Başbakan eski yardımcısı , ” Diğer partilerin genel başkanları Tweet atarak, ya da sohbet halinde Cumhurbaşkanı’nın partisini eleştirdikleri takdirde 1 yıldan 4 yıla kadar hapis cezasıyla yargılanacaklardır. Böyle bir sistem geliyor bu sisteme “HAYIR” diyorum” diye konuştu.

Halk oylamasına 24 saat kala her hafta gazetemizi ziyaret eden AKP kurucusu Başbakan Yardımcısı ve Maliye eski bakanı Abdüllatif Şener Genel yayın Koordinatörümüz Orhan Uğuroğlu’nun sorularını yanıtladı.

Şener ”Kafasında demokrasi kültürü olan devlet bilince olan hiç kimse bu sınırları bugünkü kadar zorlamaz.94 yıllık Cumhuriyet tarihi boyunca bu milleti utandıracak bundan daha vahim bir tablo asla yaşanmadı. Cumhuriyetin 94. Yılında öyle bir anayasa değişikliği getiriyoruz ki. Bu kabul edilmese bile 16 Nisan da ret edilse bile şu son yüz yıl içinde en fala utanacağımız” dedi.
Uğuroğlu’nun soruları ve Abdüllatif Şener’in cevapları şöyle;

Soru: Anayasa değişikliği referandumuna çok az bir süre kaldı siz neden Hayır oyu kullanacaksınız?

Şener: Ben aktif olarak Türkiye de “Hayır” kampanyalarına katılıyorum yurdun her bir köşesinde. Diğer taraftan televizyon programları ve sosyal medyadan “Hayır” diyorum. Son olarak 550 milletvekili ile “Hayır” cephesin de yer aldığımı belirttim. Bana uzunca süredir televizyonlar yasak. Sadece yasak dinlemeyen kanallara çıkıyorum. Bazı kanallar çok ihtiyatlı oluyorlar ama arada bir yasakları delmenin yasakçılar açısından da faydası vardır. Neden “Hayır” kampanyalarına katılıyorum. Niye bu anayasa değişikliğine “Hayır” denilmesi lazımdır. Bakın insanlık son 5bin yıl içinde devleti tanımıştır. 5bin yıllık yeryüzünde binlerce devlet kurulup yıkılmıştır. Her bir devletin kuruluşu işleyişi ve yıkılışı sorgulanmasında insanlar tecrübe kazanmıştır. Bu tecrübe neticesinde özellikle son yüz yıllarda da filozoflar, hukukçular, siyaset bilimciler iyi bir devlette bulunması gereken ilkeleri belirlemişlerdir. Buradan hareketle şunu görüyoruz. Bir ülkede en güçlü örgüt devlettir. Devlet öylesine güçlü bir örgüttür ki bugün Türkiye de kamu görevlisi olarak çalışan insanların sayısı 3milyonun üzerindedir. Bunların kimi silahlıdır. Kimi silahsızdır. Devlet yetkisiyle zor kullanma hakkına sahiptir. Bunun ötesinde de ülkedeki milli gelirin yüzde otuzunu kullanır.

Yani Devlet bu ülkede yaşayan insanların her birinin ortalama olarak yıllık gelirinin yüzde 30 unu harcar. Böylesine büyük bir güç nasıl olacakta insanların ihtiyaçlarına uygun olarak faydalı bir şekilde işletilir. Böylesine büyük bir gücü dengelemezseniz frenlemezseniz, insanların başına bela olur. Bunun tarihte pek çok örneği vardır bakın Hitler denge kontrol ve firen mekanizmaları kalktığı için Almanya da Alman milletinin başına tarihi boyunca en büyük belaları açmıştır. Almanya baştan sona yıkılmıştı. İnsanlar perişan olmuştur. Namusu, haysiyeti, onuru, şerefi ayaklar altında kalmıştır. Neden kötü bir devlet yönetimi ortaya çıktığı için devlete ait bütün yetkilerin bir kişiye verildiği bir sistem ortaya çıktığından dolayı olmuştur. Dolayısıyla bütün bu tecrübeler sonrasın da ortaya şöyle bir şey çıkmıştır güçlü devletler her konuda tek kişinin yetkili olduğu devletler değildir. Güçlü devletler hukuk devleti dediğimiz bir kavram etrafında şekillenen devletlerdir. Yani anayasanın herkesin yetki ve sorumluluğunu belirlemesi gereklidir. Ama bu yeterli değil bunun arkasından farklı organlar olacak. Yani devlet gücünü farklı organlar kullanacak. Ülkede farklı erkler olacak yasama, yürütme, yargı her biri devlet organıdır. Ama birbirinden ayrı olarak örgütlenmiştir. Bu farklı güçler arasında denge firen ve kontrol sistemi vardır. Bunu kurmadığınız takdir de devlet dediğiniz erkin tüm yetkilerini bir kişide topladığınız zaman o ülkenin başına gelebilecek en büyük felaketleri örmüşsünüz hazırlamışsınız demektir. Bunları söylerken herhangi bir kişi için söylemiyorum. Bu kadar büyük yetkiyi kullanan kişi kim olursa olsun o artık büyük bir risk potansiyelidir tehlike potansiyelidir demektir. Şimdi bu anayasa değişikliği devlete ait farklı organlarının yetkilerini doğrudan doğruya tek bir kişide topluyor.

Soru: Anayasa değişikliği kabul edilirse yürütme nasıl bir hal alacak?

Şener: Aslında demokrasilerde yürütmenin kendi içinde firen sistemleri dengeleri vardır. Ama bu sistemde yürütmenin kendi iç sistemleri de ortadan kalkıyor. Bu anayasa değişikliğin de Cumhurbaşkanı tek başına hükümettir. Şuan da Türkiye de parlamenter sistem var bu sistemde halk milletvekillerini seçer seçim bittiğinde vatandaşlar kimin başbakan kimin bakan olacağını bilir. Halkın seçtiği parlamento içinden başbakan çıkar hükümet çıkar ve güvenoyu alır göreve başlar. Bu anayasa değişikliğin de ise bu mekanizma tamamen ortadan kakıyor. Ne olacak cumhurbaşkanı tek başına hükümet oluyor. Yani başbakan kalkıyor bakanlar kurulu kalkıyor bana göre bakanlarda kalkıyor. Bakan kelimesi devam ediyor ama bunların bakana benzer tarafı yoktur. Bunların hepsi bakancıklar. Sadece bakanların maaşını, özlük haklarını birde dokunulmazlıkları var.

Ama kendi müsteşarını atama yetkisi yok, genel müdürünü atama yetkisi yok, daire başkanını müdürünü atama yetkisi yok. Cumhurbaşkanı izin vermezse sekreterini bile atayamaz. Şu anda bildiğimiz bakanlar kurulunun ortak bir programı olur. Bu program mecliste oylanır. Şu anda bakanlar kurulunun bir sorumluluğu var bakanların çoğu bu anayasa ile milletvekili olmayacağı için halka karşıda bir sorumluluğu yok meclise karşıda sorumluluğu yok. Şu andaki bakanlar kurulu ortak kararlar alır. Bakanlar kurulu kararları çıkar ortaya ülkeyi ona göre yönetirler. Ama anayasa değişikliğiyle birlikte bakanların ortak karar aldığı hiçbir şey kalmayacak. Bakanlar kurulu kararnameleri denilen bir metinde ortada kalmıyor. Bakanlar kurulunun birlikte yaptığı işlerin tamamını Cumhurbaşkanı kendisi tek imza ile yapacak. Onun için diyorum. Bu anayasa değişikliğiyle birlikte Cumhurbaşkanı tek başına hükümet olacak diye. Bakanlar ve bürokrasi kendisine bağlı bunları kendisi atama yapabiliyor ve geri alabiliyor. Bu getirilmek istenilen sistemin başkanlık sisteminden farklı yönleri de var bu bir başkanlık sistemi de değildir.

Soru: Anayasa değişikliği kabul edilirse yasama nasıl bir hal alacak?

Şener: Yasama erki dediğimiz zaman Türkiye de TBMM’dir. Meclisin iki görevi vardır biri hükümeti denetler ikincisi de yasa çıkarır. Anayasa değişikliği sonrasındaki parlamentonun idareyi denetleme yetkisi ortadan kalkıyor. Hükümet kurulduğu zaman meclise gider meclisten gücen oyu alırdı. Artık meclisin hükümete güvenoyu verme yetkisi yoktur. Meclisten gücen oyu almadan Cumhurbaşkanı hükümeti ilan ediyor. Bu meclis bir bakan yanlış yaptığında gensoru verip bakanı düşüre bilirdi. Yeni sistemde gensoru hakkı yoktur düşüremez ya da hükümet kötü yönettiği zaman meclis güvensizlik oyu vererek denetleme yapıyordu yeni sistemde buda yok. Yani bu sistemle hükümet ülkeyi savaşa soksa her gün her mahalleye yüzlerce şehit cenazesi gelse hükümeti görevden alacak hiçbir mekanizma yok. Cumhurbaşkanlığı seçimine kadar beş sene bekleyeceksiniz. Hükümeti seçim mekanizması arasında denetleyecek değiştirecek bir güç yok öyle bir sistem getiriliyor. Ortada öyle bir hükümet var ki vekiller meclis kürsüsüne çıkıp değil cumhurbaşkanına onun atadığı bakancıklarına bile soru sorma hakkına sahip değildir. Hatta bu kabinenin bakancıkları saten vekil olmadıkları için meclise bile gitmezler. Parlamentonun hiçbir yetkisi yok nu sistemde ama cumhurbaşkanı tek başına meclise hükmetme yetkisi vardır. Milletvekili seçimleriyle Cumhurbaşkanlığı seçimleri aynı gün yapılacak. Cumhurbaşkanı bir partinin genel başkanı olacak. Dolayısıyla seçime girerken eğer seçimi alırsa partisinde muhtemel ki meclisin en büyük partisi olacak. Böylece meclisteki vekillerin yarıdan fazlası cumhurbaşkanının genel başkan olduğu partinin vekilleri olacak. Cumhurbaşkanı ise partinin genel başkanı olarak milletvekillerini tek tek kendisi yazacak böyle bir durumda meclis tarafından denetleme nasıl yapılacak. Cumhurbaşkanının tek başına meclisi yenileme hakkı var. Bu sebeplerden Cumhurbaşkanı tek başına meclise hükmetme yetkisi vardır. Cumhurbaşkanının istemediği bir kanunu meclis çıkaramaz.

Cumhurbaşkanı istemediği takdirde soruşturma açamaz. Cumhurbaşkanı istemediği sürece 600 vekil yasa çıkaramıyor. Ama Cumhurbaşkanı tek başına tek imza ile kararnameler adı altında yasa çıkarabilir. Bu KHK’lar yasalarla eşit duruma geliyor. Bakanlıkların kurulmasına kaldırılmasına birimlerin değişmesine bu bakanlıklardaki görevlerin tespit edilmesine karar verebilir. Demokrasilerde ve çağdaş devrimlerde yürütme organı bir hukuk düzeni içinde görülür. Asla kendi görev ve yetkilerini yürütme organı kendi belirleyemez. Bunların görev ve yetkilerini yasama organı belirler. Bu anayasa değiştiğinde Cumhurbaşkanı hem idarenin hem yasamanın başkanı olacak. Bu şuna benzer köyün muhtarına diyorsunuz ki seni muhtar olarak seçtik. Yetkilerini görevlerini sorumluluklarını da sen belirle. O zaman o muhtarın ne yapacağını herkes düşünsün önce herkesin tavuklarına el koyar. Bir süre sonra bakar ki işler iyi koyunları alır. Sonra muhtar bütün köyün sahibi benim der tarlaları da alır. Gücü bir kişiye verirseniz ve bunu da devlet gücüyle desteklerseniz sonunda olacağı budur. Bakın KHK’larla ne yapılmaz. Anayasa değişiklik paketi diyor ki. Anayasanın temel hak ve özgürlükler kısmı var bu kısımda düzenleme yapamaz diyor. Ama bir bölüm atlanmış ekonomik bölüm grev devletleşmedir, kamulaşmadır bunun gibi bölümler. Ama içlerinde çok önemli bir okunu var o konuda sahiller. Sahillerin tasarruf hakkının belirlenmesi mülkiyet yapısının belirlenmesi ve tasarrufla ilgili kuralların belirlenmesi bu KHK’lar ile yapılabilir. Hatay’dan Artvin’e kadar bütün sahillere el koymak için aynı TOKİ benzeri bir idare kurulur.

Cumhurbaşkanı tek başına bu kararnameyi çıkarma hakkına da sahip. Bu maddeyle beraber buraların yönetimi idaresi kullanımı kendi kurduğu veya yakınlarına kurdurttuğu şirketlere kıyıların kullanım hakkı oluşturulur ve beş on yıl sonra bir bakarsınız ki. Sahillerde balıkçı barınakları bile kalmaz. Cumhuriyet tarihi boyunca yapılan yağmaların kat kat üzerinde daha büyük bir yağmaya zemin hazırlayan mekanizmanın yasak koşulları oluşturulmaya çalışılıyor. Devlette denge fren kontrol mekanizması olamadığı zaman devlete ait bütün yetkiler bir kişiye verildiği zaman böyle bir devlet yokuş aşağı giden fireni patlamış bir kamyona benzer. Kime çarpacağı kimi ezeceği nereyi dağıtacağı belli olmaz. Bu eğer yasalaşırsa en çok evetçilerin başına bela olacak. ”Hayır” diyenler aslında “Evet” diyenlerinde hakkını koruyor. Cumhurbaşkanı tek başına OHAL ilan edebilir ve ondan sonra istediği her konuda KHK yayınlaya bilir böyle bir yetkisi var. OHAL durumun da ilan edilen KHK’lar için anayasa mahkemesine gidemezsiniz ilan ettim der bitirir. Bu yapılmaya çalışılan anayasa 12 Eylül darbe anayasasını arattıracak daha vahim maddelerle geliyor. Kafasın da demokrasi kültürü olan devlet bilince olan hiç kimse bu sınırları bugünkü kadar zorlamaz.94 yıllık Cumhuriyet tarihi boyunca bu milleti utandıracak bundan daha vahim bir tablo asla yaşanmadı. Cumhuriyetin 94. Yılında öyle bir anayasa değişikliği getiriyoruz ki. Bu kabul edilmese bile 16 Nisan da ret edilse bile şu son yüz yıl içinde en fala utanacağımız. Millet olarak ulus olarak en fazla sıkılacağımız konu budur. Böyle bir devlet düzeni nasıl istenir ki. Böyle bir devlet düzeni Güney Amerika ülkelerinde bile yok.

Soru: Anayasa değişikliği kabul edilirse yargı nasıl bir hal alacak?

Şener: Anayasa değişikliği kabul edilirse yargının en tepesinde Cumhurbaşkanı yer alacak. Kimin olacağını bilmiyoruz bir kırbaca dönüştürebilir. Cumhurbaşkanı aynı zamanda bir siyasi partinin de genel başkanı olacağı için yargıda yandaş bir yargı olacaktır. Adalet kavramı tamamen ortadan kalkacaktır.
Üst yargı organı olarak iki önemli kuruluş var biri Anayasa Mahkemesi. Anayasa Mahkemesi’nin bütün üyelerini doğrudan veya dolaylı yoldan Cumhurbaşkanı atayacak. 12 üyesini doğrudan atayacak 3 üyesini meclis vasıtasıyla atayacak. Bu anayasa değişikliğiyle birlikte Cumhurbaşkanı bir siyasi partinin lideri olacak. Yani aktif olarak siyaset yapan bir isim Anayasa Mahkemesinin bütün üyelerini doğrudan veya dolaylı olarak belirleyecek. Bu doğrudan doğruya yandaşlık demektir. Anayasa Mahkemesi meclisin denetim yetkisi kalmamıştı demiştik. Ona şeklen varmış görüntüsü vermişler. Kanunda yargılanabilir şeklinde görünen ama fiilen asla yargılanamayacak Cumhurbaşkanı ve Bakancıklar olan bir sistem kuruluyor. Meclis suç işlediğini tespit ettiğinde Cumhurbaşkanı hakkında da Cumhurbaşkanı yardımcıları hakkında da soruşturma önergesi verebilir ama soruşturma önergesini 301 Milletvekilinin imzasıyla vermesi lazım. Meclisteki Milletvekillerinin çoğu Cumhurbaşkanı’nın isim isim belirlediği kişiler. Dolayısıyla 301 Milletvekiliyle önerge çıkaramazsınız. Buda yeterli değil 301 Milletvekilinin önergesiyle verilen işleme koyulması için 360 Milletvekilinin kabul etmesi gerekiyor. Buda yetmiyor Meclis komisyonu kurulacak, soruşturma raporu hazırlanacak. Rapor sonrası üçüncü bir oylama yapılıyor bunda da 400 Milletvekilinin evet Yüce Divan’a gitmesi gerekir diye oy vermesi lazım. Dikkat ediyor musunuz? Önce 301, ikinci oylamada 360, üçüncü oylama da 400 Milletvekilinin oyunu bulamadığınız takdirde ne Cumhurbaşkanı’nı ne Cumhurbaşkanı yardımcılarını ne de Bakancıkları Anayasa Mahkemesi’ne gönderemiyorsunuz. Bu sistemde yargılamayı göstermelik olarak koymuşlar. Fiilen böyle bir yapıda soruşturma önergesi verilmesi ihtimali dahi yoktur. Es kaza öyle bir durum ortaya çıkarsa Cumhurbaşkanı hemen seçim kararı alarak hemen önergeyi durdurur o Milletvekillerini de listeden çıkartır.

Soru: Cumhurbaşkanlığı’ndan ayrılsa bile ömür boyu bir dokunulmazlığı mı var?

Şener: Örneğin Cumhurbaşkanı birisini öldürdü bu makamla alakalı bir durum değil bu şahsi bir suçtur. Böyle şahsi suçlarından dahi Yüce Divan’a gönderilebilmesi için aynı şekilde 301 Milletvekilinin önergesi, önergenin kabulü için 360 Milletvekili, suçlamanın kabulü için 400 Milletvekiline ihtiyaç vardır.
Bu da yetmiyor, koruma şemsiyesi sadece görevdeyken değil, görevi bittikten sonra da ölene kadar kendisine ait bir zırh olarak kalıyor. Bu tarz vekilleri korumalar dünyada kalmamıştır. Dokunulmazlık dünyada ki demokratik ülkelerde artık ortadan kaldırılıyor. İslam adalet dinidir. İslam da adalet her şeyin başındadır. İslam da bugün ki Milletvekillerinin dokunulmazlığına benzer bir dokunulmazlık Devlet Başkanı’na bile verilmemiştir. Anayasa değişikliğini anlatanlar hep hukuki durumları söylüyorlar, o hukuki durumlarla pratik uygulama birleştiği zaman ortaya ne gibi ihtimallerin çıkacağını hiç konuşmuyorlar. Biraz önceki anlattığımız Milletvekillerinin oylama sistemi ne gibi durumlar ortaya çıkarabilir? Cumhurbaşkanı’nı tamamen korumaya alır. Cumhurbaşkanı yardımcıları ve Bakanlar Cumhurbaşkanı’nın esiri haline gelir. Bütçeyi de tamamen Cumhurbaşkanı kullanacak, hangi Bakanlığın ne kadar bütçe alacağına da tek başına o karar verecek.

Herkes yıllık gelirinin yüzde 30’unu devlete veriyor. Bu bütçe oluyor, yeni düzenlemeye göre bu bütçeyi tek başına Cumhurbaşkanı hazırlıyor. Meclise şöyle bir bütçe gönderebilir Maliye Bakanlığının yedek ödeneğini bir Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle, Cumhurbaşkanlığına çekebilir. 600 katrilyonluk bütçenin 599 katrilyonunu yedek ödeneğe koyabilir, 1 katrilyonunu da öbür Bakanlıklara dağıtabilir. Meclis bunu reddetti fark etmez geçici bir bütçe hazırlanıyor tekrar reddetti diyelim Cumhurbaşkanı bu bütçeyi harcayabiliyor meclis zaten kendisi. Herkesin cebindeki paranın yüzde 30’unu kendi yedek ödeneğinde tutup yıl içinde istediği kalemler vasıtasıyla ödeneğin hepsini istediği şekilde dolandırabilir. Bakanlıkların elinden ita amiri sıfatını alıyorum hepsinin ita amiri benim diyebilir. Tekrar yargıya dönecek olursak, yargının en önemli birimi Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu’dur. Bütün hâkimlerin ve savcıların mesleğe alımını, hangi ilde görev yapacağını, nerelere tayin edileceğini bu kurul belirler. Bütün hâkimlerin, savcıların denetimini yine bu kurul yapar.

İstediği zaman soruşturma açar, istediği zaman açığa alır, istediği zaman meslekten men eder. Yargıtay’ın da bütün üyelerini Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu atar, Danıştay’ın da 4’te 3’ünü bu kurul 4’te 1’ini de Cumhurbaşkanı atar. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun bu saydığım yapısı değiştirilmeden üye sayıları değiştiriliyor. Şu anda 22 tane üyesi var, bu 22 üyenin 16 tanesinin atanmasına şuan hükümet karışamaz, Cumhurbaşkanı karışamaz, Başbakan karışamaz. Hâkim ve Savcılar kendi içlerinden seçerek atarlar. Yargının bağımsız ve tarafsız olabilmesi adına kendi içlerinden atıyorlar. Cumhuriyet tarihi boyunca siyasi bir Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu olmamıştır. Ne 12 Mart muhtırasında nede 2010 anayasa değişikliğinde. Şimdi üye sayısı 13’e indiriliyor. Bunun 6 üyesini Cumhurbaşkanı istediği gibi atıyor, 7 üyeyi de meclisteki büyük partinin belirleyebileceği gibi koymuşlar. Bu 7 üyeyi de meclis vasıtasıyla dolaylı olarak yine Cumhurbaşkanı atıyor. Yani Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun üyelerini doğrudan ya da dolaylı yoldan Cumhurbaşkanı atıyor ve doğrudan kendine bağlıyor. Böyle bir yapının araziye düştüğü zaman nasıl uygulanacağını anlatayım. Kendisinin doğrudan hâkim olduğu Türkiye’nin en ücra köşelerine kadar mensubu olan bir teşkilatı idare etmek için bir süre sonra bu Cumhurbaşkanı aynı zamanda bir siyasi partinin genel başkanı olduğu için parti örgütlerini ispiyoncu olarak kullanacak. Bu sistem, bu değişikliklerin tamamı ilk kez 2019 yılında uygulamaya girecek ama partinin genel başkanı olması ve Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu’nun yenilenmesi hemen başlayacak. 2019 yılında kimin geleceğini bilmiyoruz. Bir bakarız Allah’ın veli bir kulu gelir bir bakarsınız deli bir kulu gelir. Bu kadar yetkiyi bir veliye verseniz delirtirsiniz, deliye verseniz zır deli edersiniz.

Bu sistem nereye gider il, ilçe teşkilatları, başkanları bu kuracağı istihbarat ağının bir parçası olarak kendi bireysel isteklerine doğruda sistemi zorlamaya başlarlar. Sonunda ne olur yargıçlar ve savcılar üzerinde hükmeden olurlar. Yandaşlık, partizanlık ilçelere kadar sirayet eder. Hatta bir bakarsınız bir süre sonra parti içi kongrelerde, partiyi elinde bulunduran İl ve İlçe Başkanı yargıyı rakiplerine karşı sopa olarak kullanır. Frenin dengenin olmadığı böyle bir yapıda Devlet yapısı sonunda mafya yapısına dönüşür. Bir mafya düşünün devletin tepesine çöreklenmiş ve devlet yetkilerini kullanarak mafya vari devleti yönetiyor. Sonunda bu mafya vari yapının uzantıları ilçelere kadar yayılacaktır. Bir süre sonra bir bakacaksınız bu mafya vari yapı yargı üzerinden para kazanmaya başlayacaktır. Hem siyasi açıdan, hem ticari açıdan. Korkunç bir felakete dönüşecektir.

