Ana Sayfa Güncel Siyasette vefa da dostluk da olmaz

Siyasette vefa da dostluk da olmaz

299
PAYLAŞ

Başbakan Ahmet Davutoğlu, bir bürokratın milletvekili adaylığı için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la ters düştü. Oysa Davutoğlu, Ak Parti Genel Başkanlığı ve Başbakanlık koltuğuna yaklaşık 6 ay önce Erdoğan’ın parti örgütüne verdiği işaret sayesinde oturmuştu.
Bu olay bize siyaset dünyasında vefa ve dostluk kavramlarına fazla yer olmadığını bir kez daha gösterdi.
++
Birkaç örnek daha vermekte yarar var:
-Recep Tayyip Erdoğan, Ak Parti’yi Abdullah Gül’le birlikte kurmuş, daha sonra Gül’ün önce Başbakan sonra Cumhurbaşkanı olmasını sağlamıştı. Ancak Erdoğan ve Gül arasındaki dostluk ve vefa kordonu “” nedeniyle koptu. Erdoğan, “”ya Gül’ün yeterli tepkiyi vermediğini düşündü ve Cumhurbaşkanlığından sonra Ak Parti Genel Başkanı ve Başbakan olmak isteyen dava arkadaşına bu fırsatı vermedi, onu adeta erken emekli yaptı.
-Gül ve Erdoğan, Necmettin Erbakan’ın liderliğindeki “Milli Görüş” hareketi içinde doğup büyümüşlerdi. Yani Erbakan ve onun “Milli Görüş” hareketi olmasa Erdoğan da, Gül de belki siyaset dünyasında yer bulamazdı. Ne var ki söz konusu ikili FP’nin (Fazilet Partisi) Anayasa Mahkemesi’nce kapatılmasından sonra Erbakan’la yollarını ayırdılar, 2001’de Ak Parti’yi kurdular. “Siyasette vefa da dostluk da olmaz” tezi bir kez daha doğru çıktı.
Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Deniz Baykal tarafından siyasete sokulmuştu. Ancak ünlü kaset olayından sonra Baykal sıkıntıya düşünce kurultayda aday olup onun yerine oturmakta hiçbir sakınca görmedi. Kılıçdaroğlu’na genel başkanlığa giden yolda tüm taktikleri Önder Sav vermiş, delegeleri o örgütlemişti. Kılıçdaroğlu genel başkan olur olmaz ilk yaptığı işlerden biri Önder Sav’ı tasfiye etmek oldu.
-Turgut Özal, Cumhurbaşkanı seçilince ANAP Genel Başkanlığına ve Başbakanlığa hiç kimsenin beklemediği bir ismin, Yıldırım Akbulut’un gelmesini sağladı. Akbulut’un sözünden çıkmayacağını düşünüyor, böylece fiilen hem Cumhurbaşkanlığı hem de Başbakanlık yapacağını sanıyordu. Bu ikili arasındaki bağ da çabuk aşındı. Körfez Savaşı’na Özal askerlerimizi göndermek isterken Akbulut başta olmak üzere Meclis çoğunluğu bunu kabul etmedi. Özal, bir süre sonra Akbulut’un yerine ANAP’ın Genel Başkanı ve Başbakan olan Mesut Yılmaz’la da başlangıçta iyi geçinmesine karşın sonra anlaşamadı.
-Süleyman Demirel’in siyasete girmesini ve bakan olmasını sağladığı Tansu Çiller’le sonradan ciddi biçimde sürtüştüğünü ve adeta “kanlı bıçaklı” olduğunu da belirtelim. Demirel, daha önceki yıllarda da siyasete soktuğu ve Meclis Başkanı yaptığı Ferruh Bozbeyli’den “vefa ve dostluk!” dersi almış, Bozbeyli, iktidardaki AP’yi (Adalet Partisi) bölerek DP’yi (Demokratik Parti) kurmuştu.
-Bülent Ecevit’le kendisini parti genel sekreterliğine getiren CHP lideri İsmet İnönü’nün arası 12 Mart askeri darbesinin ardından bozuldu. “Ortanın Solu” hareketini başlatan Ecevit, İnönü’yü partiden istifa etmek zorunda bıraktı.
-İsmet İnönü, Celal Bayar ve Adnan Menderes, tek parti döneminde yıllarca CHP çatısı altında siyaset yapmışlardı. 1946 yılında Bayar ve Menderes CHP’den kopup DP’yi (Demokrat Parti) kurdular, 1950 seçiminde de iktidara geldiler. İnönü ile Bayar ve Menderes sonraki yıllarda amansız bir mücadeleye giriştiler. Bu mücadele 27 Mayıs askeri darbesine kadar sürdü.
-Atatürk’ün silah ve dava arkadaşı İsmet İnönü’yle yolları 1937 yılında ayrılmıştı. O yıl, Cumhurbaşkanı Atatürk, uygulanan ekonomik politikalar konusunda görüş ayrılığına düştüğü İnönü’yü Başbakanlıktan uzaklaştırmıştı.
++
Peki, son yaşadığımız “vefa ve dostluk” sınavından sonra ufukta ne görünüyor?
Bana öyle geliyor ki, Erdoğan’ı Ak Saray’da sıkıntılı yıllar bekliyor.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam