Ana Sayfa Güncel Sivil anayasa yapmak şart

Sivil anayasa yapmak şart

58
PAYLAŞ

Parti-CHP koalisyonu bayram sonrasına kaldı ama Türkiye’nin gündemine Anayasa Mahkemesinin Dershaneler kararı damgasını vurdu. Bu kararla birlikte Anayasa da tartışılmaya başlandı. Ak Parti kurucularından ve siyasetin duayen isimlerinden İçişleri eski Bakanı Abdülkadir Aksu ile 7 Haziran öncesi gündeme getirilen,” sivil yeni Anayasa” konusunu ele aldık. Bakan Aksu sorularımızı içtenlikle yanıtladı. İşte Abdülkadir Aksu’nun yeni kurulacak koalisyon hükümetine de ışık tutacak sözlerini içeren röportajımız:Soru: AK Parti yeni dönemde Anayasa değişikliğini gündeme getirecek mi?
Aksu: Bugün içinde bulunduğumuz şartlar bize şunu göster­mektedir ki; bazı insanlar darbe döneminde antidemokra­tik bir biçimde hazırlanmış olan mevcut anayasa karşı­sında saygı ile eğilmektedirler. Bu anayasayı bir sığınak gi­bi görüp onu dokunulamayacak kadarda kutsal say­maktadırlar. 12 Eylül Anayasasını hazırlayan insanlara in­sanüstü bir bilgelik atfedip ve onların yazdıklarının hiçbir zaman değiştirilmeyeceğini kabul etmektedirler.
Kuşkusuz bizler anayasa ve yasalarda sık sık değişik­likler yapılmasını savunuyor değiliz, ama biz aynı za­manda yasaların ve kuramların insan aklının ilerlemesi ve günün şartlarına bağlı olarak insanların ihtiyaçları ile baş başa gitmesi gerektiğini biliyoruz. Yeni durumlar ortaya çıktıkça, yeni hakikatler zuhur ettikçe ve koşulların değiş­mesiyle birlikte tarz ve görüşler de değiştikçe, kuramların ilerlemesi ve zamana ayak uydurması kaçınılmaz olmak­tadır.
Dolayısıyla toplumda bir değişim beklentisine yol açan temel hukuki düzenlemeler bugün geldiğimiz süreçte geri dönülemez bir yola girmiştir. Şayet artık bu kadim ülkede “adalet”, başta toplumun ve bireyin, sonrada devletin te­meli olacaksa yeni anayasa değişikliği şarttır.
Soru: Nasıl bir Anayasa olmalı?
Aksu: Olması gereken şey; devletin yasama ve yürütme güçlerinin, yargılama gücün­den ayrı ve bağımsız olmasıdır. Buradaki asıl espri şudur; mevcut anayasa ile “yargı” son yıllarda verdiği sansasyo­nel kararlar ve bazen de hukuk mantığını aşan yetki gaspı sayılabilecek zorlama içtihatlarla “yasama” ve “yürüt­meyi” adeta kuşatmış durumdadır.
Bu yüzden statükocular tarafından bugünlerde sık sık dile getirilen ve değişikliğe ilişkin temel eleştirilerin ba­şında gelen “yargı siyasallaştırılıyor” söylemini tersten al­gılamakta yarar vardır. Çünkü mevcut yapı içinde zaten siyasallaşmış olan “yargı” ancak yeni düzenlemeyle asli ve vazgeçilmez özelliği olan “bağımsız” ve “tarafsız” olma konumuna kavuşacaktır. Bakın birileri bu durumu örtbas etmek için Ak Parti iktidarını “sivil diktatörlükle” suçlaya­rak inanılmaz bir biçimde halk nezdinde bir dezenformasyona yol açmaktadırlar. Hâlbuki bugünkü durum göz önüne alındığında olan biteni özetleyen asıl hikâye, halkın yasama erkine verdiği yetkiyi gasp eden bir tarafın bütün süreçleri tıkamasının önünü açma girişiminden başka bir şey değildir.
Soru: Kimler yetki gaspı yapıyorlar?
Aksu: Bu bağlamda değişime ve reforma karşı olanlar genel­likle mevcut durumlarından ve konumlarından memnun olan gruplardır. Unutmayalım ki, bürokrasi, değişim ve reformu savunduğu kadar, aynı zamanda buna engel olan bir yapıdadır. Devletin ve bürokrasinin küçültülmesi, şüp­hesiz devlet yöneticilerinin ve bürokratların çıkarlarına ters düşebilmektedir. Ancak ülkenin genel çıkarları açısından bakıldığında “iktidar enstrümanlarını” (yürütme, yasama, yargı) halk adına kullananların demokratik kültürün bir gereği olarak “sivilleştirilmesi” gerekmektedir.
Soru: Nasıl bir Anayasa düşünüyorsunuz?
Aksu: “Adalet” kavramı ışığında Yeni Anayasa süre­cini değerlendirmeliyiz. Bilindiği gibi Adalet, günlük dilde, herkesin ve her şe­yin yerli yerinde olması; olması gereken yerde olması, her­kesin hak ettiğini alması veya herkese hak ettiğinin veril­mesi gibi anlamlara gelir.
Yeryüzünde insanlığın, geçmişten bugüne özlemim çektiği başlıca üç temel değer vardır. Bunlar ‘Eşitlik’, ‘Öz­gürlük’ ve ‘Adalet’tir. Bu üç temel değerin aslında yaşamın farklı noktalarından dile getirilen aynı sorunla ilgili olduğu söylenebilir. Bu sorun ‘Haklar’ sorunudur. Sorunun, adalet sorunu şeklinde konumlandırılışı, tarihsel-toplumsal ko­şullara bağlı olarak diğerlerine göre daha eskidir.
Devlet ve birey açısından adalet farklı anlamlar taşı­maktadır. Devlet için adalet, kanunların yapımında hak ve görevlerin dağıtılmasında belli kişileri veya zümreleri öte­kilere üstün tutmadan vatandaşlara aynı hakları vermesini ve aynı görevleri yüklemesini ifade eder. Birey için ise vatandaşların mümkün olduğu kadar birbirinin hakkına uy­maya mecbur bırakılmasını ifade eder.
Evet, adalet bireylerin birbirileri ile olan ilişkilerinde çok somut bir olgu olarak önümüze çıkar. Yazılı tarih bo­yunca insanlar arasında ‘adaletin’ tesisi için birçok alanda mücadele verilmiştir.
Bu mücadele bireyle devlet arasında yaşandığı gibi bi­reyler arasında da daha çok temel insan hakları bağla­mında ortaya çıktığını biliyoruz.
Bugün Türkiye’de “adalet olgusu”, vatandaşla devlet arasında yeniden oluşturulduğu kadar, vatandaşlar arasında da sosyal adalet ve sosyal haklar bağlamında ‘eşitlik’ temelinde yeniden şekillendirilmektedir.
Soru: Sivil Anayasa vurgunuz nedir?
Aksu: Anayasa yapma geleneğimizde, sivil siyaset alanı bu­güne kadar Anayasaların yapım süreçlerinde ne yazık ki, hep dışarda bırakılmıştır. Sivil siyaset üzerinde kurulmuş olan “sivil/asker bürokrasinin demir yumruğu” son on yıl­da her ne kadar kırılmış gibi görünse de; millet lehine on yıllardır gecikmiş olan adaletin sağlanması ve demokrasi­nin bu topraklarda kurumsallaşması bakımından; içinde bulunduğumuz dönemde sivil bir Yeni Anayasanın ya­pımı oldukça hayati bir meseledir.
Herkes bilmektedir ki; bu ülkenin gündemindeki ana sorunların temelinde 12 Eylül 1980 diktasının militarist anayasası yatmaktadır. Türkiye’nin adalet mekanizmasını yerle bir eden ana faktör bu ucube anayasadır.
Mevcut anayasa toplumun hak ve hukuka olan güve­nini yıllardır fazlasıyla zedelemektedir. Eğer meseleye top­lumun ihtiyaç duyduğu adalet ve çağdaş hukuk sistemi anlayışı zaviyesinden bakmasak başta biz siyasetçiler ol­mak üzere hepimiz gerçeği her açıdan ıskalamış oluruz.
Birey ile devlet arasında temel bir sözleşme niteliği ta­şıyan, insan hak ve özgürlüklerini güvence altına alan, demokratik ve çoğulcu bir yapının üzerine inşa edilecek bir anayasa hepimizin beklentisidir. Bu millet, bu ülkenin tüm renklerini, tüm seslerini dikkate alan bir anayasanın beklentisi içerisindedir.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam