, “Bu coğrafya da hiçbir ülkenin gerçek manada milli iradeye dayanan bir rejimi yok. İş yapmanın yolu da ticaretinizi yapacaksınız, turizmini yapacaksınız, zenginliklerinden faydalanacaksınız ama aralarında ki ilişkilere girmeyeceksiniz. Tarafsız olacaksınız ve üstte kalacaksınız”

Gazetemize konuk olan eski Başkonsolosu CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Ardahan Milletvekili Öztürk Yılmaz, gazetemiz Genel Yayın Yönetmeni Orhan Uğuroğlu ile yaptığı söyleşide ülkenin dış politikaları hakkında çarpıcı açıklamalarda bulunurken 101 günlük esaret günlerinden de bahsetti. Öztürk Yılmaz, “Olayları şahsileştirmeyip ulusal çıkarlarına bakmak lazım. Türkiye’nin dik durması lazım bölgesindeki her ülkeyle mümkün mertebe iyi geçinmesi lazım” dedi.

MUSUL GÜNLERİ

Öztürk Yılmaz söyleşiye Musul günlerini anlatarak başladı “O dönem Musul da çok çalkantılı bir dönem yaşanıyordu. Bir taraftan merkezi otorite zayıflamıştı. Irak da Maliki Başbakandı. Bir tarafta Maliki’nin Şii mezhepçiliği bir tarafta AKP’nin Sünni mezhepçiliği tamamen kafa kafaya geliyordu dolayısıyla ben orda ateş altındaydım. Günlük yaklaşık olarak 10bin tane silah atılırdı. 30-40 arasında büyük çaplı bomba patlardı. Hastanelerde ne kadar ölü olduğunun kaydı tutulmazdı. Bizim Başkonsolosluğumuz tam şehrin göbeğinde olduğu için o zamanlar maalesef çok yanlış bir yer tercih edilmiş. Bunlar hiç düşünülmemiş ateş altındaydık. Ben nerdeyse her iki ayda bir camı çerçeveyi tekrar tamir ettirirdim. Duvarlar çatlardı. Bazen tavan çökerdi. Bazen sığınaklara geçerdik. Tabi yalnızdık biz orda bizden başka bir uluslararası temsilcilik yoktu. Ben karakter olarak durmayan bir insanım. Baktığımızda Musul tarihi Türkiye için önemli bir yer ve Musul başkonsolosluğuna da Kerkük, Telafer gibi önemli bölgeler Musul başkonsolosluğumuza bağlı. Irak’ın en kritik alanları ve siyasetin zirve yaptığı yerler den sorumlusunuz. O zaman el kaide vardı. Ama kimin ne olduğu belli değildi çok sayıda terör gurupları vardı.
Suriye de Rakka’yı ele geçirdikten sonra IŞİD büyüdü ve Suriye den bir şekilde hücum ederek Irak’a geldi. Irak da IŞİD vardı ama bu kadar güçlü değildi. Musul’un valisi vardı. IŞİD Vali bazen bir yerden bir yere gidebilmek için izin isterdi. Federal asker kendi valisine bile izin vermezdi. Or da istihbaratın kime çalıştığı belli değil ben orda iki tane seçim atlattım. Tabi oradaki seçimlerde son derece kritik seçimler hem yerel seçimlerdi Musul’un ve Telafer’in, Kerkük’ün idari yapısı şekilleniyor ve biz burada tarihsel olarak belli bir konumda olmamız gerekiyor. İkinci kritik konuysa genel seçimlerdi. Onlarda da sonuçta biz orada bir diplomatik temsil yapıyoruz ve diplomatik faaliyet yürütüyoruz. O ülkenin mümkün mertebe yasalarına uygun bir şekilde orada diplomatik faaliyet yürütmek ve çıkarlarımızı gözetmek zorundayız. Bizim orda biraz çekilip geri durmamızı istiyorlardı Bayrağımızı falan indirmemizi istediler. Ben Musul’dayken neredeyse 15-20 günde bir bayrağı değiştirirdim. Çünkü bazen mermiler falan sekerdi. Bir de kum fırtınası oluyordu yırtılıyordu bayrağımız. Çünkü bayrağı yenileyerek biz buradayız hiçbir yere gitmiyoruz derdik.
Esir olmadan önce iki defa farklı zamanlarda bombalandım. İlk bombalanmam da aracımla Erbil’e gidiyordum. Kerkük ile ilgili görüşmeler vardı o dönemde Kürtler Kerkük’ün yerel yönetimiyle ilgili düzenlemeler yapıp Kerkük’ü bölgesel kürt yönetimine katmak istiyorlardı. Tabi o dönemde bizim manevra yapabiliyorduk bu durumu akamete uğrattık. Birkaç gün sonrada ben Erbil’e giderken büyük bir kortejle çıktık her taraf mayınlı bomba ateş altında gidiyorsunuz. Normal bir durum değil savaşında ötesinde bir şey çünkü kimin kim olduğu belli değil. İlk bombalamada kıl payı kurtuldum. 0 bombalamada ölen Iraklılar oldu biz hafif sıyrıklarla atlattık. Aracımız delik deşik oldu ve gelir gelmez sanki hiçbir şey olmamış gibi toplantılarımıza devam ettik. Sırf çekiliyor demesinler diye program da hiçbir aksaklık olmadı.
Yine ikinci bombalamada Erbil’e giderken oldu. O zamanda aracımız direk hedef alındı ben hedef alındım direk oturduğum koltuğa hedef alındı. Yoldaki rögar kapağı bile 30 metre yukarı fırladı. Orada tabi büyük bir patla oldu herkes şoka girdi ben kendimi çabuk toparladım ve bağırarak araçtakileri şoktan çıkardım sonra oradan arabayı hiç bilmediğimiz bir yerlere sürerek uzaklaştırdık. Daha sonra IŞİD in Suriye den çıkıp Musul’a gelmesi oldu ve bizim büyükelçiliğimiz basıldı ve esir alındık. Orada çok trajik şeyler vardı. Siz başkonsolossunuz sizi esir alıyorlar ve silahlı teröristler Atatürk’ün ve Türk Bayrağının yanın da resim çektirmek istiyorlar ve onunla propaganda yapmak istiyorlar. Onu reddettim yaptıramadılar öldürün beni dedim ve daha sonra birçok rezillikler yaptılar ama o propagandayı yapamadılar. 101 gün işkence ve esaretimiz oldu. Tabi çok büyük bir durum benim 45 yıllık yaşantımda herhalde başımdan geçen en kötü olaydır. Daha önceki Kırgızistan görevimde de evim basıldı. Bu görevler böyle riskli bizler gözünü budaktan kaçınmayan insanlarız. Nezaketimiz bellidir ama iş memleket Türkiye meselesi olunca orda eğilmeyiz.”

Türkiye’nin başından bela eksik olmuyor ama yeni bir krizi çıktı.
Katar krizi hakkında neler söylersiniz?

İsterseniz kısa kısa gidelim Orta Doğu’nun bir kuzeyi var bizim sınırımızın güneyi birde Orta Doğu’nun güneyi var Basra körfezi gibi bölgeler. Orta Doğu’nun kuzeyinden Laskiye ye kadar bir hat oluşuyor. Yeni yapılar çıkıyor. Orta Doğuda ufalanma devam ediyor ve Laskiye den de aşağıya bugün Lübnan var. Yarın başka şeyler olacak Lübnan’da muhtemelen mezhep ve etnik temelli bölünmesi söz konusu olabilecek. Gidişat onu gösteriyor. İkinci bir şey güneyde yani bu Arap yarım adasının bu defa güneyin de Basra körfezinden Kızıl denize kadar bu defa orada da yeni özellikle rejim değişiklikleri ve çalkantılı bir döneme girdi. Bu ülkelerin rejimleri Sünni içlerinde Şii var bazılarında ise örneğin Bahreyn de Şii nüfus fazla ama yönetimi Sünni ve İran’ın oraya müdahalesi var. İran o bölgeyi değiştirmek istiyor. İran esasen kuzeyde de çok hakim neden Irak da hakim Şam da hakim Hizbullah tan dolayı Lübnan da hakim ve Hamas’dan dolayı da Filistin de hakim o hilali kuzeyden çeviriyor. Aşağıdan da bir çevreleme içinde ve ortada birbiriyle kavga eden bölük pörçük olan mezhep durumundan ziyade tamamen kabileciliğe başlamış Sünni devletler ortaya çıkıyor.
Katar konusuna gelince Katarın suçlandığı konu şu biliyorsunuz 11 Eylül saldırısını yapan 19 tane terörist vardı. Bunların 15 tanesi Sudi Arabistanlı ve Sudi Arabistan bu zamana kadar El kaide ye IŞİD’e destek veren ülke olarak anılıyordu. Ama şimdi Arabistan çıkıyor diyor ki Katar hem IŞİD’e hem El kaideye destek veriyor ayrıca terör örgütü olarak gördüğü Müslüman Kardeşlere de destek veriyor benim ülkemde rejim değişikliği yapmak istiyor diye iddiada bulunuyor. Aynı iddiayı Birleşik Arap Emirlikleri de söylüyor. Nasıl ki bu hükümet Suriye de Esat’ı devirip yerine Müslüman kardeşleri istiyorduysa onlarda diyor ki Katar Müslüman kardeşleri destekliyor. Bizde rejim değişikliği yapacak Müslüman kardeşler gibi bir yönetim şekli getirecek. Şu anda Mısır da Sisi de Birleşik Arap Emirlikleri ve Arabistan üçü Müslüman kardeşleri terör örgütü olarak görüyor. ABD de öyle görüyor ama daha yasalaşmadı.

İkincisi Yemende ciddi sıkıntılar var. Yemen de iddia edilen şu ki Katar Yemen konusun da Arabistan’ın öncülüğündeki koalisyonda yer alıyor. Ama el altından bir taraftan IŞİD ve El kaideyi destekliyor. Birde İran’ın destekledi güçler var. Normalde İran ile hareket etmemesi gerekiyor. Suudi Arabistan’ın iddiası diyor ki el altından destek veriyor. Ve bizi itibarsızlaştırıyorlar diyor. Üçüncü konu ise Katar’da ki olguyu pek sevmediler biliyorsunuz saray darbesi yaptı babasına bıraktırdı görevi. Bunu da değiştirmek istediler, bu durumdan rahatsızlar. Filistin’in en büyük finansörlüğünü yapması, uyguladığı Suriye politikaları bazılarını rahatsız ettiği için dlguyu alaşağı etmek istiyorlardı bu olmayınca şimdi Katar’a yönelik böyle bir politika başladı.
Türkiye Katar’ın yanında yer alıyor ama Katar’ı ne ile suçluyorlar Müslüman Kardeşler terör örgütüne destek olmakla. Şimdi siz Katar’ın yanında durunca otomatikman bu terör örgütüne destek vermiş olacaksınız. Burada çok dikkatli olmak lazım bu parti olayı değil, ülke meselesi. Türkiye’ye bunu yapıştıracaklar ve sırayı Türkiye’ye getirecekler.
Araplar arası ilişki de hep üstte olmamız lazım, çünkü Araplar kültür olarak kavga edip üç gün sonra barışırlar sonra dışarıdan kim bunlara müdahale etmişse toplanırlar ona karşı müdahale ederler. Bir örnek verecek olursak Başika’da ki kampımızı iyi ilişkiler içinde olduğumuz Katar’da, Suudi Arabistan’da kınadı. Şimdi bunlara nasıl güveneceğiz? Her türlü ekonomik ilişkiyi geliştirmeli ama birbirleri arasında ki ilişkiye girmemeli, yani birinin diğeriyle ilgili olan sorunlarına taraf olmamalıyız.
Siz bu görüşünüzü siyaseten mi söylüyorsunuz, deneyimli bir diplomat olarak mı?
Siyasi anlamak istenirse öyle anlamak istedikleri için söylediklerimi siyasi anlarlar. Ben diyorum ki siz Katar’la bir araya geliyorsunuz ya bir sürü ticaret yaptığınız Suudi Arabistan’ı niye karşınıza alıyorsunuz. Dubai’ye bir sürü yatırım yapıldı, 80 milyonluk Mısır bu Müslüman Kardeşler yüzünden karşımıza alındı o bölgenin en kilit ülkesi Mısır, niye karşımıza alıyoruz bu ülkeleri?
Sen ülke olarak musluğun sürekli açık kalmasına bakacaksın seni ne ilgilendirir başka ülkelerin iç işleri, önce kendi demokrasimizi sağlıklı kurmalıyız bunu söylemek bir vatansever olarak benim sorumluluğum.
Açık açık söylüyorum benim Suudi Arabistan’da şahsi olarak herhangi bir yatırımım yok, CHP’nin de herhangi bir yatırımı yok. Bunu söylememizin nedeni bir ülkenin yanında olarak o ülkenin karşısındaki ülkeleri karşımıza almamız.
Amerika’nın başka hesapları var, Amerika küresel güç. Suudi Arabistan’a gidiyor 110 Milyar Dolarlık silah satışı anlaşmasını imzalıyor. Aynı şeyi Katar’a da yapar, Katar sıkıştığından dolayı başta kalabilmek için belki daha fazlasını vermek zorunda kalacak. Şimdi Katar’a destek verdik yarın Suudi Arabistan’dan bir şey alabilecek miyiz? Alamayacağız sadece Katar’dan alabileceğiz. Bu yanlış bir strateji.
Müslüman Kardeşler terör örgütü değil. Senin demenle bu böyle mi oluyor? Bakın Suudi Arabistan bu terör örgütü diyor, Birleşik Arap Emirlikleri bu terör örgütü diyor, Yemen terör örgütü diyor sen diyorsun ki bu terör örgütü değil. Peki yarın Suudi Arabistan PKK terör örgütü değil dese ne düşünürsün? Burada hassasiyetlerine dikkat etmek lazım bu coğrafya da hiçbir ülkenin gerçek manada milli iradeye dayanan bir rejimi yok. Bunlarla iş yapmanın yolu da ticaretinizi yapacaksınız, turizmini yapacaksınız, zenginliklerinden faydalanacaksınız, karşılıklı yatırımlar yapacaksınız ama aralarında ki ilişkilere girmeyeceksiniz. Tarafsız olacaksınız ve üstte kalacaksınız
Bence hiç anlamıyor neden bakın Libya konusu gündeme geldiğinde Libya’da rejimin değişeceğini sokaktakiler bile biliyordu ama bu hükümet NATO da kim oluyor nasıl olur dedi. Bir anda Bingazi’yi Trablus’u bombaladılar bir anda Kaddafi’yi sokağın ortasında öldürdüler. Ve biz olaylara geç kaldık. Bu defa biz orada geç kaldık diye psikoza girdiler. Suriye konusu da gündeme gelince daha dinlemeden anlamadan atladılar ve erken davrandılar. Şimdi bu Katar meselesine ise tam böyle gözü kapalı balıklama dalıyorlar. Bu konu üç gün sonra susar gider. Sudi Arabistan la sen yüz yüze bakıyorsun. Diğer ülkelerle ilişkin var. Senin burada biraz sakin kalman lazım ben bunu bir muhalefet temsilcisi olarak söylemiyorum.

Hükümet yetkilileri bu gibi kriz anlarında meclisteki diğer partiler ile fikir alış verişi yapıyor mu?

Böyle kriz zamanlarında hükümetin ana muhalefet partisine ve diğer partilere bilgi vermesi lazım. Çünkü dış politikada en önemli konu ulusal çıkardır. AKP’nin çıkarı değildir ve dış politikada ideolojik yaklaşımlar mezhep ve etnik yaklaşımlar hep kaybettirir. Burada ulusal çıkar açısından bakmak lazım. Şimdi bundan vazgeçemiyorlar niye Suudi Arabistan’ı sattılar. Müslüman kardeşlere terör örgütü diyor diye. Bu durum Türkiye ye çok büyük sıkıntı doğuracak çünkü bunu siz Kayseri deki insana anlatırsınız ey dünya böyle diyor ben bunu kabul etmiyorum. Ama dünyaya anlamazsınız. Onun için ben tarihi bir uyarı yaptım. Katar olayı Türkiye olayıdır. Türkiye bu zamana kadar hep terörle mücadele eden bir ülkedir. Şimdi Müslüman kardeşlere terör örgütü diyorlar ve Türkiye de buna sahip çıkıyor.
Birde AKP halkın iradesine dayalı bir parti değil mi bu kadar özdeşleşmeye ne gerek var. Bizimde Türkiye’yi düşünen bir siyasi parti olarak bir şeyler söylememiz lazım. Biz Müslümanlığa karşı değiliz Müslüman kardeşler bir ideoloji biz bu ideolojiye karşıyız. Bu zihniyet parti bünyesinde bir yönetim anlayışı kuruyor ve diğerlerini dışlayıp yok sayıyor. Biz Sisi konusun da saplantıya girdik. Türkiye Nursi’yi hapisten çıkara biliyor mu yok. Neyin mücadelesini veriyorsun hep kayıp yaşıyorsun iş adamların kayıp yatırımların kayıp. Bu Müslüman kardeşlerin olayında Müslümanlıkla bir alakası yok. Adı Müslüman ama terör örgütüdür. Şu an da dünyada kimse özleşmiyor olanlar bile kaçıyor. Filistin deki Hamas öyleydi bir belge imzaladılar şimdi onlarda uzak duruyor. Çünkü dünyadaki eğilim Müslüman kardeşleri terör örgütü olarak takdim etmeye cereyan ediyor. Bir de bakınca bizim Anadolu da ki Müslümanlığımız her şey den daha iyidir neden çünkü biz kendi kültürümüzü geleneklerimizi harmanlamışız. Ben en son dedim ki Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleriyle ilişkilerimiz var bunlar ne olacak dedim. Hemen birisi yazmış aa şimdi Suudi Arabistan sevicisi olmuş. Şimdi sen koskoca Suudi Arabistan’ı gözden mi çıkarıyorsun. Birleşik Arap Emirliklerini gözden mi çıkarıyorsun. Kardeşim sen ne istiyorsun belanı mı istiyorsun. Bütün Arap ülkelerini gözden mi çıkarıyorsun
Almanya olayına gelince AKP’nin özellikle referandum sürecinde Almanya’nın oradaki kampanya ya engel olması gibi durumları biriktirdi farklı tepki verdi. Ama bir anekdottan bahsediyoruz diyoruz ki Alman milletvekillerinin bazıları gelemez diyoruz Almanlar da diyor ki bunları Türkiye seçmesin ben göndermeyim. Haklı olabilirsin çok aleyhtar konuşmuştur. Türkiye’nin AKP’nin argümanı şu diyor ki bunlardan bazıları PKK ya destek açıklamasında bulunmuşlar. Bunlar örgütçüdür o yüzden İncirlik üssüne girmesine ben izin vermiyorum. Peki ABD PYD ye sana rağmen silah yardımı yapıyor ve İncirliği kullanıp Rakka ya operasyon yapıyor buna ne diyeceksiniz bu çelişkiyi nasıl açıklayacaksınız burada şu olması lazım. Olayları şahsileştirmeyip ulusal çıkarlarına bakmak lazım. Türkiye’nin dik durması lazım bölgesindeki her ülkeyle mümkün mertebe iyi geçinmesi lazım. Ama bir ülkede Türkiye ye zerre kadar dokunuyorsa onun da canını yakmak lazım. Öyle bir diplomasi yürütmeliyiz ki bir ülke bir şey dediği zaman etrafındaki on ülke onu kınamalı yalnız kalmamamız gerekli.
Bu konunun buraya gelmesinin baş sorumlusu AKP’nin Suriye’deki rejim değişikliğine kalkışmasıdır. Örnek verirsek Katar’da ve Suudi Arabistan’da baskı yaparsanız yarın Suudi Arabistan parçalanır ve bir kısmı İran destekli yönetime geçer bir kısmında da teröre olaylar artar. Türkiye tüm kazancını kaybeder. Referandumda hukukun üstünlüğü ve İfade hürriyeti kalmadı. Dış politikayı düzeltmeliyiz. PKK hem iç hem de dış sorundur. Bu sarmal için bir akıl lazım. Türkiye’nin caydırıcılığı olmadığı ve Türkiye’den çekinilmediği ve Türkiye’nin itibarlarının AKP döneminde zedelendiğini gösterir. Hiçbir kimse ABD’nin bakanını Türkiye’de sınır dışı edebilir mi ya da Rusya bakanını sınır dışı edebilir mi edemez. Bunları gündeme getirip seçim malzemesi olarak kullanıldı.