Ankara Şizofreni ile Yaşamayı Öğrenme ve Destekleme Derneği (AŞDER) Yönetim Kurulu Başkanı Çoşar Şarer şizofreni hastalığını yaşayarak öğrendiklerini dile getiriyor. Şarer, “Karanlıkta nasıl çarpa çarpa yol bulursanız, bizde bu hastalığı öyle tanıdık”

Toplumumuzda çok fazla bilinmeyen bir hastalık türü olan şizofreni hakkında yanlış algılar yerleşmiş durumda. Bu ön yargıları yıkmak, hem de şizofreni hakkında toplumu bilgilendirmek amacıyla Ankara Şizofreni ile Yaşamayı Öğrenme ve Destekleme Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Çoşar Şarer ile röportaj yaptık. Şarer gazetemize yaptığı açıklamalarda şizofreninin ne olduğunu, toplumda karşılaştıkları ön yargıları ve dernek faaliyetlerini dile getirdi.

Şizofreni nedir?

Coşar Şarer: Genel anlamda şizofreni psikoteknik hastalıklar şemsiyesi altında ki hastalıklardan bir tanesi. Gerçekleri ayırt edememe, değerlendirememe hastalığı da diyebiliriz. Bazı doktorlar şizofreniyi bir mantık hastalığı olarak tanımlıyorlar. Mantıkları zayıf olduğu için gerçekleri tayin edemiyorlar. Gerçeklerle, hayal dünyaları iç içe geçiyor.

Şizofreni teşhisi zor konulan bir hastalık mı?

Şarer: Teşhisi zor konulan bir hastalık değil. Hastalık kendini belli ediyor. Bir şizofren hastasının kendisini saklaması mümkün değil. Ağır bir hastalık ve biyolojik bir rahatsızlık. Beyinde dopomin ve serotoni üreten beyin hücrelerinin hasar görmesi, işlevini yapamamasından kaynaklanan bir şey. Normalden fazla üretilince şizofren, az üretilince de perkinson hastalığına neden oluyor.

Hastalığın nedeni ve kaynağı bilinmiyor. Yaklaşımlar yapılıyor. Tarihte bize gösteriyor şizofren birçok sanatçı, ünlü var. Birçok üretken insan şizofren hastası. Onların duyarlılıkları daha açık, daha hassaslar, olaylar karşısında daha çabuk etkileniyorlar.

İngiliz bir şizofren derneğinde danışmanlık yapan dünyaca ünlü bir moleküler kimyacı ‘eğer şizofren olmasaydık maymun kalacaktık’ diyor. Baktığımızda aslında bu bir açılım. Sanatta, kültürde. Mitolojiye de baktığımızda yarısı insan, yarısı hayvan figürler görüyoruz bunlarda şizofrenik mitler.

Kimse tek başına hastalığın üstesinden gelemez. O yüzden bir araya gelerek, kafa kafaya vererek, ortak aklı yaratarak böyle bir örgütlenme ve yapı içerisinde sosyal faaliyetleri de katarak bugünlere geldik. Karanlıkta nasıl çarpa çarpa yol bulursanız, bizde bu hastalığı öyle tanıdık.

Dernekte şu an aktif 80 üyemiz var. Bu rakam tabi sürekli olarak güncelleniyor.

Şizofreni toplumda nasıl karşılanıyor?

Şarer: Şizofreni hastalığının toplumumuzda ki karşılığı pek iyi değil. Bunun tarihsel süreçte karşılığı var. Eskiden ilaçlar bu kadar iyi değildi, tıp bu kadar ileri seviye değildi. Şizofreni karakter bölünmesi anlamına geliyor. Bu da doğru değil onların karakterlerinde, kişiliklerinde bir bölünme söz konusu değil. Onların karakterleri bir bütün. Özetleyecek olursak şizofren hastalığının nam-ı iyi değil.

Yeni ilaçlar çıktıktan sonra daha fazla kontrol altına alınabiliyor. Bu tür derneklerde yaptıkları etkinliklerle daha aktif olabiliyorlar, özgüvenleri daha fazla yerine geliyor ve kendilerini daha iyi ifade edebiliyorlar.

Maalesef toplumumuzda hatta bazı hastanelerimizde hastalarından utanma gibi bir durum söz konusu. Onların konuşmalarına, kendilerini ifade etmelerine izin vermiyorlar. Ailelerde böyle hastalarından utanıyorlar ve hep arka planda tutmaya çalışıyorlar.

Ön yargıları öne çıkarak yenebiliriz.

Sen bende var dediğinde başka biri daha bende de var diyecektir. Bir örnek vereyim dergimizi birisi gördü ve ilgilendi yani belli bir hastası var ama dile getiremiyor. Bir türlü arka plandaki hastayı ön plana çıkaramıyor.

Ön yargılar almış başını gidiyor. Bu ön yargılara bilmeden çanak tutan maalesef bir medya var. Örnek verecek olursak basında haberler çıkıyor ‘şizofren genç annesini öldürdü’ bu şekilde bir kaç haber çıktığı zaman sanki şizofrenlerin tamamı katil algısı oluşuyor. Bütün şiddet eğilimli hastalara genelde şizofren diyorlar. Bipolar olabilir, psikolojisi bozuk olabilir, depresyonda olabilir. Bunları dile getirmiyorlar direk şizofren olarak nitelendiriyorlar. Medyanın kendini disiplinize etmesi gerekiyor. Yani kendi içlerinde bir eğitimden geçmesi gerekiyor.

Biz elimizden geldiği kadar, gücümüz yettiğince bu durumları aşmaya çalışıyoruz. Tabi düne göre daha iyi durumdayız, yarın daha da iyi konuma geleceğimize inanıyorum. Amerika’da işlenen cinayetlerin yüzde 5’i şizofrenler tarafından işleniyor. Ben yüzde 5 deyince çok diyor bazıları geriye kalan yüzde 95’lik kısımdan korkulması gerekiyor yani şizofren olmayanlardan. Çünkü rakamlara baktığımızda onların sayısı daha fazla.

Bu oran Türkiye’de de yüzde 3.5

Bağnazlık derecesinde bir istatistiki bilgi daha var. Şizofrenler için;

-Hastalık tanrının verdiği bir cezadır diyenler yüzde 35,
-Cinlerin şeytanların işidir diyenlerin oranı yüzde 35 ,
-Doğru karar veremezler diyenlerin oranı ise yüzde 84’tür.

Bir tansiyon hastası nasıl ömür boyu ilaç kullanmak zorundaysa, şizofreni hastalığı da ilaç kullanmak zorunda. Biri sinir sistemidir, biri beyin sistemidir ancak aynı mantıkda.

10-16 Mayıs Engelliler Haftası diye bir kutlama yapılıyor. Siyasilerin, bürokratların, belediyelerin engelliler haftasında bir fotoğraf çektirmekle değil bu çocuklar için ne bir mekan yaratılıyor, ne bir spor tesisi var, ne onlara özel sosyal alanlar var. Bu çocukların hiç birinin şizofreni de olabilir başka bir engelde olabilir yani tüm engellileri kapsayacak bir tesisleri yok.

Onların yaşam alanlarına girmeleri, onları ortamlarında tanımaları ve hayata katmaları gerekiyor. Engel kendilerine dokunduktan sonra acısını hissedip ondan sonra ancak bir şey yapabiliyorlar.

Toplumumuzda engelli denilince akla sadece fiziksel engelliler geliyor. Engel denilince şizofreni sayılmıyor. Yasada hepsi engel olarak görülüyor ancak toplum arasında ruhsal hastalıklar engel olarak sayılmıyor.

Ankara Şizofreni ile Yaşamayı Öğrenme ve Destekleme Derneği’nden bahsedebilir misiniz? Dernek kurma fikri nasıl ortaya çıktı?

Coşar Şarer: Kardeşimin şizofren tanısı almasından sonra şizofreni dünyasıyla tanıştık. Kardeşimin hastalığının nasıl üstesinden geleceğimizi, ne yapabileceğimizi düşündük.

Hastalıklar biz insanlar için. Herhangi bir gün, güne uyandığımızda hastalığı kucağımızda buluyoruz. ”Bundan 35 yıl önce kardeşim Sümer Şarer’e teşhis konulduğunda; anneme konu komşuya ne diyeceğiz? diye sorduğumda “oğlum mızrak çuvala sığmaz “ demiş idi. Gerçeğin ifadesi olan felsefik bir ifadeydi bu.

Bizde bu özlü deyişi ilke edindik. Mızrakları çuvaldan çıkarıp; Haydi şizofrenler gün ışığına yaşama karışmaya deyip hastalıkla yüzleşmeye karar kıldık. Hastalığı tanımak, anlamak, reddetmemek, inatlaşmamak, utanmadan çevreden saklamadan maskelere bürünmeden.

Sihirli sözcük ‘Yüzleşmek’. 2014 yılı Ocak ayı içerisinde yayın hayatına başlayan derneğimizin çıkarmış olduğu ” şizofreniyle Yüzleşme ” isimli dergimizin adını bu anlayışla koyduk. 

Bakıldığında hastane, ilaçlar bir yere kadar. Hasta yakınlarını bir araya getirme düşüncesi bizde hakim olmaya başladı. Sonuç olarak bir dernek kurma yoluna başvurduk.

Hasta yakınlarıyla iki seneye yakın toplantılar düzenledik. Bir sorumluluk alacaktık kolay değildi. Ekonomik boyutları vardı onları düşünmemiz, çözümlememiz gerekiyordu. Hasta yakınlarıyla 10-15’e yakın toplantı yaptık. Daha sonra tüzüğümüzü hazırladık. 17 öncü kurucu üye ile dernekler masasına müracaatımızı yaptık, 2007 yılı 16 Mart’ta derneğimizi resmi olarak kurduk.

Dernek ilk kurulduğunda tabi maddi olanaklarımız oldukça kısıtlıydı. Yer olarak kardeşimin evini kullandık. Koro çalışmalarımızı orada yapıyorduk. İmkanlarımız, ekonomik desteklerimiz artınca bulunduğumuz mekanı kurduk.

Ben aynı zamanda Devlet Su İşleri Korosu’nda yer alıyordum. Korist olarak 7-8 yıl devam ettim. Derneğimizi kurar kurmaz koro çalışmalarımıza da başladık. Ben bütün bilgi, birikimlerimi buraya aktardım. Şükrü Yıldırım hocamız ilk başta bize rehberlik etti, eğitmenlik yaptı. Koromuz da çok emeği geçti. Daha sonrada Nurgül Ateş hocamızla eğitimlerimize devam ettik.

Tüzüğümüzde hastalığın, bilimsel çerçeve içerisinde kalarak toplum tarafından anlaşılmasını sağlamak, önyargıların, damgalanmaların aşılabilmesi için çalışmalar yapmak, hastalığın aile içerisinde yarattığı olumsuzlukları, tahribatı dayanışma ve paylaşım anlayışı içerisinde en aza indirerek hastaları topluma kazandırmak.

Hastaların her sağlıklı birey gibi sanat, kültür, ve bilim alanında üretimlerde bulunabileceğini, iş yaşamında sorumluluklar yüklenebileceklerini gösterebilmek derneğin amacı olarak belirtildi.

Edebiyat, tiyatro resim, felsefe, şiir ve tıp dünyasından değerli isimleri derneğimizde konuk etmeninde haklı onurunu yaşadık ve yaşamaktayız. Bu değerli zatlarla kendi alanlarda yaratıcı etkinlikler düzenledik ve bu etkinlikten kalan öyküler resimler şiirler derneğimizde biriktirilmekte ve sergilenmekte ayrıca tıp, edebiyat ve felsefeye dair öğrendiklerimiz de hep bizimle ve bize yol göstermekte.

Orta Doğu Teknik Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü ile iki öğretim yılı boyunca ruhsal iyileştirme çalışmaları yapmaktayız. Son sınıf öğrencilerinden oluşan öğrenci grupları düzenli ziyaretlerini gerçekleştirmekte. Bu ziyaretler hem terapi hem sohbet hem de eğitim (söyleşi-seminer) havasında geçmektedir.

Öykü atölyemizde biriken öykülerimizden kitap oluşturulma çalışmaları yürütülmekte.
Drama atölyemizin gelecekteki hedefleri arasında bir oyun hazırlayıp sunmak da var.
Çankaya Halk Eğitim Merkezi ile yaptığımız protokol sonucu tezhip çalışmaları başlattık. Önümüzdeki süreçte çalışmalarımız proje boyutunda devam edecektir.

7 senelik bir süreçte her ay bir tiyatroya gidip oyun izlenmekte ve drama atölyemizden öğrendiklerimizin de yardımıyla izlenilen oyunların sohbetleri söyleşileri farklı bir gözle yapılmakta.

Ankara mevsiminin elverdiğince ilkbahar ve yaz ayları pikniklere uzun bir süredir gidilmekte.

Engelli KPSS ve KPSS’ye hazırlanan ve kazanmış üyelerimiz iç içe olduğundan birbirlerine sınavlar hakkında yardım etmekteler.

Derneğimizin kitaplığında 300’e yakın çeşitli konularda kitaplar bulunmaktadır.
Çeşitli enstrüman aletlerimizle koro saatlerimiz dışında da zaman zaman stres atmakta müzik yapmakta ve yapmayı öğrenmekteyiz. 

Herşeyin ötesinde burada gerçek samimiyet ve muhabbet var ve öyle sanırız ki hem bizim için hem de siz kader ortaklarımız için en önemlisi de bu. Son olarak AŞDER de hiç bir etkinliğimiz için bağış veya başka hiç bir isim altında herhangi bir ödeme talep edilmemektedir.

Buraya bireysel yahut ailenizle katılın. Güç verin bize ve bizim gücümüzden alın bilindiği gibi samimiyet ve dostluk güç demektir. Sizsiz bir eksiğiz ve siz bizim için çok değerlisiniz. Lütfen desteklerinizi yani bizzat kendinizi eksik etmeyin.

Deniz yıldızlarını tek tek değil avuç avuç denize bırakalım. Avuç avuç ıslanıp beraberce muhabbetle yaşasınlar diye. Her insan bir yıldız değil midir aslında? Kimisi denizde kimisi göklerde. Ve evet yıldızlarda kayar ama yitip gitmeden önce parıldamalılar. AŞDER’e gelin beraberce sevgi, dostluk ve gönüldaşlıkla güzel ve kötü günlerde beraber ışıldayalım.