Kısa tatilimizde sınırları öyle zorladık ki adeta işi oyuna çevirdik. Bir adımda Almanya’dayken tekrar Fransa yazısının arkasına geçip marketlere girdik. Sonra benzin almak için Alman tarafına, daha sonra tekrar Fransa toprağına geçtik.

Bir ara oğlum “anne beni çeker misin şurada” dedi, Frankreich (Almancada Fransa demek) tabelasının altında. “Peki” dedim ve çekmeye başladım. Tabelanın arkasından arkadaşlarına hitaben başladı konuşmaya ve “şu an Almanya’dayım 1 saniye içinde Fransa’da olacağım” dedi. Dediği gibi de yaptı, tabelanın öbür tarafına geçti, “voila” Fransa’daydı. Epey eğleniyordu. Ben de eğlendim, sınırsızlık çok güzel bir histi. Özellikle bu duyguya hasret biz Türkler için.
Sonra konuştuk, eski sınırlar üzerine.

“Ben bu sınırları hatırlıyorum” dedim oğluma. Aralarında vize yoktu ama sınır vardı. Hatta 1992 yılının yazında, İspanya’ya giderken girdiğimiz Fransa sınırında, Fransız polisiyle tartışmıştım bile. Yanımdaki Almanların hepsi geçmişti, bir tek benim Türk pasaportumu görünce kenara çektirip, kurt köpeklerine aratmıştı arabamı. Alman iş arkadaşlarım beni beklerken dayanamayıp duruma müdahil olmuşlardı. Benim bir Türk televizyonunda spiker olduğumu, Türkiye’de tanınan biri olduğumu filan söylediler de polis yolladı beni. O yüzden dönerken yolu uzatıp gelmiştik aynı yerden geçmemek için. Kısacası, sınırları hiç sevmedim. Biz de bu duyguyu yaşadık gün boyu. Forbach, Merlebach, Lüksemburg, Saarbrücken bu tatilimizdeki yeni mekanlarımız oldu. Sınırları bir yana bırakırsak, Almanya’nın refahı Fransa’da yok. Hemen hissediliyor. Ama Fransızların gururu da Almanlarda pek yok. Ne alaka diyebilirsini, öyle yazdım işte.

Fransız herşeyiyle gurur duymayı seviyor. Hemen hemen çoğu İngilizce bilmiyor, mecbursunuz Fransızca konuşmaya. Sınırdaki şehir ve kasabalarda ise halk Almanca ve Fransızcaya eşit derecede hakim. İş bulmak için ikisini pde iyi konuşuyor olmak zorundalar zaten. Almanya’da İngilizceden sonra ikinci dil olarak Fransızca öğretilmesinin nedeni de bu sanırım. Türkiye’de ise İngilizcenin tabana yayılması şart. Türkiye’ye turist olarak giden herkesin ortak problemi, kimsenin İngilizce konuşamaması. Fransızlar konuşmasa da anlarlar bizde o da yok. Buradan bakınca, Türkiye’nin, sınırların kalktığı, refahın arttığı ve herkesin ingilizce konuştuğu bir ülke konumuna gelmesini istiyorum. Umarım. Birgün mutlaka.