İşten yorgun argın geldi. Anahtarıyla kapıyı kilitledi ve üzerinde bıraktı. Çantasını kenardaki aynalı portmantonun üstüne bıraktı. İçeri doğru geçerken aynada kendini gördü.

Çirkin bulmuyordu kendini, kilo verse güzel bile sayılırdı. Üstündeki tişört bugün değiştirdiği ikinci tişörttü. İş yerinde  temiz olması bekleniyordu. Biraz kilolu olduğundan dolayı çabuk terliyordu. Dolayısıyla günde bir iki tişört değiştirmek müşterilere karşı mahcup olmaması için bir zorunluluktu. Tişörtünü değiştirmedi ve televizyonun karşısındaki üçlü kanepeye attı kendini. Tavanı izliyordu. Annesi ve babasından ayrılıp İstanbul’a geleli 4 sene olmuştu. Ayda bir iki kere gelen ev arkadaşını saymazsak yalnız yaşıyordu bu tek oda tek salonlu dairede. Küçük bir yerdi ama ona yetiyordu.

Duvarlarda sinema posterleri vardı.

Yeşilçam oyuncularının olduğu posterin bir köşesindeki bant tutmaz olmuştu. Birkaç gündür böyleydi. Duvarlar o her evdeki şampanya rengindendi. Yer yer bant izleri görünüyordu. Çok güçlü olmayan sarı ampul evi çok iyi aydınlatmıyordu. Kumandayı eline aldı ve televizyonu açtı ama bir süre bakmadı. O telefonuyla ilgilenirken televizyonda miting yapan politikacıların sesleri duyuluyordu. “Bir sonraki sefer böyle olmayacak” diyordu televizyondaki. Telefonu bıraktı, haberleri izlemeye koyuldu. Telefonundan sosyal medyaya girdi ve siyasi bir mesaj paylaştı.

Bir süre sonra kafasını kenara koydu ve uyudu.

Uyandığında takip ettiği dizinin özeti çoktan başlamıştı bile. Başı ağrır gibi oldu. Sıcaktan terlemişti. Az önce paylaştığı mesajın beğeni sayısına baktı. Üzerindeki tişörtü çıkardı ve sütyenle kaldı. Kalkıp camı açtı ve perdeleri çekti. Tekli koltuğun üzerine fırlattığı tişörtünün koltuk altları siyah renginden biraz açılmıştı bir süre ona baktı. Koltuk altını kokladı, dolaba yürüdü. Yürürken pantolonunu çıkardı ve ayaklarıyla hız vererek banyoya doğru fırlattı.Çoraplarını top yapıp kirli sepetine doğru fırlattı. Biraz daha ferahlamıştı böyle. Dolabı açtı ve içinden birkaç erik aldı.

Televizyonun karşısına yine geçti.

Dışarıdan havai fişek sesleri geliyordu. Kalktı pencereyi kapattı. Bir sigara yaktı ve diziyi izlemeye koyuldu. Ellerindeki ojenin ikinci günüydü. Ama çıkarmaya üşeniyordu. Bir süre izlemeye devam etti. Telefonu çaldı, arkadaşı onu dışarıya davet etti. Fakat o çıkamayacağını belirtti. Muhakkak çıkmak isterdi ama son günlerde yaptığı harcamalar onu eve mahkum etmişti. Ayrıca bugün sevdiği dizisi vardı. Turuncu bir kasedeydi erikler. Göğüslerinin üzerine yerleştirdi kaseyi ve birer birer ağzına atmaya başladı erikleri. Erikleri yedikçe ağzından direkt kasenin içine atıyordu çekirdeklerini. Saçlarının yağlandığını fark etti. Sinirli bir şekilde kaşıdı.

Reklam başladı.

Arada Survivor’ı açtı. Koltuk altını kokladı tekrar. Saate baktı. Bu uzun reklam arasıydı. Bu arayı değerlendirip bir duş alabilirdi. Hızlıca kalktı ve duşa girdi. Yerde top yaptığı çoraplarını gördü, kokladı ve sepete attı. Sütyenini ve iç çamaşırını çıkardı suyu açtı. Çok soğuk akan su tenine temas edince tüyleri diken diken oldu. Su ısınırken aynada kendine baktı. Göğüslerinin vücuduna göre küçük olduğunu düşündü. Buhar gelmeye başlayınca suyun ısınmaya başladığını anladı.

İlk önce makyajının çıkması için yüzünü sabunla yıkadı.

Sonra tüm vücudunu yıkadı ve havluya sarınıp dışarıya çıktı. Bir sigara yaktı. Kurulandığı havluyu kafasına sardı ve çıplak bir şekilde diziyi izlemeye başladı. Ara sıra göğüslerine bakıyordu. Sigarayı bırakıp elleriyle göğüslerini birleştiriyor daha büyük görünmelerini sağlıyordu. Sigarası bitince çıplak bir şekilde kanepeye uzandı ve diziyi izlemeye devam etti. Bir süre sonra göbeğindeki yağları görmek onu rahatsız etti. Kalktı odadan bir tişört alıp giydi. Uykusu gelmişti ve yarın işe erken gitmesi gerekiyordu. Telefonunu şarja taktı.

Televizyonun kapatma düğmesine basarken “63. Bölümün Sonu” yazıyordu televizyonda.