiştim. Oğlum Tunç çok ciddi bir kalp ameliyatı geçirdi. Yaşaması bir mucizeydi. O ameliyat gecesi “yamalandı yüreği tazecikti” dizeleri ile başlayan bir şiir yazmıştım. Kitabımı yazarken de oğlumdan hep “Aşk” diye bahsetmeyi seçtim. Çünkü o benim ve ailemin gözünde aşkların en büyüğü idi. Bu nedenle de kitabın adı Yamalı yürekli Aşk oldu.

Daha sonra yazmaya devam etmeye karar verdiniz?

Eskiden beri yazmak benim için kendimi ifade etmek için en sevdiğim yoldu. İlk kitabımın gördüğü yoğun ilgi, insanların satırlarımda kendilerini bulduklarını ifade etmeleri beni çok etkiledi. Daha da yüreklendirdi. Bu sefer engeller konusunda misyonumu tamamladığımı düşünüp, her zaman en çok dile getirilen, en gizemli ,en tılsımlı duygu olduğuna inandığım “Aşk”ı işlemek istedim. Fakat yazım aşaması o kadar kısa sürmedi. Birbirinden bağımsız ve güzel bir çok gerçek aşk hikayesi dinledim. Anlatılan ile hayalimde şekillendirdiğim bazı hikayeleri kelimelerimle ve duygularımla yoğurup kaleme aldım. Bunların içerisinden seçtiğim aşk hikayesini “Aşkın halleri” adıyla okuyucuyla buluşturdum. Okuyuculara insanlardan ve hikayelerden hangisinin gerçek olduğuna kendilerinin karar vermesini istedim.

Üçüncü kitabınızda da aşkı mı işlediniz?

Üçüncü kitabımın konusunu karar vermemde televizyonlarda, gazetelerde sık sık tanık olduğumuz şiddet olayları ve kadın ölümlerinin çok büyük etkisi oldu. Bir kadın olarak bu yaşanan trajik olaylara kayıtsız kalmam mümkün değildi. Bu sebeple şiddet mağduru kadınlarımız için bir kitap yazmanın toplumsal bir sorumluluk olduğuna inandım. Eşimin görevi dolayısıyla Belçika’nın “Antwerpen”şehrine tayin olduk. Orada yaşayan çok geniş bir gurbetçi kitlesi var. Benim bir gurbet gelini hikayesi yazmak istediğimi duyan kadınlarımız bana gönüllü destek vererek, kalplerini açtılar , hikayelerini paylaştılar. Hikayelerin bazıları gerçekten çok etkileyici ve çok çarpıcıydı. Ben bu yaşanmış hikayeler ışığında gurbet gelini Elmas karekterini yarattım. Kitabıma Antwerpen’in Elmas’ı adını verdim. Elmas’a iki farklı kader çizdim. İlk bölümde bir çok şiddet mağduru kadının sonu ile Elmas’ın aynıydı. Bir kadın olarak bu sonu hiçbir kadına yakıştıramadığım için ikinci bölümde o kaderi güzel bir Antwerpen gezisi eşliğinde tadlandırdım.

Peki bu üç kitaptan sonra bir yazar olarak kendinizi nasıl tanımlarsınız? Yazmak sizin için ne anlam ifade ediyor?

Ben yazarım demeyi kendime pek yakıştıramıyorum. Üç kitap yazmış olsam da, bu işin eğitimini almış kişilere saygısızlık yada haksızlık etmek istemem. Ben kitap yazıyorum demek sanki daha makul. Yazmak benim için harika bir terapi. Engellerle zorlu bir savaşın içinde gerçek yaşama bir mola gibi. Adeta kelimelerde, cümlelerde gönüllü bir kayboluş. Yazdıkça ve paylaştıkça bu bana çok mutluluk veriyor. Yaşama güzel gözlerle bakabilmeyi de zaten yazma aşkıma borçluyum.

Ufukta yeni bir proje var mı?

Çocuklar için bir hikaye kitabı yazmayı istiyorum. Çünkü toplumun en hassas bölümünü onlar oluşturuyor. Onları iyi yönlendirebilirsek sağlıklı, merhametli ,saygılı bir toplum yaratabiliriz. Bizim ülkemizde maalesef toplumun engeller ve engelliler konusunda farkındalığının yeterli olmadığını düşünüyorum. Bugünün çocukları yarının yetişkinleri olacak. Sırf bu yüzden de engeller konusunda onları bilinçlendirmek için birşeyler yaparsam kendimi daha huzurlu hissedeceğim. O minik ve saf yüreklere işleyebileceğim bir hikaye ile bugünün çocukları yarının yetişkinlere yakın zamanda bir sürpriz yapabilirim .

PAYLAŞ
Önceki İçerikTıpkı “Fil Hamdi” hikayesi gibi!
Sonraki İçerikİncirlik mesajıyla Amerika uyarıldı
Suat Özer
Ankara 1955 doğumlu, gazeteciliğe 1977 yılında Günaydın gazetesinde başladı, sonrasında çeşitli gazete ve dergilerde çalıştı. Çevre Bakanlığı kurucu basın müşavirliği görevinde bulundu. Orman Bakanlığı eğitim dairesinde görev yaptı. 3 yıldır Sonsöz Gazetesinde köşe yazıları ile bizlerle...