Siyaset sertleşip sefilleşiyor

0
25

28 Kasım 2017 Türk siyasi tarihinde önemli bir gün olarak ileriki yıllarda anılacaktır. Bundan hiç kuşkum yok.

Salı Meclis grup toplantılarında AKP lideri ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ile CHP ve ana muhalefet lideri Kılıçdaroğlu önemli konuşmalar yaptılar.
Bunlar hem siyasi tarihe geçecek konuşmalar hem de partililerin hafızasında yer edecek konuşmalardı.

Salı konuşmalarının tabi ki öncesi vardı. Kılıçdaroğlu, Erdoğan ve yakınlarına ilişkin yurt dışındaki paralardan bahsetmiş, Erdoğan’da “ispatlayamazsan şerefsizsin, ispatlarsan ben istifa edeceğim” diyerek 1,5 milyon liralık dava açmıştı.
Kılıçdaroğlu, aslında iddiasını ispat edemezse kendi partilileri tarafından zaten istifa ettirilecek durumdaydı.

Çünkü Erdoğan ve ekibi çok iddialı ve kendilerine aşırı güvenli demeçler vermişlerdi. Sanki Kılıçdaroğlu’nun o iddialı sözleri sehven söylediği izlenimi vermişlerdi. Zaten her konuya şüphe ile yaklaşan CHP’lilerin kafalarında “Acaba delil yok mu?” “Genel Başkan neden elinde belge yokken böyle bir iddiaya girdi?” soruları oluşmuştu.
Yani ispat edemez ise Kılıçdaroğlu gidiciydi.

Kılıçdaroğlu, iddiasını beklenenden de sağlam bir şeklide yaptı. Herhangi bir yerde yayınlanmış iddialar yerine, banka kayıt ve dekontlarıyla isim isim yurt dışına Erdoğan’ın çocukları ve yakınlarınca gönderilen paraları ortaya koydu.
Ve sonunda da Erdoğan’dan talep etti; “İstifa sözünü tut”

Şimdi Erdoğan’ın cevabı bekleniyor. İstifa etmeyeceği kesin ama hangi bahaneye sığınacağı merek ediliyor.

AKP adına ilk açıklamayı yapan Grup Başkan Vekili Bülent Turan, “Bunlar yurt dışına giden değil gelen paralardır, ihracat gelirleridir” diyerek çok büyük bir pot kırdı.

Zira ihracat ise Man adasındaki şirket aracı kılınarak yapılmış ne ihracatı olabilir ve oğul, dünür, kardeş, yakın iş adamı birlikte ne ihracatı soruları hemen akla gelenlerdi.

Bakalım 17/25 Aralık’ı bile atlatmış Erdoğan bu sefer nasıl bu işin altından kalkacak?
Ancak şu da bir gerçek ki bu iddia ve belgeler normal demokrasilerde anında istifa getirecekleri gibi yine anında savcıları da harekete geçirecek türden…

İşin en kötü tarafı ve yapılan yolsuzluklardan çok daha kötü olanı AKP’ye oy veren seçmenin bu tür hırsızlık, yolsuzluk ve rüşvet iddiaları karşısında önemsemez şekilde, kör ve sağır olması. Toplumun bu noktaya gelmesi yani kayıtsızlığı maalesef çok büyük bir olumsuzluk Türk toplumu için…

Bundan sonra Erdoğan’ın pasif kalmayacağı, güçlü medya ve devlet desteği ile Kılıçdaroğlu ve CHP’ye yönelik bir kampanya yapacağı kesin. Zaten Erdoğan’a yakın ekip ve bakanları konuyu şiddetle saptıracak demeçlere başladı bile.

Konu Zarrab davasında olduğu gibi milli mesele ve Batı emperyalizminin taarruzu şeklinde yansıtılacaktır. Kılıçdaroğlu ve CHP’ye akla gelmedik suçlamalar yapılacaktır. Kutuplaşma son raddesine değin artırılacaktır. Türkiye’yi bu açıdan da zor günler bekliyor…

Erdoğan ise Salı Grup konuşmasında çok ilginç bir çıkış yaptı. Hükümeti ve AKP’lileri suçladı. İsim vermeden bakanlarını, üst düzey partilileri ve bürokratları suçladı. Ve asıl önemlisi kendisi ile AKP’yi ayırarak tüm olumsuzluklardan partiyi ve partilileri sorumlu tutmuş oldu.

Şu sözleri dikkatle değerlendirebilir misiniz?
“Nerede işinin altından kalkamayan, nerede tembellik yapan biri varsa hemen şu tarz ifadelerle sıyrılmaya çalışıyor; “Beyefendi böyle istiyor, Cumhurbaşkanımız, Külliye böyle istiyor.” Ömrümde görmediğim insanların tavsiyesine kadar her konuda kullanıldığı anlaşılıyor. Peki, bunu ispatı var mı, ağzımdan çıkan böyle bir söz var mı? Yok. Daha önce ahkam kesenlerle ilgili rahatsızlığımı belirtmiştim. Tekrarlıyorum. Eğer ben birisine bir şey söyleyeceksem, tavır koyacaksam, kimseyi aracı kılmaya ihtiyacım yok. Bunu bizzat kendim yaparım”

Burada suçlanan muhalefet partileri veya yetkisiz kişiler değil AKP’li üst düzey yetkililer. Erdoğan, bu konuşmasıyla kendisini ve AKP hükümeti ile iktidar partisini ayırıyor. En önemlisi de tüm olumsuzluklar konusunda partililerini suçluyor. Kendisine bu olumsuz koşullarda toz kondurmamış oluyor.

Ekonomi, dış politika, yolsuzluklar ve toplumsal alandaki tüm çöküntüler bu şekilde asla Erdoğan tarafından sahiplenilmemiş olacak, AKP kadroları suçlu tutulacak ve değiştirilecektir. Erdoğan kendini hatadan münezzeh bir konumda tutulmaya çalışmaktadır.
Anormal derecede kutuplaşma ve içe dönük bir Türkiye…
Yanlış ekonomi yönetimi ve dış politika ile birlikte…
Türkiye’yi çok zor günler bekliyor…
Allah yardımcımız olsun!

Paylaş
Önceki İçerikAK Parti eriyor İYİ Parti geliyor
Sonraki İçerikAh ulan Rıza!
Bülent Kuşoğlu

7 Ocak 1958’de Erzurum’da doğdu. Yeminli Mali Müşavir, Maliyeci, Ekonomist; Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesini bitirdi. Ulusal ve çeşitli internet gazetelerinde köşe yazıları yayımlandı. Çok iyi düzeyde İngilizce biliyor. 24.-25.-26. Dönemde Ankara Milletvekili seçildi. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Üyesidir.