Kimin ne zaman devlete hâkim olacağı belli olmaz. Bazıları diyor ki bu yetkileri şimdi reise verelim olmazsa geri alırız. Bu yetkileri verme hakkınız var, bu değişikliği yapma hakkınız var bu değişikliklerden illallah dediğiniz zaman yetkileri geri alma hakkınız yok. Vatandaş çok bunaldığı zaman tekrar şuan ki düzene geçelim dediği zaman geri dönemez. Kendi içinde öyle bir kültür oluşturur ki öyle bir çark oluşturur ki bu kadar yetkiyi, sorumsuzluğu, denetimsizliği tekrar normale çevirebilmek için yetkiler elinde olanlar bu yetkileri geri vermemek için direnecektir, vatandaş diretecektir. Sonunda memleket kan gölüne döner böyle bir felaket tablosu var. Şuanda bağımsızım ne bir partiyle bağlantım var nede bir partinin taraftarıyım. Sadece devlet sisteminin, binlerce insanın, kurulup yıkılan devletlerin, filozofların görüşleriyle edindiği tecrübelerle iyi devletin nasıl olacağı ile ilgili ilkelerin ihlal edilerek ortaya getirilen yeni devlet düzenin günün birinde neye dönüşebileceği ihtimalini anlatıyorum. Bu dönüşme ihtimali bu tablo bir hayal değildir, zayıf bir ihtimal de değildir. Diyor ki Cumhurbaşkanı istediği zaman Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi çıkarabilir bu çıkaracağı kararnameler ile kendisinin görev, yetki ve sorumluluklarını da kendi belirler. Dünya da bir Cumhurbaşkanı seçip o Cumhurbaşkanı’nın görev, yetki ve sorumluluklarını kendisine belirleten tek bir ülke yoktur. Böylesine bir anayasayı meclisten geçiren güç, irade bu değişiklik öncesinde üstelik anayasanın ve güç dengelerinin Kenan Evren anayasasıyla zayıflatıldığı bir anayasadan yararlanarak, halkoyuna kadar gelecek bir safhaya getirilmesiyle geçtikten sonra nelerin ortaya çıkabileceğini hayal edemezsiniz.

Soru: Cumhurbaşkanı yardımcısının da Cumhurbaşkanı ülkede olmadığı zaman aynı yetkilere sahip yetki ondayken OHAL ilan edip Cumhurbaşkanı’na sen gelme diyemez mi?

Şener: Objektif olmak lazım onu diyemez. Cumhurbaşkanı yardımcılarını kendisi belirler, kaç tane olacağını da kendi belirler. Atayacağı birinci yardımcı Cumhurbaşkanı yokken ona vekâlet eder. Olmadığı durumlar mesela Cumhurbaşkanı hasta olabilir farz edelim ki 6 ay süren bir hastalığı oldu. Yardımcı Cumhurbaşkanı’nın yetkileriyle birlikte seçim yapılmasını da engelleyebilir. Veya yurtdışındayken birinci yardımcı vekâlet edebilir veya öldüğü zaman. Ancak yeni anayasa da yeni Cumhurbaşkanı 45 gün içerisinde seçilir diyor. Ama hastalandığı zaman bu sürenin ne kadar olduğunu kestiremezsin. Şimdi hiçbir özelliği olmayan adam, halkında seçmediği birisi anlattığım yetkileri kullanacak bu reva mıdır?

Özet geçecek olursak bu anayasa değişikliğiyle birlikte Cumhurbaşkanı tek başına hükümet olmaktadır. İkincisi yasama organıdır, meclisin iki görevi vardır birincisi hükümeti denetleme yetkisidir, ikincisi yasa yapma yetkisidir. Bu anayasa değişikliğinden sonra TBMM hükümeti ve Cumhurbaşkanı’nı denetleyemiyor. Denetleme yetkisi hukuken ve fiilen elinden alınıyor. Mecliste en çok Milletvekili olan partinin genel başkanı meclise hükmeder hale geliyor. TBMM yasa yapma yetkisini de yerine getiremiyor. Tüm parlamentolar yasa yapma yetkisi konusunda tekdirler eşsizdirler ancak bu parlamento anayasa değişikliğinden sonra Cumhurbaşkanı’nın istemediği yasaları yapma yetkisine, gücüne sahip olamayacaklardır. Cumhurbaşkanı 600 Milletvekiline çıkarttırmadığı yasaları Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi adı altında tek başına çıkarabilecek noktadadır. Yargı doğrudan doğruya Cumhurbaşkanı’nın kontrolüne girmektedir ve Cumhurbaşkanı yargıya da tek başına hükmeden emreden bir güç haline gelmektedir. Cumhurbaşkanı bütçe vasıtasıyla herkesin gelirinin yüzde 30’unu harcayan bir güç haline geliyor.

Bu kadar çok yetkiyi verdiğiniz kişinin iyi denetlenmesi lazım, iyi sorgulanması lazım, yanlış yaptığı zaman yargılanması lazım ama maalesef bu anayasa değişikliğiyle Cumhurbaşkanı sorgulanamaz, denetlenemez ve yargılanamaz hale getirilmektedir. İş bu kadarla da bitmiyor Cumhurbaşkanı aynı zaman da bir partinin genel başkanı olduğu için o Cumhurbaşkanı diğer partilerin genel başkanlarını, seçmenlerini istediği gibi azarlama, eleştirme hakkına sahip oluyor. Diğer partilerin genel başkanları Tweet atarak, ya da sohbet halinde Cumhurbaşkanı’nın partisini eleştirdikleri takdirde 1 yıldan 4 yıla kadar hapis cezasıyla yargılanacaklardır. Böyle bir sistem geliyor bu sisteme “HAYIR” diyorum.

Bütün vatandaşlarımız hatırlarlar Büyük Ortadoğu Projesini (BOP). Bu proje G8 toplantısı sonrasında açıklandı ve bir bildiri yayınlandı. Bu bildiride Kuzey Afrika ve Büyük Ortadoğu Projesi ilan ediliyor. Bunun amacı Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da ki ülkelerde hep tek adam rejimleri, insan hakları ihlalleri var bu ülkelerin rejimlerini değiştireceğiz diyorlar. Dış müdahale ile dünyanın zenginleri değiştirecek. Türkiye G8 üyesi olmamasına rağmen davet edilmişti ve o bildiride şu da ifade edilmiştir BOP’un demokrasi Eş Başkanı İtalya’yla birlikte Türkiye’dir denilmişti. Bu proje Arap Baharı ile birlikte uygulanmaya başlandığında Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da ki Müslüman ülkelere dış müdahalelerle hatta dünyanın dört bir tarafında yetiştirdikleri teröristlerle bu ülkelerin başına musallat ederek İslam ülkelerini kan gölüne çevirdikten sonra önce Mısır’a girdi. Ve denildi ki laik düzene geçin bununla da kalınmadı Mısır da darbe oldu. Türkiye tarihinde tek bir ülkeyle bakanlar kurulu toplantısı yapıldı o da Suriye. Sonra Suriye ye dedi ki bak yetkileri tek elinde toplamışsın rejimi değiştir yoksa dünyanın büyük ülkeleri senin ülkeni yıkacak. Sen bu demokratik değişimleri yapmazsan bizde senin rejimini yıkacak ülkelerle birlikte olacağız dedi. Aradan beş yıl geçmedi şimdi Türkiye dünyada en çok Afrika ülkelerinin ve orta doğu ülkelerinin rejimine benzeyen ve belki de ne fazla Esad’ın rejimine benzeyen bir devlet düzenini Türkiye’ye getirmeye çalışıyorlar. 16 Nisan da Türkiye referanduma gidiyor. Bunun hesabını sormayacak mıyız daha düne kadar ey Esad vazgeç yetkilerini diğer kurumlara da dağıt beni örnek al derken bugün bundan vazgeçip madem seni değiştiremedik ben senin rejimine benzer bir rejime geçiyorum mu diyeceğiz. Bunu biz normal karşılayıp “Evet” mi diyeceğiz. Olup biteni iyi görüp iyi anlayıp tartıp bu anayasa değişikliğine “Hayır” diyeceğiz.