Gazi Meclis yoğun bir çalışma sonunda değişikliği konusunda kararını verdi: değişikliği teklifi halkın oyuna sunulacak.

Anayasa değişikliğinin mimarı Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan olsa da baş mühendisi, belki de “ebe anası” MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli oldu. Bahçeli konuyu çok veciz bir şekilde ortaya koymuştu: “Olan, mevcut uygulamayı yasal bir şekle sokmak”tı. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmeye başlamasıyla bu yol zaten açılmıştı.

Halk oylaması (referandum) sandığı halkın önüne büyük bir ihtimalle 9 Nisan 2017 tarihinde konulacak. O zamana kadar Türkiye’de medya konu sıkıntısı yaşamayacak. Siyaset uzmanları, araştırmacılar, yazarlar, akademisyenler televizyonlarda konuyu ortaya koyacaklar. Niçin “Evet”, veya niçin “Hayır” dediklerini açıklayacaklar. Umarım “güvenlik” nedeniyle açık hava toplantılarına kısıtlama getirilmez ve herkes kendi görüşünü rahat rahat açıklama imkânı bulur.
MHP’nin Anayasa değişikliği teklifinde oynadığı rol öyle anlaşılıyor ki Anayasa değişikliği kesinleştikten sonra da devam edecek gibi. Bu bir anlamda “adı konulmamış bir koalisyon”. MHP lideri bu durumu “karanlıkta göz kırpmak” olarak nitelendirse de uygulamada işin varacağı doğal sonuç bu olacak.

22 Temmuz 2015 tarihinde PKK isyan ateşini yaktıktan sonraki dönemde güvenlik güçlerimiz yüzlerce şehit verdi. Ben şehitlikten daha yüksek bir mevki, bir sıfat tanımıyorum. Şehidin etnik yapısı, mezhebi, siyasi görüşü, hepsi, hepsi “şehitlik” makamının gölgesinde kalır. Ancak sadece Osmaniye ilimizden 243 şehit verilmiş olmasının da altını çizmek zorundayız. Vatanları için gözünü kırpmadan ölüme gidebilen bu yiğitler elbette devletin bütün makamları için de fazlasıyla layıktırlar.

Bu vatan için, bu millet için gözlerini kırpmadan ölüme yürüyen yiğitler, siyasilerden çok önce milletin beklediği koalisyonu zaten yapmışlardı. Şimdi Bahçeli ve Yıldırım bu koalisyonu TBMM’nde gerçekleştirdiler.

Liderler zirvesinde gerçekleşen bu işbirliğinin MHP tabanında bazı görüş ayrılığına sebep olduğunu görüyoruz. Aslında 2010 Anayasa değişikliği sırasında da MHP tavanı ile tabanı arasında bir görüş ayrılığı yaşanmıştı. MHP tavanı o referandumda CHP’den daha hızlı şekilde Anayasa değişikliği aleyhine kampanya yürütmüştü. Bugün ise CHP bütün çabasına rağmen MHP’yi yeni oluşumu desteklemekten caydıramadı.

MHP tabanındaki farklı görüş aslında Olağanüstü Kongre isteği ve arkasından gelen ihraçlarla başlamıştı. Resmen olmasa bile AKP ve MHP koalisyonunun temeli de yine bu sürecin zorlamaları sonucu atılmış görünüyor. Tabii bu süreçte Devlet Bahçeli’nin 15 Temmuz ihtilal teşebbüsündeki kararlı, dik duruşu da çok önemliydi. Bu en önemli etken oldu ve MHP’de parti içi muhalefet için gelişme zemini ister istemez ortadan kalktı.

Anayasa değişikliği oylamaları, MHP içerisindeki tartışmaların yeniden gün yüzüne çıkması sonucunu doğuracak. MHP liderinin 7 Hazirandaki “her şeye hayır” şeklinde formüle edilen tutumunu eleştirenler, bu sefer de “her şeye evet” dediği için onu eleştirmektedirler. Burada gözden kaçırılmaması gereken nokta MHP kadrolarının 14 yıldan beri devlet çarkının dışında kalmış olmasının açtığı hasardır. MHP kadroları “şube müdürü” olmak için bile yıllarca bekletilmektedir. “Daire Başkanlığı” ise yıllar süren “vekillik” sonunda bile mümkün olmamaktadır. Merhum Türkeş’in bu konudaki yaklaşımı yeni aşamada elbette örnek alınacaktır.

Anayasa değişikliği kararı TBMM’nde görüşülürken milleti rahatsız eden görüntüler oluştu. CHP, aslında hiç yapmaması gereken bir hırçınlıkla kararın meclisten geçmemesi için uğraştı. Bu hırçınlık ve CHP’nin marjinal kişiliklerle olan yakınlığı halkta büyük tedirginlik yaratmaktadır. CHP hırçınlaştıkça, iktidarın isteklerine o kadar çok hizmet etmiş olmaktadır. Tanal’ların, Tanrıkulları’nın çıkışları CHP’ye 2 oy getiriyorsa 20 oy da kayıp ettiriyor.

MHP cephesinde ise en büyük tehlike “kıraldan fazla kıralcılar”. “Lidere saygı” ile “demokratik özgürlük” arasındaki hassas denge ülkücü camianın üzerine büyük bir yük yüklemektedir. MHP tavanı 1 Kasım’dan sonra yeni bir strateji uygulamaktadır. Doğruluğu veya yanlışlığı tartışılabilir. Tartışmak da gerekir. Ancak “kıraldan fazla kıralcı” olmaya da gerek yoktur. Hele ülkücü camia içerisinde “satılmış”, “dönek” gibi suçlamalar şehitlerimizin kemiklerini sızlatmaktan başka hiçbir sonuç vermeyecektir. Ülkücülük, görüşlerini adam gibi anlatabilmeyi gerektirir. Küfür ve hakaret hiçbir şekilde “ülkücüyüm” diyen bir kimseye yakışmayacaktır. Görüşümüz ne olursa olsun, bunu birbirimizi kırmadan, dökmeden anlatabiliriz, anlatmalıyız.

PAYLAŞ
Önceki İçerikAllah’a havale ettik!
Sonraki İçerikBereket bu sofralarda artıyor
Prof. Dr. Yılmaz Kurt
1949'da Osmaniye'de doğdu. Ankara Üniversitesi DTCF Tarih Bölümü Öğretim Üyesi, Yeniçağ Tarihi Anabilim Dalı Başkanlığı, Tarih Bölümü Başkanlığı, OTAM Müdürlüğü görevlerinde bulundu.