Ana Sayfa Yazarlar Şeyh Ma’nevî Efendi’nin Dünya Hırsı

Şeyh Ma’nevî Efendi’nin Dünya Hırsı

103
PAYLAŞ

Ünlü tarihçimiz Râşid Efendi, Şeyh Ma’nevi Efendi’nin ibretlik sonunu çok güzel bir dille anlatmaktadır.

Şeyh Ma’nevi Efendi, İstanbul’da Kadırga Limanı yakınında bulunan Mehmed Paşa Tekkesi’nin şeyhidir. Bugünkü ifadeyle tekkenin idarecisidir. Kendisi meşhur Karabaş Ali Efendi’nin oğlu idi. Merhum Sultan Ahmed Han döneminde Hünkarşeyhi olup güzel konuşmaları sebebiyle oldukça şöhret kazanmıştı. Kur’an tefsir etmekte ve Hadis-i şerîf nakl etmekte usta idi. Halvet ve erba’în ve kutsal geceleri ihya eden bir kimse idi. Bütün vaktini güzel sözlerle ve zikirlerle geçiren, ibadetlerine önem veren bir şeyh idi.
Günlerden bir gün Davud Paşa semtinde kale duvarına bitişik bir bahçeyi görünce bu bahçeye sahip olmayı çok fazla istedi. Binbir gayret ve çaba ile bir yolunu bularak bu bahçeyi satın almaya muvaffak oldu. Sanki bu güzel bahçe onun dünya nimetleri ile sınanması idi.
Cennet bahçesini andıran güzel yeni bahçesinde oturmakta iken Yedikule dizdarı yani kale komutanı birden bire vefat ediverdi. Komutanın güzelliği İstanbulca meşhur olan eşi dul kaldı. Kadın güzelliği kadar mal ve mülkünün çokluğu ile de ün salmıştı. Şeyh Efendi bu sefer de gönlünü bu güzel kadına kaptırdı. Sonunda bu dileğine de erişti ve bu güzel, zengin hatun ile evlendi.
Yeni bahçede, yeni hatunla mutlulukları 3-4 ay kadar sürdü. Bir sabah erken vakitte komşuları Şeyh’in evinden bir cenaze çıktığını gördüler. Hepsi birden hayretle ölenin kim olduğunu sordular. Şeyh de eşinin gece aniden rahatsızlandığını ve birdenbire öldüğünü söyledi. Komşu kadınlardan birisi o gece Şeyhin karısının misafiri idi. Şeyhin karısı korku içerisinde komşu kadına çok korktuğunu söyleyerek “beni yalnız bırakma” diye yalvarmıştı. Kadın sabahleyin kapıdan tabutun çıktığını görünce bunları hatırlayarak Şeyhin karısının ölümünden kuşkulandı. Bu cesur Osmanlı kadını başından geçenleri sadece etrafındakilere anlatmakla yetinmedi. Karakola kadar giderek “kulluk çorbacısına” bütün olayı anlattı. “Şu meyyiti mezara komasunlar, sonra çok nedâmet çekersiz” diye tenbih etti. Sonra Kaymakam Paşa’ya gidip olayı anlattı. Kaymakam Paşa’nın emriyle olaya el konuldu. Olayı çözmekle görevli özel yetkili bir memur ve bir kadı vekili giderek tabutu açtırdılar.
Mahallenin ihtiyar kadınları toplanarak ölünün durumu hakkında rapor verdi: Şeyhin karısının boynunda ip yarası, başında darbe izleri, ellerinin üstü kara ve bere içerisinde, burnu yırtılmış ve saçları çözülmemiş ve bilinen şekilde kefenlenmemiş, ne olduğu belirsiz bir bez parçasına sarılarak tabuta konulmuştu. Mahallenin güngörmüş kadınlarının bu “otopsi raporu” bile cinayeti apaçık ortaya koymaktaydı. Şeyh Efendi ifadeye alındı. İfadesinde akşam hiçbir şeyi yoktu, ne olduğunu ben de bilmiyorum, kim yaptıysa ondan ben de davacıyım diye ifade verdi. Mahalle halkından Şeyhin durumu soruldu. Mahalle halkı Şeyhin son zamanlardaki yaşantısından oldukça rahatsızdı ve bu yüzden Şeyhin sui haline şehadet ettiler.
Maktulenin vârisleri ortaya çıkıncaya kadar Şeyhin hapsi ferman olundu. Ancak aradan çok geçmeden şeyh hapiste hastalandı ve öldü. Böylece kadıncağızın katilinin cezasının kesilmesi Büyük Mahkeme’ye kaldı. (Râşid Efendi, Tarih-i Râşid, II, İstanbul 1282, s.353-354).
Bu yüzdendir ki bir dünya malını çok fazla istememeli. “Hayırlı ise olsun” demek en güzelidir. Şeyh Ma’nevî Efendi’nin çok arzu ettiği, çok imrendiği iki şey onun felaketi oldu. İnsan şöhret ile zenginlik ile gururlanmamalı. Mülkü veren de alan da Allah’tır, O ne derse o olur.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam