’ın yaptığı yanlıştı, babası yaşındaki bir gazeteciye böyle davranmamalıydı. Ama bu yazıda onu değil, Türk medyasını tartışmak istiyorum.

Birkaç madde halinde sıralamakta yarar var:
1)Elbette istisnaları vardır ama, bizim spor medyamızda yalan haber yazma, alışkanlığa dönüşmüştür.
Özellikle transfer mevsimlerinde Beşiktaş’a, Fenerbahçe’ye, Galatasaray’a geleceği belirtilen futbolcuların neredeyse hiçbiri gelmez.
Çünkü o haberler kaynağından sorularak değil masa başında yazılır.
Çalıştığım bazı gazetelerin spor servislerinde, “Bugün Fener’e kimi transfer edelim” diye “fikir alışverişi”nde bulunulduğuna bizzat tanığım.
2)Elbette istisnaları vardır ama, bizim spor medyamız adeta amigolar gibi takım tutar.
Ve tuttuğu takımın başarısı için spekülatif haberler yapmaktan çekinmez.
Yazılan haber ve yorumlarla Federasyonu ve hakemleri baskı altına almaya bayılır.
3)Elbette istisnaları vardır ama, bizim spor medyamız spora eğlenceli bir oyun gibi bakmaz, onu adeta savaş gibi görür.
“Mersin’e tek kurşun”, “Aslan parçaladı”, “Timsah yuttu”, “Kartal’ın büyük avı”, “Trabzon’dan bombardıman”, “Kayseri ezdi geçti”, “Sivas acımadı” gibi başlıklar sık sık kullanılır.
4)Elbette istisnaları vardır ama, televizyonlardaki kimi spor programları, katılan gazetecilerin, yorumcuların karşılıklı hakaretlerinin arenası olur.
“Maganda”, “Karaktersiz”, “Şerefsiz” gibi sözcükler havada uçuşur.
5)Elbette istisnaları vardır ama, kulüpleri takip eden gazeteciler o kulüplerle özdeşleşir, kulüp başkanlarının halkla ilişkiler elemanı gibi hareket eder.
++
Evet, Arda’yı eleştirelim, kınayalım, ama iğneyi ona batırırken çuvaldızı da kendimize batırmayı ihmal etmeyelim.
Ha, unutmadan söyleyeyim:
Futbolcu menajeri-gazeteci ilişkisi üzerinde de dikkatle durmak gerekir.
Bu da başka bir yazının konusudur…