Rusya’nın Ankara Büyükelçisi’ni alçakça öldüren katilin hayatına baktığımızda liseyi bitirdikten sonra polis meslek yüksek okuluna gittiğini ve buradan da mezun olduğunu görüyoruz.

Genç yaşta Çevik Kuvvet’e dahil olmuş, hatta Başbakan’ın koruma ekibinde bile yer almış.
Kariyerine devam etse ileride emniyet müdürü, hatta emniyet genel müdürü olması işten bile değil…
Henüz 22 yaşındaki yüksek eğitimli bir gencin Türkiye’de misafir olan büyükelçiyi sırtından vurarak öldürmesi bireysel bir olay olarak değerlendirilemez, çeşitli boyutlarıyla incelenmesi gerekir.
Nasıl bir eğitim sistemi ki sürekli olarak suikastci yetiştiriyor.

Abdi İpekçi’den Uğur Mumcu’ya, Çetin Emeç’ten Ümit Kaftancıoğlu’na, Sebahattin Ali’den Necip Hablemitoğlu’na, Musa Anter’den Hrant Dink’e, Kemal Türker’den Muammer Aksoy’a, Bedrettin Cömert’ten Doğan Öz’e, Cavit Orhan Tütengil’den Bahriye Üçok’a, Turan Dursun’dan Ahmet Taner Kışlalı’ya, Ali Gaffar Okkan’dan Mustafa Yücel Özbilgin’e, Nihat Erim’den İlhan Darendelioğlu’na birçok gazeteci, yazar, sendikacı, siyasetçi, hukukçu, emniyet mensubu ve bilim insanını Türkiye’deki okullarda yetişen suikastçilerin yaptıkları eylemler sonucu kaybettik.

Atatürk’ten İsmet İnönü’ye, Bülent Ecevit’ten Turgut Özal’a birçok siyaset adamının çeşitli suikast girişimlerinden son anda kurtulduklarını da biliyoruz.
Bu vahim tabloyu enine boyuna sorgulamalıyız.
Tabii ünlü kişilere yönelik suikastlerin yanısıra genel olarak cana kasteden insan yetiştirme düzenine bakılmalıdır.
Günde ortalama 5 kişi cinayetlere kurban gidiyor.
Anaokulundan üniversiteye tüm eğitim kurumlarında öğrencilere kardeşlik ve dostluğun önemini anlatamadığımız, insan sevgisi aşılamadığımız sürece ne yazık ki bu suikastler de cinayetler de önlenemez.