Ana Sayfa Yazarlar Son viraja girerken

Son viraja girerken

54
PAYLAŞ

7 Haziran Milletvekili Genel Seçimlerinin son virajına girmiş bulunmaktayız. Sandıktan çıkacak sonuç için, ondan başlayarak geri saymaya başladık. Seçime katılan tüm partiler ve yanısıra, bütün muhalefete karşı yarışan üç şapkalı Cumhurbaşkanı da, can havliyle, ailecek bu yarışmanın tam ortasında. Seçimin, onüç yıldır muktedir koltuğunda oturanın “tek adam” olma düşünün gerçekleşmesine, yada daha katılımcı demokratik sistemin geliştirilmesine yönelik olacağı ancak foto-finiş ile saptanabilecek gibi. Bunun da baş koşulu, ’nin barajı aşması. Bu nedenle de seçim, AKP ve Cumhurbaşkanı ittifakı ile HDP arasında olması, ana muhalefet partisine paratönerlik görevi de görmüyor değil. İktidar blokunun öfkesinin ve seçime, yargısı, polisi, yansız geçici bakanları, YSK, HSYK, valisi, kaymakamı, imamı, öğretmeni, havuzlanmış medyası, kalemşörleri ve silahşörleri ile abanması, geleceğin pek de onlar açısından umut vermemesini göstermekte ki bu, başta onlar olmak üzere, ülkemiz, bölgemiz ve küremizin yararınadır.
2015 seçiminin en belirgin yönü, muhalefet partilerinin büyük bölümünün ekonomik-sosyal projelerini toplumun önüne getirmeleri olmuştur. Hemen bütün partiler, yoksulluk ve işsizlik ile savaşımı öne çekerken, iktidar partisi, toplumun korkularını hortlatarak, onüç yıllık geçmiş iktidar dönemindeki kazanımlarını anımsatarak iktidarını korumak istiyor. Seçime on kala, sahneye Kemal Derviş’in sürülmesini de,bir anlamda iktidar partisine dış yardım olarak görmekteyim. Dervişler, İkinci Dünya Paylaşım Savaşından sonra, dünya kapitalist/emperyalist mali sermayenin komiserleri olarak görev üstlenmişleri, Tinbergen, Karaosmanoğlu,Özalları anımsatmakta bana.
Bir yandan ekonomik kadrolarından övgülenecek,öte yandan ise küresel mali sermayenin komiserine görev önereceksin. Bu olsa olsa, ’ye yönelik kitlelerde bir duraksamaya neden olacaktır. Önmüzdeki günlerde Erdoğan ve Davutoğlu’nun söylemlerini izlemek, yararlı olacaktır.
2015 öncesi seçimlerde iktidar partisi, gelecek için yaratmaya çalıştığı umutlar ile, meşruiyetini pekiştirmek isterken, muhalefet partileri ise meşruiyetlerini geçmişlerine dayandırırlardı. Bu seçimde durum tersine dönmüş ve muhalefetteki partiler meşruiyetlerini gelecek tasarımları ile, “gelecek Türkiye hedefleri” üzerine temellendirmek istemekteler. İktidar partisi ile yazgı birliği içindeki üç şapkalı Erdoğan’ın, Kuran’a, şiddet ve nefret söylemine sığınması, gelecek tasarımlarını bitirdiklerinin göstergesi olarak yorumlanabilir.
CHP’nin yoksul ve de az gelirli kesimlere yönelik olarak vaad ettiği gelir artırıcı ödemeleri, ekonomik ve sosyal hak olarak kurallaştırma ve kurumlaştırma çabasına eklediği “Merkez Türkiye Projesi”, 1957’deki “İlk Hedefler Bildirgesi”, 1970’lerde “ne ezen ne ezilen, insanca hakça bir düzen” tasarılarını çağrıştırmakta. Beklenti, geleceği belirleme ve biçimlendirme amacı taşıyan bu program ve söylemlerinin CHP’ye kazandırdığını, bu seçimde de elde edebileceği yönündedir.
Seçimin sonucunu bir yana bırakırsak, muhalefet partileri arasındaki proje ve gelecek tasarımı yarışması, insanımızın kısır parti çekişmelerinden kaynaklı çatışmaların uzağına düşmesi gibi olumlu sonuç yaratırken, öte yandan da Türkiye üzerine düşünmeye de yol açmaktadır.
CHP tarafından açıklanan “Merkez Türkiye Projesi”, yirmi yılda tamamlanabilecek, 200 milyar dolarlık bir yatırıma dayalı ve ekonomiye yılda 147 milyar dolarlık bir katma değer yaratacak boyuttadır. Türkiye’nin coğrafi konumundan kaynaklanan avantajının, stratejik temelden ekonomik temele kayması, çevremizdeki bölgelerde de barış ve erincin yükselmesine neden olacak, ortaçağdan bu yana sürekli olarak kan ve gözyaşı akıtılan bölgenin, kurtuluşuna da neden olabilecektir. Proje, Türkiye’nin 4,5 saatlik bir uçuş mesafesinde 58 ülkeye,1,5 milyar nüfusa, 21,6 trilyonluk bir ekonomik güce erişebilmekte olduğundan yola çıkmaktadır.
Türkiye, bu büyüklük ile entegre olma hedefini ortaya koyarken, aynı zamanda kendi ulusal entegrasyon ve barışını sağlayıcı projelerini öncelikle yaşama geçirmesi gerektiğini akıldan çıkartmaması gerekir. Projenin, İkinci Dünya Savaşı sonrasında, maliyet avantajından ve çevre sorunlarından uzaklaşmak amaçlı olarak yaygınlaşan çok uluslu/çok ülkede şirketler modeli yerine, ülke merkezli girişimleri özendirici olacağını söyleyebiliriz. Megakent yerine, teknoloji ve bilgi yoğun üretim merkezi oluşumunun daha uygunluk taşıyacağını düşünüyorum. Kentler bana, üretimi değil, doğa katliamını, börtü-böcek soyunu yok etmeyi,yığışmayı ve tüketim çılgınlığını çağrıştırmakta. 2,2 milyon insanımıza iş olanağı vaad eden projenin, seçmeni ne denli etkileyeceğini ise, on gün sonra göreceğiz. Seçmenin proje sahibi partilere destek vermesi, aynı zamanda bunların gerçekleşmesinin de güvencesi olacaktır. Tersi olduğunda ise, raflardaki tozlanmış dosyaların arasındaki yerini alacaktır.
Bilindiği gibi, günümüz gelişmiş ekonomileri, bilgi ve teknoloji toplumları olarak tanımlanmakta ve giderek geçimlerini alın terinden değil de akıl terinden elde eden konuma gelmekteler. Gelişmiş ülkelerin ulusal gelirlerinin bileşimine baktığımızda hizmet kesiminin payının yüzde 75 in üzerinde seyrettiğini görmekteyiz.
Türkiye’nin de geçimini ve zenginliğini akıl terine dayandırması gerekmektedir. Türkiye’nin, petrol ve doğalgaz dağıtım merkezi, teknoloji ve bilgi yoğun mal üretimi ile turizm, eğitim ve sağlık hizmetleri üretim merkezine dönüşmesi, insan yetiştirme sisteminin akılcı, bilimsel ve laik temellere dayalı olarak yeniden yapılandırılmasına bağlıdır. 28.05.2015

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam