Siyasi nezaket eksikliği demokrasiyi zedeliyor

0
22

CHP Sözcüsü Bülent Tezcan’ın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için “Faşist diktatör… Diktatörün şeddelisi” sözleri ifade özgürlüğü ve siyasi eleştiri kapsamında değerlendirilemez.

Bu sözler açıkça hakarettir. “Faşist diktatör” denilince aklımıza öncelikle milyonlarca kişinin ölümünden sorumlu Alman Adolf Hitler, İtalyan Benito Mussolini, Rus Josef Stalin, Kuzey Koreli Kim- İl Sung, İspanyol Francisca Franco, Sırp Slobodan Miloseviç, Romen Nikolay Çavuşesku geliyor.
Türkiye Cumhuriyeti’nin seçimle gelmiş Cumhurbaşkanı’nı bu kişilerle aynı kefeye koyup değerlendirmek haksızlıktır, insafsızlıktır.
Siyasi eleştirinin en sertine bile evet, ama hakarete, küfre sonuna kadar hayır!
Ana muhalefet partisinin temsilcileri şunu unutmamalıdır ki, siyasi nezaket eksikliği demokrasiyi güçlendirmiyor, aksine yıpratıyor, zedeliyor.
++
Bu arada “şeddeli” sözcüğü üzerinde durmakta da yarar var.
Arapçada bazı harfler vurgulu okunur. O vurgunun hangi harflerde yapılacağı “şedde” işaretiyle belirlenir.
Bülent Tezcan “şeddeli diktatör” derken, katmerli, çok katlı demek istiyor. Ama Türk Dil Kurumu’nun Türkçe sözlüğünde böyle bir ifade yok. Buna ancak argo sözlüklerde rastlanıyor.
Bir parti sözcüsüne argo sözlükten hakaret seçerek konuşması hiç yakışmıyor doğrusu.
++
Bir eleştiri de medyaya:
Bülent Tezcan son derece nezih bir üslup kullanarak Cumhurbaşkanı’nı eleştirseydi konuşması gazetelerde de televizyonlarda da hiç yer almayacaktı.
Ne zaman ki Cumhurbaşkanı’nı incitecek, rencide edecek bir üslup kullandı, işte o zaman bütün gazete ve televizyonlar o konuşmaya geniş yer verdi.
Meclis Genel Kurulu’nda ve komisyon çalışmalarında da yakından görüyorum.
Bir milletvekili görüşlerini son derece efendi bir üslupla dile getirdiğinde medya onu görmezden geliyor. Ama bağırıp çağırmaya, siyasi rakiplerinin üzerine yürümeye, onlara hakaretler hatta küfürler etmeye başladığında hemen dikkati çekiyor, gazetelerin birinci sayfalarında, televizyonların ana haber bültenlerinde yer veriyor.
++
Kaşgarlı Mahmud, “Dil ile düğümlenen diş ile çözülmez” demiş.
Mevlana, “Ey dil! Hem sonsuz bir hazinesin, hem de dermanı bulunmayan bir dertsin” diye konuşmuş.
Hoca Mesud, “Özünü bilenler gözetir yolu/Sözünü bilenler düzeltir dili” dizelerini yazmış.
Ve Gandhi, “Diline, atın dizginlerine hakim olduğun gibi hakim ol!” öğüdünü vermiş…
Hatırlatayım dedim…