Ana Sayfa Yazarlar Sınır ötesi kararnamesi Irak’taki askeri varlığımızı kapsamıyor

Sınır ötesi kararnamesi Irak’taki askeri varlığımızı kapsamıyor

63
PAYLAŞ

Öncelikle ifade edelim ki, Kuzey Irak’ta Musul’a asker veya askeri danışman göndermekten birinci derecede hükümet sorumludur. Hükümet bu yetkisini, 3 Eylül 2015 günü ’nin ortak toplantısı sırasında almıştır. Meselenin Meclis İç Tüzüğü açısından ele alınışına değil; ancak sonuçta kabul edilen kararın içeriğine bir bakalım isterseniz.

O günkü toplantıda alınan 1098 sayılı karara göre, Türkiye’nin Suriye ve Irak’la sınırdaş olduğundan bahisle ve Güvenlik Konseyi kararlarına atıfla, ulusal güvenliğimizi ilgilendiren tehditlere karşı koyma gereği vurgulanmaktadır.
Kararda, özellikle IŞİD’e karşı konulması gereğine de işaret edilmektedir. 2007 yılında ilk kabul edilen kararın yenilenmesi, Suriye ve Irak’taki uluslararası terörist çetelerinin varlığına dayandırılmaktadır.
Birçok haklı veya haksız sebep ortaya konduktan sonra Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ‘Sınır Ötesi Harekât ve Müdahalede Bulunması amacıyla yabancı ülkelere gönderilmesi’ ifadesi, bu kararın eylemsel biçimini tanımlamaktadır.
Bahse konu karar, salt yazılımı itibariyle, hükümetin, bir başka ülkedeki Kürt veya başka bir varlığın çağrısına karşılık askerlerimizin gönderilmesine bir gerekçe teşkil etmez.
Ne denli o kararın satır aralarını okusam dahi! Gerekli şart; ülke güvenliğine doğrudan bir tehdidin olması… Ama sınırlarımız delik-deşik iken başkaca bir yolu da yokmuş gibi anlatılıyor bize.
Sınırlarımızı bu geçirgenlikten kurtarmanın sorumluluğunun başta hükümet ile silahlı kuvvetlerimizde yattığını bilmeyen mi var?
Zira adına danışman deyin, eğitmen deyin, başka bir ülkeye askeri personel gönderiyor iseniz; o durum, ülkedeki meşru hükümetin davetiyle olabilmeli.
Ancak aynı ülkenin, gönderdiğiniz askeri personelin geri çekilmesini talep edebilmesi de hakkaniyet gereğidir. Bu konuyu bir sonraki yazımda anlatmaya çalışacağım.
Sonuçta bir sorum olacak… Sınır ötesinde konuşlandırdığımız bu askerlerden herhangi birinin başına, Allah esirgesin, bir bela gelirse bunun hesabını kim verecek?
Sınır ötesindeki askeri birliklerimiz bir tarafa, daha ülkemizdeki zorunlu askerlik yasası çerçevesinde vatani görevini yapmaktayken başka bir ülkede diplomatik bir anlaşma olmadan gönderilen askerlerimizden yaralanan veya vefat edenlere olan sorumluluğumuz hakkında hiç düşündü mü?
Bu konuda ulusal yargımızda oluşturulan bir anlayış bulunmamasına rağmen, aynen Ergenekon, Balyoz, ODA TV ve Askeri Casusluk davalarında olduğu gibi, bu ailelerin devlet aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne dava açmaları olası görünüyor.
Bu meseleyi de yarın irdeleyelim.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam