ABD’nin PKK’nın kolları olduğu herkes tarafından bilinen gruplara yaptığı silah yardımı, sonunda “zırhlı araç ve tank” seviyesine kadar yükseldi…

Türkiye’nin bu duruma tepki göstermesi haklı ve doğaldır… Ama günümüzde bu tür tepkiler pek işe yaramıyor. Çoğu zaman yanıt vermeye bile değer bulmuyor Amerikan yönetimi…

Stratejik ortağımız (!) ABD ile aramızda çıkar çatışması var ve biz Amerika’nın tutum değiştirmesini beklerken; onlar da bizim itiraz etmeden Amerikan çıkarlarına uygun davranmamızı bekliyor…

…Ve bu çıkar çatışması; onların alışkanlıkları kökten değişmezse sürecek… Ya da, biz “tek süper güç olmak isteyen” bir devletten “delikanlılık” beklemenin “saflık” olduğunu kavramazsak…

Amerika ile ilişkilerimiz, İkinci Dünya Savaşı’nın bitmesi ve dünyanın Doğu/Batı diye iki gruba ayrılması ile başladı. Türkiye, süper güç olmayı hedefleyen Sovyetler Birliği ile sınır komşusuydu ve bu durum onu ABD açısından çok stratejik bir konuma getiriyordu… Zafer sarhoşu Stalin’in boğazlarla ilgili talepleri de gelince, ABD yönetimi Türkiye’ye kollarını açıverdi. Türkiye de, kendini kucakta buldu…

Amerika ile “iyi ilişkiler (!)” kurma çabası da, Türkiye’yi “soğuk savaşın” tam ortasında bırakmıştı… Türkiye’nin her tarafında Amerikan askeri üsleri kurulmuş, sokaklar Amerikan askerleriyle dolmuştu… Sinop’ta tüm Sovyetler Birliği’ni gözetleyebilen bir radar üssü, Ankara Gölbaşı’nda bir istihbarat üssü, Yalova’da bir deniz üssü ve İncirlik’te nükleer silahlarla dolu bir hava üssü gibi…

27 Mayıs 1960’da sonlanan Demokrat Parti döneminde de sürdü bu durum… Kore Savaşı’na asken yollayarak katılan Türkiye, sanki “gerektiğine başvurulabilecek bir askeri güç olmayı” da kabul etmişti… Ünlü bir şarkıcının okuduğu ve sözleri “Amerika Amerika – Türkler dünya durdukça – Beraberdir seninle – Hürriyet savaşında” diye başlayan bir şarkı, devlet radyolarında durmadan çalındı…

Amerika’ya güvenmenin sakıncaları, 1960 sonrası dönemde de sık sık ortaya çıktı… Amerika’nın Kıbrıs krizindeki tutumu, en güven sarsıcı olanıydı… Derhal uygulamaya konulan silah ambargosu, Türkiye’ye haddini bildirmek amacını taşıyordu…

Ama adı Kaddafi olan bir deli adam ortaya çıkıp yardım elini uzatınca, Amerikan Ambargosu işe yaramadı. Yalnızca Amerikan yönetiminin Kaddafi’yi “yok edilmesi gerekenler” listesine almasını sağladı… Sonuç herkesin malumu…

Başkan değişiminin ABD’nin hedeflerini değiştirebileceğini sanmak, tam anlamıyla safdillik olur… Türkiye’yi yönetenlere düşen görev, uluslararası ilişkilerde deneyimi olan diplomatlarla işbirliği içinde yeni politikalar oluşturmaktır..!