Bir ülkede yargıya güven sarsılmaya başlayınca, yolun sonuna gelinmiş demektir… Çünkü yargı, yalnızca demokrasilerde değil, en ilkel toplumlarda bile; “kamu düzeninin sürebilmesini sağlayan” en önemli kuvvettir…

İnsan soyunun kabileler halinde yaşamaya başladığı ilk günlerde, bunun ancak bir takım kurallarla mümkün olabileceği görülmüştü…

Kurallar olunca; insanları “buna uymaya zorlayacak sistem olarak” bulundu yargı… Bazı kabileler kurallarını kabul ettirebilmek için “tapınacak bir şeyler bulma” çabasıyla “din” olgusuna sığındı ve ilkel dinler dönemi başladı… Önce güneşe tapınanlar vardı, sonra putlar ve totemler yaratmaya başladılar…

İlk başlarlarda kurallar, kabile reisine itaat etmeyi zorunlu hale getiriyordu. Ama bunun çok başarılı olmayan sonuçları vardı… Aradan isyan etmeye cüret eden birileri çıkabiliyordu… Bunu bastırabilmenin tek olanağı, insanların kalbine “ne olduğu tam bilinmeye bir gücün gazabından korkma” duygusu aşılamaktı…

3 büyük din; Musevilik, Hıristiyanlık ve İslam’ın de ortak özelliği, toplum düzenini sağlayacak ortak kuralları olmasıydı…

Ama sonuçta, giderek büyüyen ve “devlet” haline gelen toplulukları “insanlar” yönetiyordu ve bunların “diğerini yok edip tek hakim olmak gibi, insani (!) duyguları vardı… Bu da din savaşlarının mazereti olmuştu…

Avrupa’da başlayan Reform ve Rönesans hareketleri ve “Hürriyet-Adalet-Eşitlik” sloganıyla yola çıkan Fransız İhtilalı her şeyi değiştirdi…

Hedef, insanların “hür” ve eşit” olarak yaşayıp, “adalet”e güvenecekleri bir dünya olmuştu… Bilimin, yeni keşiflerin ve bunlara bağlı olarak ilerlemenin yolu açılmıştı… Günümüzde birilerinin hayran olduğu Osmanlı İmparatorluğu da farkındaydı bunun… Ama biraz geç kalmıştı…

“Hürriyet-Adalet-Eşitlik” prensibi, ancak Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra
gelebildi Anadolu topraklarına…

…Ve şimdi, birilerinin zamanı geri çevirmek istediklerine tanık oluyoruz…

Müjdat Gezen Sanat Merkezi kundakçısıyla ilgili gelişmeler, yargıya güven duyulmasını imkânsız hale getiriyor… Yakalandığında her şeyi itiraf eden ve alkollü olduğu için yaptığını söyleyen kundakçı, çıkarıldığı mahkemece serbest bırakılıyor… Hemen peşinden de açıklama “alkollü değildim, hayatta ağzıma içki koymadım” şeklinde demeç veriyor… Bu arada eli silahlı fotoğrafları da basına yansıyor…

Bu durumun neden olduğu tepkiler çok düşündürücü… “Gazeteci ya da ‘hayırcı’ olsaydı hemen tutuklanırdı” ve “kadına tekme atan da tutuklanmamıştı” gibi…

Bir halk böyle şeyler düşünebiliyorsa, gerçekten yolun sonuna gelinmiştir…
Bu ayıp nasıl biterse bitsin, fark etmez artık..!