Yüce Allah’ımız bir daha, 15 Temmuz kâbusunu Türkiye’mize yaşatmasın… Türkiye’miz de ortaya konulan bu proje, felâketimiz olacaktı. İç savaş ve parçalanma… Daha ötesi ne olabilirdi? Allah bilir.

15 Temmuz ile ilgili bir yığın kitap çıktı, yüzlerce yazı, binlerce yorum yapıldı. Eğer 15 Temmuz A’dan – Z’ye ele alınacak olsa, ciltlere sığmaz yazı konusu olur, adı da 15 Temmuz KARA TARİH olurdu.  Şu gerçeğin altını kalın çizgilerle çizmemiz gerekir ki, Devletin yönetiminde bulunanların birçoğu önlem anlamında hatalar yapmışlardır, Mit Müsteşarı Sayın Hakan Fidan’ın, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Sayın Hulusi Akar’a “Sayın komutanım bu olayın büyük parçaları olabilir…” cümlesi ayan, beyan 15 Temmuz’un işaret fişeğidir. Sayın Fidan daha ne söyleseydi, tehlike sinyalini açıkça beyan etmiştir. Bu açık beyana rağmen alınan önlemler yetmemiş, darbe yapılmıştır. Kuvvet komutanlarının düğün, dernekten derdest edilmeleri konusuna hiç girmek istemiyorum. Yıldız taşıyanlar “hata yapmazlar! Vatanını en çok sevenlerdir!” Halkını tarayanlar, meclisi bombalayanlar, kaosa sürükleyenler siviller miydi diye de sormayacağım!!! Hainin yıldızlısı, yıldızsızı, sivili olmaz, hain haindir… Bunca ihbarlar, dosyalar hazırlanmışta, adli müşavirlikler neden işlem yapmamışlardır? Neden yıldızlar korunmuştur da, orgeneral, korgeneral, tümgeneral rütbesine kadar gelmişlerdir? Askeri istihbarat neden büyük bir zafiyet içerisine girmiştir? Neden, neden, neden..? Kusura bakmayın ama “Kol kırılır, yen içerisinde kalır” söyleminden artık vazgeçiniz. Kol kangren olmuş, vücudu sarmış sonunda da halkını, meclisini bombalamıştır. Açıkçası tek cümle; YILDIZ KORUMAYI BIRAKIN.
*              *            *
15 Temmuz gecesi bende herkes gibi bir yakınımızın kızının düğünündeydim. Saati tam hatırlamıyorum ama sanırım 21.00’i geçiyordu. Sorgun Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Şahin Özmen aradı. “Abi bende Ankara’dayım. Uçaklar çok yakından uçuyor, bir şeyler var galiba?” dedi. Eğitim uçuşu olabileceğini söyledim. On dakika sonra tekrar aradı. “Abi bu eğitim uçuşuna benzemiyor, neredeyse binaları yalayıp geçiyorlar” dedi. Şahin FETÖ kalkışması olabilir dedim. Nitekim yanılmamışım, düğünü bırakıp evin yolunu tuttuk. Turan Güneş Bulvarı’ndan TRT’nin oradan geçerken arabayı durdurdum. Hanıma “Sen git, ben TRT’ye girip, şu darbecilere bir iki laf edeyim” dedim. Hanım, “Yanında tabancan da yok, ne yapacaksın?” dediğinde çaresizce evin yolunu tuttum.
*                 *                  *
bombalanırken, mecliste bulunan “Halkın iradesini ayakta tutalım” diyen milletvekillerine de gösterdikleri cesaretlerinden dolayı, bir anı olması bakımından cesaret madalyası verilmesi uygun olmaz mı?
*                   *                *
Yazımın başlığına “Siyah – Beyaz” dememe gelince, darbe SİYAHTI, darbenin bastırılması BEYAZDI.
Yüce Allah’ımız bir daha vatanımıza, milletimize 15 Temmuz’lar göstermesin. Aslında; Ergenekon, Balyoz, 17 – 25 Aralık da darbeydi ama 15 Temmuz’da tuzu, biberi oldu. Bu bağlamda başta Ömer Halisdemir olmak üzere, tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet, gazilerimize sabırlar dilerim.

PAYLAŞ
Önceki İçerikKömür ve Paris antlaşması
Sonraki İçerikİhracat beklentisinde artış
Salim Taşçı
Yozgat Sorgun’da, kargaların nohutları telef ettiğinde, güzün 18 Eylül 1945’de doğdu… 57 yıldır Ankaralı… 1962 yılında gazeteciliğe başladı. Milliyet, Tercüman, Adalet ve Tasvir’de çalıştı. 9 öyküsü sinema filmi yapıldı. Şimdi Sonsöz’de yazıyor.