Sultan Abdülaziz Cinayeti

0
503

Türk tarihinde uzun yıllar boyunca tartışılan konulardan birisi de Sultan Abdulaziz’in ölümü meselesidir.

Aslında meşru bir padişahın sebepsiz yere tahttan indirilmiş olması onun öldürülmesinden de büyük bir cinayettir. Ama bugünkü konumuz onun ölümü.

31 Mayıs 1876 tarihinde yapılacak olan ihtilal, Süleyman Paşa’nın ısrarı üzerine 30 Mayıs tarihine alınmış ancak V. Murad’a bu değişiklik haber verilememişti.

Kararlaştırılan tarihten bir gün öncesinde davet için gelen binbaşıyı kapısında gören V. Murad korkudan delirmiş ve Osmanlı tahtına bu halde oturmuştu.

Sabah donanmadan toplar atılmaya başlayınca Sultan Abdülaziz bunun “cülûs” topları olduğunu anlamıştı. Sultan Abdülaziz ve ailesi kayıklara doldurularak Topkapı Sarayı’na götürüldü. Ne hikmetse amcası III. Selim’in öldürüldüğü daire kendisine tahsis edilmişti. 2 gün sonra isteği üzerine Feriye Sarayı’na nakil edildi.

Sarayda Sultan Abdülaziz ve ailesi ayrı ayrı odalara yerleştirilmiş ve birbirleriyle görüşmeleri yasaklanmıştı. Devrik padişah gününü daha çok Kur’an okumakla geçiriyordu.

İki gün sonra 4 Haziran 1876 tarihinde sabah saat 09 sıralarında odasından birtakım sesler gelmeye başladı. Kapı kapalıydı. 20 dakika kadar sonra kapıyı kırıp içeriye girdiklerinde padişahı kanlar içerisinde buldular. İlk yapılması gereken saray doktorunun gelip ilk yardımda bulunması idi. Ama öyle olmadı. Can çekişmekte olan padişahı Feriye Karakolu’na götürdüler. Serasker Hüseyin Avni Paşa da gelip yetişmişti.
Doktorlar geldiği zaman henüz canlı idi. Ancak hiçbir ilk yardım yapılmasına izin verilmedi. 5 doktordan ölüm raporu istendi. Onlar da usul gereği cesedi muayene etmek istediklerinde Serasker Paşa buna izin vermedi: “Bu Ahmed Ağa’nın değil, bir padişahın cenazesidir, her tarafını açtırıp size gösteremem” diyordu. Sonra bu 5 doktorun verdiği rapor yeterli bulunmadı ve 19 doktor toplanılarak bir rapor daha alındı.

Tabii ki bu doktorlara da cenaze değil sadece kesilmiş bilekleri gösterildi. Doktorlar da bu durumu raporlarına yazarak sadece bileklerini görerek rapor yazdıklarını belirttiler. Bu nasıl öldüğünü gösteren bir otopsi raporu değil sadece ölmüş olduğuna dair bir ölüm raporu idi.

Bu şekilde baskı ile hazırlanmış sağlıksız bir raporu imza etmek istemeyen iki askeri tabipten birisi Trablusgarb’e sürülmüş diğerinin hemen oracıkta Serasker tarafından rütbesi sökülerek görevden uzaklaştırılmıştı.

Halbuki cenazeyi yıkayan Ayasofya Camii vaizi Ömer Efendi padişahın iki dişinin kırık olduğunu, sol memesinin altında büyük bir çürük olduğunu Yıldız Mahkemesi’nde verdiği ifadesinde açıkça söylemiştir.

Serasker Hüseyin Avni Paşa, kendi adamlarından 3 kişiyi saray bahçıvanı olarak Feriye Sarayına nakl ettirmiş ve bu üç kişi padişahın öldürülmesi olayına bizzat katılmışlardı. Olaydan sonra normal olarak bu işlere bakan bahçevanlar ayda 2-3 altın ancak aldıkları halde bu 3 kişiye ayda 100’er altın lira gibi yüksek bir ücret verilmeye başlanıldığı iddia edilmiş ve bu durum cinayete delil sayılmıştır.

Sultan Abdülaziz’in ölümünün cinayet olduğunun en büyük delili ise bileklerinde ölüme sebep olduğu bildirilen yaralardır. Sol bileğinde 5 cm genişliğinde ve 3 cm derinliğinde bir yara tespit edilmiştir. Sağ bileğinde ise 2,5 cm uzunluğunda bir yara vardır.

Bütün tıp otoriteleri 5 cm uzunluğunda 3 cm derinliğinde kesilmiş olan bir bilekle sakal makasını kavrayıp 2,5 cm uzunluğunda bir yara açılmasını imkânsız olarak görmektedirler. Yıldız Mahkemeleri sırasında Sadrazam Mütercim Rüşdü Paşa da bu noktaya işaret etmiştir.

Sultan Abdülaziz’in intihar etmiş olduğunu savunanlardan bir kısmı 1916 yılında sultanın büyük oğlu Yusuf İzzeddin Efendi’nin ölümünü delil gibi göstermişlerdir. Yusuf İzzeddin Efendi de babası gibi bilekleri kesilerek ölmüş veya öldürülmüştür. Resmi rapor onun da intihar ettiği şeklindedir. Ancak günümüzde bazı tarihçiler bu ölümden de kuşku duymaya başlamışlardır.

Mithat Paşa, iyi bir vali fakat kötü bir devlet adamı idi. Onun, “Al-i Osman olur da Al_i Mithat niçin olmasın” sözü tarihe geçmiştir. Sultan Abdülaziz’in öldürülmesinde doğrudan bir rolü olmasa bile hükümet darbesine karıştığı açıktı.

Mithat Paşa, Abdülaziz’in hem tahttan indirilmesinden hem de öldürülmesinden dolayı suçlu bulunarak Taif’e sürülmüş ve orada 2 yıl sonra askerler tarafından öldürülmüştür. Sultan Abdülaziz gibi Mithat Paşa’nın da ölümü sır perdesi ile örtülmüş, kimler tarafından öldürtüldüğü hiçbir zaman tam olarak aydınlatılamamıştır.

Sultan Abdulaziz darbesinin baş aktörü ve cinayetin baş sorumlusu olan Serasker ve Sadrazam Hüseyin Avni Paşa’dır. Hüseyin Avni Paşa, 15 Haziran 1876 tarihinde Abdülaziz’in kayınbiraderi Binbaşı Çerkes Hasan Bey tarafından Bakanlar Kurulu toplantısı sırasında öldürülmüş ve bu dünyadaki hesabı böylece kapanmıştır.

Çerkes Hasan Bey yakalanarak idama mahkum edilip asılmış ise de halk tarafından bir kahraman olarak görülmüş ve daha sonra II. Abdülhamid tarafından mezarının üzerine bir türbe yaptırılmıştır.

Osmanlı tarihinde hiçbir ihtilalci ihtilal yapıp zevk, safa içerisinde yaşamamış, kısa süre içerisinde cezasını bulmuştur. Ancak Abdülaziz’e karşı darbe yapıp onu öldürtenler siyasi durumlar sebebiyle ancak 5 yıl sonra 1881 yılında Yıldız Sarayı’nda kurulan özel mahkemede yargılanmışlar ve idama mahkum edilmişlerdi.

Ancak İngiltere’nin etkisi ve II. Abdülhamid’in prensipleri dolayısıyla bu idam cezaları müebbet hapis cezasına çevrilmiştir. Mahkeme heyetinde ünlü tarihçi ve hukukçu Ahmed Cevdet Paşa ve Plevne kahramanı Gazi Osman Paşa da bulunuyordu.