Ana Sayfa Yazarlar Sevmek hem de iki ülkeyi sevmek, peki ya bedeli ?

Sevmek hem de iki ülkeyi sevmek, peki ya bedeli ?

171
PAYLAŞ

Yaklaşık 30 yıldır Türkiye – İsveç hattında mekik dokuyorum. Gazetecilik mesleğine yeni başlamıştım. Türkiye’nin de zorlu günleriydi. Daha medyada özel radyo ve televizyonların esamisi okunmuyordu.

Her gençliğin bir deliliği olur. Ben de de oldu ki, bavulumu alıp İsveç’in yolunu tutmuşum. Sanki Türkiye’de açlıktan ölen mi vardı? Yoktu tabii. İşte bir kaçış varsa bazıları aşktan kaçar, bazıları gelecek görememekten kaçar, bazılarının kanı kıpır, kıpır eder, bazıları Avrupa hayranlığındandır.
Ben de hepsinden bir tutam var desem yeridir. Türkiye’de çok güzel bir mesleğim vardı. Anka Haber Ajansı’nın yıldızı parlak muhabirlerinden idim. Türkiye’nin o zamanki popüler siyasileri ile birlikte İstanbul’a geldiklerinde izler hatta Marmara bölgesi benden sorulurdu.
Yani anlayacağınız, 20’li yaşlardan beri Türkiye’nin takipçisi olmuştum. Örneğin bir Trakya gezisine çıktığım seçim kampanyalarını hatırlarım. Harika geçerdi. Gündüz haber, gece de otellerde liderlerle özel haber yapıp geziye katılan meslektaşları atlatma gibi rekabetler vardı.
İşte bu atmosferde bir meslekti gazetecilik. Sonra böyle şaşalı 3 günlük seçim turu bittiğinde normal hayat yine başlardı. Hem zirve de hem en aşağıda var olmak. Çok güzel bir duygu idi. Biz gazeteciler tam halkın içinden çıkan gazeteciler idik o yıllarda. Bugün Türkiye’de yaşamadığım için bir yorum yapamıyorum.
SONRA İPLER KOPTU
Dedim ya o anlattığım kaçış serüveni başladı. İsveç’e daha önce yerleşen bir gazeteci arkadaşımın peşinden gelerek İsveç macerasına başladım.
Maceraya atıldığınız zaman o heyecan ile her türlü işe atıldım. Aynı zamanda İsveççe kurslara gittim. Aklınıza gelecek her türlü vasıfsız işlerde çalıştım.
Türkiye’den zirveyi, İsveç’te en altı gördüm. Şimdi o günleri hatırlarken, kendimi manevi olarak çok zengin hissediyorum.
Bir insanın, neleri başarabileceği adına mutlu oluyorum. Yani, mücadele edilir ise nelerin başarılabileceğini kendi üzerimde gördüm. Herkes, kendi hayat muhasebesini yapabilir. Benim de yaptığım zamanlar oluyor.
Kazandıklarım, kaybettiklerim, sevindiklerim, üzüldüklerim gibi. Ancak kadere inanırım. Hiç aklımın ucundan dahi İsveç geçmezken, İsveç’e yerleştim. Yaklaşık 30 yıl üzüntülü günlerim olsa da mutlu günlerim de oldu.
Ancak İsveç’i hep sevdim. “Peki, Türkiye’yi?” derseniz doğal olarak doğduğum, çocukluğum ve gençliğimin geçtiği şehri, ülkeyi sevmedim diyemem.
Şimdi Türkiye’ye gittiğim de Türkiye’ye Anavatan, İsveç’i yavru vatan olarak anıyorum. İkisi de benim aşklarım. İkisi de benim bir parçam. Türkiye’de de dostlarım, arkadaşlarım, akrabalarım var. İsveç’te de benzeri ilişkilerim var.
Yani SEVMEK!
Evet, sevmek aşk, tutku çok güzel duygular.
Allah bunları ülke bazında da bana yaşattı. Nasıl aşık olduğunuz bir insan hayatınızda oluyorsa, bu gerçek yıllarınızın geçtiği ülkeler için de zaman geliyor aşk geçerli oluyor.
GAZETECİLİĞİ DOYA DOYA YAŞADIM
İsveç’e geldiğimin ilk yıllarında gazeteciliğe başlamasaydım belki Türkiye’ye dönerdim diye düşünüyorum. Ancak gazetecilik tutkusu ve aşkı beni İsveç’e bağladı diye düşünüyorum.
İlk önce Anadolu Ajansı, sonra 25 yıl Hürriyet Gazetesi ve Doğan Haber Ajansı. Mesleğimi hem yazılı hem de görsel medya tecrübesi ile dolu dolu yaşadım.
İsveç’te de İsveç Merkez Radyosu ve değişik Türk federasyonlarının dergilerine yazı yazdım. Tek başıma çıkardım. Hepsi benim birer çocuğum olmuştu. Haber ile yatıp, haber ile kalkıyordum. Her gecem davetlerle dolu geçiyordu. Yaklaşık 30 yıl gibi uzun bir süreç hızlandırılmış bir film şeridi gibi şimdi gözümün önünden geçiyor.
Sonra ticarete atıldım. Bu işte de ayrı bir heyecan ve zevk alıyorum.
KEŞKE TÜRKİYE GELECEK VAAD ETSEYDİ GELMESEYDİM
Bütün bu olumlu taraflara rağmen, keşke dediğim de olmuyor mu tabii ki oluyor. Keşke kendi ülkemde sevdiklerimle kalsaydım. İsveç’te yaptıklarımı kendi ülkemde yapsaydım diye dertlendiğimde olmuyor değil.
Ancak bu son geldiğimde gazetecilikten tanıdığım dostlarım, hiç dertlenme, ne güzel 2 ülke arasında mekik dokuyorsun, biz de keşke senin gibi olsaydık diye dertleniyor.
Sanırım Türkiye’nin bugünkü siyasi konjonktürüne bakarak bir serzeniş diye bu tepkiyi algılıyorum. Ya da, insanoğlu demek ki, mutlu olmuyor. Ne demişler, bülbülü altın kafese koymuşlar, vatanım da vatanım demiş.
Ancak anavatandakiler niye dertlenir onu da siyasilere sormak lazım. 30 yıl önce benim dertlendiğim konular sanırım bugünde hala yaşanıyor. Her şeyin bedeli var, ben başka ödedim, Türkiye’dekiler de başka ödüyorlar.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam