Ana Sayfa Yazarlar Sykes-Picot Anlaşması – 19 Mayıs yürüyüşü

Sykes-Picot Anlaşması – 19 Mayıs yürüyüşü

177
PAYLAŞ

Sykes-Picot Anlaşması, Batılı emperyalist güçler tarafından masa başında cetvellerle belirlenen sınırlar ve siyasal egemenlik alanları ile eksik de olsa başarıyla uygulanan ve günümüzde Ortadoğu’da akan kan ve gözyaşının da nedeni olup, “böl ve yönet taktiğinin” de, yaşama geçirilmiş bir örneğidir.

Sykes-Picot’un imzalanma tarihi olan 16 Mayıs 1916’dan 3 yıl sonra, Mustafa Kemal Samsun’dan başlatacağı “Kurtuluş ve Bağımsızlık Yürüyüşü” için, Bandırma Vapuru ile İstanbul’dan yola çıkıyordu.

Sykes-Picot Anlaşması’nın kapsamı içinde olan Anadolu toprakları üzerinde uygulama belgesi olan Sevr Antlaşmasının imzalandığı 10 Ağustos 1920’deki amacı, Sykes-Picot Anlaşması’nın eksiğinin giderilmesi idi.
16 Mayıs 1919’da Samsun’a doğru yol alan Bandırma Vapuru içindeki iradenin, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak basması ile başlayan süreç, Türkiye Cumhuriyeti Devleti Türk Ulusunun oluşumunda önemli ilk adım olmuştur.
Günümüzden 97 yıl önce başlayan bu yürüyüş, Türk Ulusunun M. Kemal Paşa öncülüğünde, çağdaş bir topluma ulaşma, çağdaş uygarlık düzeyine varma ve onu aşma istencinin kararlılığının kanıtıdır.
19 Mayıs, bağımsızlığı tümü ile tehlikeye düşmüş, egemenlik hakkı yokumsanan, toprak bütünlüğü ortadan kalkmış Türk Ulusunu ve Türk Yurdunu, emperyalist güçlerin işgalinden, onlar tarafından tasarruf edilmesinden kurtarma girişiminin ötesinde;
– Bağımsızlığımız yok edici ya da kısıtlayıcı bağları koparan,
– Kişisel inanç ve tapınmaya dokunmayarak, toplumumuzu ortaçağ bağnazlığından ve inançtan kaynaklanan ve nakle dayalı kurum ve kurallardan kurtaran,
Süregen biçimde çağdaş ve uygar bir ulus olmanın ve böyle kalmanın yollarını gösteren,
– Akla dayalı laik düşünce, laik hukuk ve laik eğitim-öğretim sistemini toplumumuzun yaşamında egemen kılan,
– Tüm özgürlüklerin ve insan haklarının, sosyal hukuk devletinin ve çoğulcu demokrasinin yollarını açan,
– İçten ve dıştan kaynaklanan her türlü sömürüye karşı çıkarak, halkın yalnız siyasal değil, ekonomik ve sosyal alanda da gerçek efendi konumuna yükselmesini ve tüm yurttaşların gönencini devletin varlık ve amacı sayan,
– Ulusal sınırlar içinde “Türküm” diyen herkesi Türk olduğu ölçütünü getirerek, ırkçılığı reddedip, yapıcı, olumlu ve çağdaş Türk ulusalcılığını yaratarak onu devletimizin temel ilkelerinden biri yapan,
– Her yurttaşın eğitimden, bilimden ve sanattan payını almasını,”fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür” kuşakların yetiştirilmesini devletin başta gelen görevi yapan,
– “Yurtta barış, Dünyada barış” ilkesi ile devlet yaşamında ve uluslararası ilişkilerde kaba gücü, ırkçılığı, saldırı savaşını mahkum eden,
– Dış politikada “dünya uluslar ailesinin eşit haklara sahip onurlu bir üyesi olma” ölçütünü ve “karşılık kuralını” vazgeçilmez ilke yapan,
– Bütün ulusların dünya uluslar ailesinin eşit haklara sahip olduğunu vurgulayarak, insanlığın bütünleşmesi düşüncesinin de tohumlarını atan Atatürk Devrim ve İlkeleri”nin çıkış noktası özelliğini de taşımaktadır.
Sykes-Picot’un yüz yıl önce Ortadoğu toplumları içine saçtıkları düşmanlık tohumlarının akıttığı kan ve gözyaşı günümüzde sürmektedir.
19 Mayıs 1919 yürüyüşü ile gerçekleştirilen Türkiye Cumhuriyeti’nin yapı taşları ile ilkelerinin ise, bilinçli bir biçimde, 97 inci yılda, tek tek ortadan kaldırılmasının üzüntüsünü yaşıyorum.
Gününden mutlu, gelecekten umutlu bir toplumun oldukça gerisinde düşmemiz kahrolmama ve öz-eleştiri yapmama neden olmaktadır.
Atatürk ve arkadaşlarına bu düşüncelerimle saygı ve özürlerimi sunuyorum.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam