Ekonomide kriz varmış. Nereden çıkarıyorsunuz bunları? Not kırmalar, liranın yüzde 30 değer kaybı, yüksek faizler, ödenemeyen borçlar, iflâslar, icralar, hacizler kepenk kapatmalar, üç beş kuruş vergi için af üzerine af getirmeler yaşanmıyor. Başka bir Türkiye’de yaşıyormuşuz haberimiz yok.

Bugünlerin en moda işi “referandumda evete ben varım sen de var mısın, o da var mı?” deme yarışı. (not: o “da var” mı kelimelerinin ayrı ayrı yazılmasına büyük özen gösterilmiştir).
Şimdi bunlara “ekonomi de kriz yok” diyenler de ekleniyor. Kırk sene bekleseler sözüne değer verilmeyecekler, “ekonomide kriz yok, var diyenler bölücü, vatan haini” dediler mi doğru birinci sayfalara manşet oluyorlar.

Çek bir selfi, de ki “ekonomide işler tıkırında, referandumda her şey yolunda, bir canım bir evetim var”; sosyal medyada izlenme rekorları kırarsın. Gazetelerde, TV bültenlerinde ilk sıradasın. Bir de malum çevrelerden aferin alırsın. Bekle artık gelecekteki koltuk terfilerini, bankalardan kredileri. Böylesine “ikbal” için, reklam yapma, birilerine şirin görünme, kendini hatırlatma düşkün ve düşüklüğünü tarih yazmadı.

Bunlardan da vazgeçtik. Biz referandum günü için” 9 Nisan’dır, böyle ayarlanacak, bugün yarın açıklanır” diyoruz. Bazı okumuş cahiller “23 Nisan günü olacak” diyor. Yahu arkadaş, insanlar 23 Nisan’da okullara bayram için giderler, oy kullanmak için değil. Ama doğru ya bunlara göre “referandum değil başkanlık bayramı”. Yüksek Seçim Kurulu’nu da resmi sonuçlarının 23 Nisan’da açıklaması için zorlarsanız, her şey daha çok anlam bulur. Akılları, fikirleri Atatürk ve emanetlerini yıpratmakta, hiçe çıkarmakla. Yani yarın bir erken seçime gidilse “29 Ekim’ de olsun” dersiniz. O da doğru; ne Meclis ne Cumhuriyet kalacak.

Ekonomi için Başbakan bile, “yaz aylarından sonra toparlanırız” diyor. Bazı sektörlerden “yok canım, olumsuz bir şey yok. Bu kadar otomobil ve konutun satıldığı ülkede kriz mi olur?” sesleri geliyor. Düğünlerde gelinle damada hediye verir gibi, “alın amcasından bir milyar dolar, lafı mı olur” diyorlar. Bazıları da işi ekonomiye değil “jeopolitik” nedenlere bağlayarak ayrı bir “güzellik yapma” içindeler. Açık açık söylesene kardeşim nedir bu “jeopolitik” lâfı, içi nasıl doluyor? bilelim.
“Aman 30 Ocak 2017 ve sonrası ekonomide kara pazartesiler, kara günler olmasın, acısını biliriz” diyoruz, “dolar 3.85 artmaz bu düzeyde tutuyoruz ya, daha ne istiyorsunuz” diyorlar. Soruyorsunuz, arkadaş ülkenin milli parası son üç ayda her ay yüzde 10 değer kaybetmiş, sadece yerli yabancı yatırımcının değil sokaktaki vatandaşın aklı karışmış bu iş nereye varacak, ne yapacağız diye? Kem küm, cevap yok, sırtlarını dönüp “ referandumda sen de var mısın, o da var mı“ klipi çekiyorlar.
Kredi derecelendireme kuruluşlarını eleştirirken “Fitch, miç, hiç, p..” gibi kelime oyunları yapmayın da adamlar ne diyor ona bakın” diyoruz. Yazdığımız kelime oyunlarıyla gibi karşı saldırı düzenine geçilmiş bile. Bir saygıdeğer büyüğümüz de kalkmış, “bu kuruluşlara karşı dava açalım” diyor. Olur, New York 1. İcra İflâs mahkemesinde dava açarız. Avukatlığı da sen yaparsın. Yürütmeyi durdurma kararı çıkarırsın, dolar 3 liranın altına iner. Ama kaybedersen tüm zarar, ziyan, kur farkı, masraflar senden.

Değil gözlerimiz; tüm organlarımız Merkez Bankası’na çevrilmiş durumda. Banka enflasyon beklenti raporu açıklayacakmış. Daha bir ay önceki raporlarda 2017 hedefi yılsonu için enflasyonda yüzde 7, dolarda 3.05 idi.
Banka da olup bitene, faizlere, dolara “jeopolitik nedenler, işlenmemiş gıda fiyatları, risk her zaman vardır“ diye başlayan ve karmaşık rakamlarla süslü, geçiştiren cümlelerle cevap verir, birileri de “tespitler ve yapılanlar çok doğru” sözleriyle desteğini verir, sonra birlikte klip çekmeye giderler.
Bu arada “evime, iş yerime icra, haciz geldi, bize kredi, af yok mu, dolar 4 lira oldu mu?” diye soranlara “güldürme adamı, sen hangi Türkiye’de yaşıyorsun?” derler.