Ana Sayfa Yazarlar Sevgisiz olmuyor

Sevgisiz olmuyor

74
PAYLAŞ

Bu yıl yaz tatili kurban bayramı tatilinin de eklenmesiyle birlikte sona erdi ve uzun bir aranın ardından okullar açıldı. Okulların açılması ile birlikte özellikle öğretmen-öğrenci ilişkilerine ait görüşlerini almak için uzman pedagog, psikolog Hanım Demirbaş ile söyleşi yaptık.

Uzman pedagog, psikolog Hanım Demirbaş öğretmen-öğrenci ilişkilerinin yansıra velilere düşen görevlerinde önemli olduğunu ortaya koydu. Okulların açılmasına sevinenlerin olduğu kadar, kaygı ve endişe duyanların da olduğuna değinen Demirbaş ‘’ öğretmenleriyle, dersleriyle ve arkadaşlarıyla olumsuz deneyimleri olan öğrenciler yeni öğretim yılında kaygı, gerginlik ve korku hissederek okula başlayabilirler ‘’ dedi. İşte sorularımıza verdiği yanıtlar
Suat Özer: Okula başlarken kaygı ve korku duymanın başlıca nedenlerini nasıl açıklayabiliriz?
Hanım Demirbaş: Öncelikle kaygı ve korkuları sınıflandırmak gerekir. Mesela bu kaygı ve korkuların öğrenci kaynaklı olanları olduğu gibi,Eğitim Kurumları ve toplumsal yapı kaynaklı olanları var. Yani bu konuda duyulan kaygı ve korkuları ikiye ayırabiliriz.

Suat Özer: O halde sorumuzu okula başlarken duyulan kaygı ve korkuların öğrenci kaynaklı nedenleri nelerdir diye soralım.

Hanım Demirbaş: Yeni  eğitim ve öğretim yılı başlarken okulda birçok öğrenci gelecek haftalar ve ayların onları ne beklediğini bilemediğinden karışık duygularla okulun kapısından içeri girecekler. Okula ilk başlayacak öğrenciler genelde meraklı, öğrenmeye hazır ve sonunda okula gidebildikleri için gururlu oluyorlar. Diğerleri uzun tatilden sonra okuldaki günlerinin daha düzenli ve dolu dolu geçeceğine inanırlar, dolayısıyla mutlu olurlar.
Daha büyük öğrenciler ise arkadaşlarını görecekleri için okulun açılmasına sevinirler. Okul kocaman ve kalabalık yapısıyla ürkütücü gelebilmektedir. Kimisi öğretmenden, kimisi öğrenmekten, kimisi diğer öğrencilerden, kimisi dışlanmaktan korkar ve/veya onlar tarafından mobbinge uğramaktan endişe duyabilmektedirler.   Öğretmenlerle, derslerle veya arkadaşlarıyla  olumsuz deneyimi olan öğrenciler ise yeni öğrenim yılında kaygı, gerginlik ve korku hissederek okula başlayabilmektedirler. Birçok psikosomatik şikâyetler; örneğin uyku sorunu, baş ağrısı, alt ıslatma, öfke patlamaları, bulantı, karın-mide ağrılarının temelinde bu sorunlar görülebilmektedir.

Suat Özer: Sorunlar nasıl çözülmeli?

Hanım Demirbaş:  Bu sıkıntılar gözlemlendiğinde profesyonel yardım gerekmektedir. Okul hayatı, bu durumdaki çocukların ruhsal sağlığını daha derinden ve uzun soluklu etkileyebilmektedir. Çoğu öğrenci zaten korkuyla okula başlamaktadır. 11-18 yaş arasında daha sık bir şekilde duygusal çatışmalar öne çıkabilmektedir. Çünkü bu zaman dilimi içerisinde çocuklar ve ergenler kendi kimliklerini geliştirmektedirler. Bu yaş döneminde ruhsal hastalıklar açısından yüksek risk içermektedir. Bu nedenle aşırı baskı, yüksek beklentiler ve stresten gerek öğrenciler gerekse veliler uzak durmalıdırlar.  Çocuklar aynı zamanda duygular açısından da velilerin yansıması olduğu için, velilerin okulla ilgi durumunun olumlu bir biçimde olması daha çocukların başarısı üzerinde etkili olacaktır. Önemli okul olaylarında veliler daha rahat katılım göstermelidir. Örneğin okul araç ve gereçleri hazırlanırken  daha mutlu, sevinçli, teşvik edici şekilde birlikte olmalıdır. Sosyal medyada mobbing yelpazesi geniş olduğu için ve öğrenciler buna maruz kalıyorsa veliler çocuklarını iyi gözlemlemeliler ki  onlardaki davranış değişikliğine yol açan unsuru ayırt edebilsin ve çözüm yoluna gidebilsinler. Önemli olan kaygı faktörü sadece mobbing değildir. Bunlar başlıca öğrenci kaynaklı nedenlerdir.

Suat Özer: Eğitim kurumları ve Toplumsal yapı kaynaklı nedenleri nasıl açıklayabiliriz?

Hanım Demirbaş:  Eğitim kalitesi ve öğrenme koşulları da kaygı ve korkuyu tetiklemektedir. Başarısızlıkların ve başarıların puanlandırılıp onlara fazla bir anlam yüklenmesi, öğrenciyi rekabete sokup ona  aşırı yüklenme, yüksek puan konusunda öğrenciyi zorlama, öğrencide zorlanmaya zemin hazırlayabilmektedir. Zamanla bu durum öğrencilerde “negatif bir benlik algısına” okul ve sosyal becerileri konusunda kendinden  “şüphe etmelere” yol açmaktadır. Dolayısıyla kendi gerçek potansiyellerini ortaya çıkarmada büyük bir engel teşkil etmektedir. Başarıyı propaganda eden bu çağda, öğrencilerde, zorlanmayla ortaya çıkan uyarı sinyallerini (yoğunlaşma bozukluğu, saldırgan tutum, yeme ve uyku bozuklukları) fark eder etmez doğru çözüm yolu arayışına gidilmelidir. Her anne ve babanın haklı isteğidirocuklarının başarılı bir geleceğinin olması.

Suat Özer: Kimilerine göre okul demek, hayatın başlangıcı demektir. Bu düşünce tarzı için neler söyleyeceksiniz?

Hanım Demirbaş:  Okul ile başladığı sanılan ‘hayatın gerçeği’ bu yanlış inanç gerek uzmanlar gerekse birçok gizli kar amacı güden eğitim kurumları tarafından yayılması veliler ve öğrencilerde kaygı ve korkuyu tetiklemektedir.  ‘Çocuğunuzun geleceğini riske atmayın, çocuğunuzun öğrenme kapasitesini artırmak için’ gibi kaygı ve korkuyu ortaya çıkaran veya artıran felaket senaryolarından veliler hem kendilerini hem de çocuklarını korumalılar. Yeni öğretim yılı yeni bir şans demektir.
Her yeni yıl kendi içinde bir mucize barındırmaktadır. Veliler, bu mucizeyi keşfedip doğru sorularla güçlendirebilirler.
Örneğin çocuğuna, okulun açılmasına özellikle hangi nedenle sevindiğini, geçen seneye göre bu sene neyi veya neleri farklı yapmak istediğini, kendine hangi hedefleri belirlediğini, bu konuda velisinin yardımına ihtiyacı olup olmadığını sorabilirler. Bu hedefleri slogan halinde yazıp öğrencinin çalışma masasının bulunduğu duvara asıp, somut ödüllerle çocuğu motive edebilirler. Öğrenmek ve ilişkiler

Suat Özer: Öğretmen-öğrenci-veli ilişkileri nasıl olmalı?

Hanım Demirbaş:  Çoğu zaman öğrencilerin zorlanması olumsuz bir veli-öğretmen ilişkisine de dayanabilmektedir: Veliler öğrencilerle ders çalışmaktan şikâyetçiler, öğretmenler de velilerin eğitimsel eksiklerinden yakınmaktadırlar.  Veliler, okulun öneminden bahsetmeli ancak okulun sadece hayatın bir parçası olduğunu da vurgulamalıdır. Uyumlu, kooperatif veli-öğretmen ve veli-öğrenci ilişkisinin dışında öğretmen-öğrenci ilişkisi de nitelikli olmalı. Öğrenci öğretmenine karşı olumsuz duygular besliyorsa, o öğretmenden alacağı her türlü bilgiye kapalı olabilmektedir. Çünkü öğrenci kendini stresli bir ortamda hissetmektedir. Stres, öğrenmek için gerekli olan unsurları (açıklı, merak, alma ve öğrenme) yıkar. Stres altında olan bir çocuk öğrenemez. Bu durum çoğu öğretmenler ve veliler tarafından öğrencileri yanlış yorumlamalarına neden olur. İlgisiz, isteksiz, öğrenmeye, başarıya hevesi yok, beceriksiz, yetersiz gibi algılayabilmektedirler.

Suat Özer: Okul öncesi veliler ne yapmalı?

Hanım Demirbaş: “Okul öncesi evde idmanlara başlamalı Bazı öğrenciler derse aktif katılmazlar. Yanlış bir şey söylemekten korktukları için sessiz ve çekimser davranırlar. Velilerin derse girip çocuklarına destek olması mümkün değil. Fakat onlara önerilerde bulunup doğru ve başarılı davranışa çalışabilirler. Öğretmen ve sınıf arkadaşları ile göz teması kurmasının önemini anlatıp ve göz teması kurmasını ailece yemeklerde, sohbetlerde elbette takdirlerle birlikte sağlayabilirler. Göz teması, sempatikliği sağladığı gibi  kompetan olduğunun mesajını verir. Sesli, güçlü ve neşeli bir ses tonu ilgi uyandırdığı için herkes tarafından dinlenilmek istenilir. Dolayısıyla çekingen öğrencilerin velileri onlarla sesli, yavaş ve net, yüz yüze, göz göze konuşmalılar. Veliler, iş yaparken, yanından geçerken, ayaküstü çocuklarının sorularını geçiştirmekten kaçınmalılar. Rolleri dağıtarak tiyatro parçalarını seslice okuyabilirler. Burada rollerin duygularını canlandırabilirler. Okunan tiyatro parçasında kahramanlar öfkeliyse bağırmalı, mutluysa kahkaha atmalı, yasta ise kısık ve yavaş konuşmalı. Çoğu çocuklar beklenmedik bir şekilde onlara bir şey sorulmasından ve aniden tahtaya kaldırılmasından korkar. Korkudan ve heyecandan akıllarına cevap gelmez. Kızarırlar ve kekelemeye başlarlar. Bu durum bilgisizlikle karıştırılmamalıdır. Öğrenci, bu durumda soruyu içinden ya da dışından tekrarlamalı veya ne hissettiğini ifade ederek öğretmenden soruyu tekrar etmesini rica etmeli. Veliler evde sürpriz sorular sorarak öğrencilerini bu duruma alıştırabilirler.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam