1788- 1789 Rus savaşı. Karadeniz’in kuzey kıyılarındaki Özi Kalesi kilit konumunda.

Rus Generali Potemkin ağır kış şartlarına rağmen kuşatmayı kaldırmamakta kararlı. Düşman soğuktan ve yiyecek kıtlığından perişan.

Kaledeki Osmanlı askerinin durumu ise onlardan daha da kötü. Başlarını sokacak bir dam kalmamış. Kaleye dışarıdan hiçbir yardım gelmesi mümkün değil. Prens Potemkin, kalenin en zayıf noktasının nehir tarafı olduğunu görerek buradan yüklendi. Osmanlı askeri inanılmaz bir şekilde karşı koymaktaydı.

Sonunda düşmanın satın aldığı bir hain, Özi kadısı düşmana yol gösterdi. Su Kapısı’ndan gizlice kaleye giren Rus askerleri ateşe başlayınca Türk askeri iki ateş arasında kaldı. Buna rağmen Türk askeri sokak aralarında savaşı sürdürdü. Ancak düşmanın üstün ateş gücü karşısında artık direnmek imkânsızdı. Kale komutanı Hamid Hüseyin Paşa ve kalan subaylar teslim oldular.

III. Selim
III. Selim

Prens Potemkin, Rus askerine her türlü katliam, tecavüz ve yağma için 3 günlük izin verdi. Rus askerleri bu 3 gün içerisinde önlerine gelen kadın, çocuk, ihtiyar, kimi buldularsa kılıçtan geçirdiler. Özi kalesinin sokaklarından 3 gün boyunca kan aktı. Boğazlanan sivil halkın çığlıkları bütün Avrupa’yı inletti. 3 günlük katliam sonunda 25.000 sivil öldürülmüştü. Esir alınanlar bu sayıya dahil değildi.

II. Katerina bu katliamın galip komutanı Potemkin’i 100.000 ruble ve mücevherle süslü bir âsa göndererek ödüllendirdi. Ayrıca kendisine Kazak Hatmanlığı makamını verdi.

Özi kalesinde yaşanan bu dram İstanbul’da duyulduğu zaman Sadrazam bunun yalan olduğunu, kalenin düşmediğini bildirdi. Padişah kurbanlar kestirdi. Sadrazam Koca Yusuf Paşa, hazırladığı 3.000 kişilik ordu ile cepheye gitmeye hazırlanırken felaket haberi resmî olarak İstanbul’a ulaştı.

Birinci Abdülhamid bu kalenin neye mal olursa olsun düşmana verilmemesini emir etmişti. Bu yüzden felaketi Padişaha duyurmaya kimse cesaret edemiyordu. Nihayet Sadaret Kaymakamı Padişahın huzuruna çıkarak,


“Savaşlarda düşmandan kale almak ve kale vermenin olağan bir şey olduğunu, nitekim Özi kalesinin daha önce de düşman eline geçmiş olduğunu” anlattı. I. Abdülhamid çok, ama çok üzülmüştü. Şöyle cevap verdi:

Birinci Abdülhamid
Birinci Abdülhamid

“Bunları ben de biliyorum. Ancak gücüme giden devletimizin bu gevşekliğidir. Allah, gerek Özi ile Hotin’in ve gerekse Kırım ülkesinin geri alındığını göstermeden canımı almasın ve kusurları yüzünden buna sebep olanları dünyada kahr edip ahirette azaba uğratsın”.

Özi kalesine en yakın olan komutan İsmail Kalesi Seraskeri Şahin Ali Paşa idi. Cezayirli Gazi Hasan Paşa, Şahin Ali Paşa’nın gerekli gayreti göstermediğini bildirince hemen görevden alındı. Yerine tayin edilen Zihneli Hasan Paşa, bütün gayretine rağmen dağılan askerden ancak 3.000 kadarını silah altında tutabilmişti. Baharda Osmanlı ordusunda 50.000’i süvari olmak üzere 200.000 askere ihtiyaç vardı. Ülkenin her tarafına emirler gönderildi.

Ancak Özi kalesinin düştüğünü haber halan I. Abdülhamid, “Ahh Özi” diyerek öyle bir ah çekmişti ki birden sağ tarafına felç geldi. Artık devlet adamlarına güveni kalmamıştı. Şeyhülislam konağında yapılacak olan gizli toplantıya gönderdiği hatt-ı hümayun tam bir ibret belgesidir.

Ancak devlet işleri her şeye rağmen yürümeliydi. Mekke ve Medine’ye gidecek Surre Alayı’nın yola çıkışında hazır bulunması teşrifat gereği idi. Hasta olduğu halde her iki koltuğuna birer kişi girerek padişahı adeta sürükleye sürükleye götürmekteydiler. Dönüşte şehzadeleri Mahmud ve Mustafa ile vedalaştı. Hekimbaşı Gevrekzade Hasan Efendi’nin artık ağlamaktan başka yapabileceği bir şey yoktu. Sultan I. Abdülhamid o gece (7 Nisan 1789) sabaha karşı vefat etti.

15 yıl Osmanlı tahtında oturan I. Abdülhamid devlet işlerini en iyi yürütebilmek için iyi niyetle gayret etti. Paraya düşkün değildi. Yeniliklere açıktı. Devlet adamlarının görüşlerini almaya önem verirdi. Yeğeni III. Selim’e karşı da çok iyi davranmış, eğitimine özen göstermişti.

Bugün pek çok aydınımızın bile nerede olduğunu bilmediği Özi kalesi nice komutanlara, nice gazilere mezar olmuştu. Kaleyi korumak için 2.000 askerle Özi Muhafızı olarak gönderilen Adana mütesellimi Karslızâde Hasan Paşa da bunlardan sadece birisi idi. En son olarak da kaleyi vermemek için canla başla çalışan 25.000 insanımız Rusların katliamına uğratıldı.

Binlerce kaleye sahip olan bir Osmanlı padişahı da bir kalenin kaybı üzerine felç geçirmiş ve kısa bir süre sonra da vefat etmişti. Allah’ın rahmeti ve bereketi vatanı için acı çeken, vatanı için can veren, kan veren şehitlerimizin ve gazilerimizin üzerine olsun. Rabbim bu millete bir daha Özi felaketleri yaşatmasın.