Ana Sayfa Sağlık Selülit oluşumunda tek suçlu kilo değil

Selülit oluşumunda tek suçlu kilo değil

45
PAYLAŞ

Selülitin yağ birikimindeki anormallikle ilgili bir sorun olması nedeniyle, tedavi programları buna uygun bir şekilde özenle yapılmalıdır. 

Selülit sadece kozmetik yada görsel bir sorun değildir. Aslında selülit bir dolaşım bozukluğudur ve tedavi edilmezse ciddi dolaşım problemlerine yol açabilir.
Selülit üç aşamada gelişir;
Birinci aşama; dolaşım bozukluğu ile başlar. Bunun sonucu damar duvarlarından sızan serum, doku aralıklarında toplanarak doku ödemeni oluşturur. Ödem bir taraftan kan ile yağ hücreleri arasındaki iletişimin aksamasına ve yağ hücrelerinin metabolizmasının bozulmasına yol açarken, diğer taraftan bağ dokusunun yapısının bozularak sertleşmesine yol açar.
İkinci aşama; selülite özgü portakal kabuğu görünümü ile karakterizedir. Bunun sonucu elastikiyetini kaybetmiş fibröz bantlarla çevrili, aşırı büyümüş yağ dokusu hücrelerinden meydana gelmiş nodüller oluşur.
Üçüncü aşama ise patolojik sürecin devam etmesi sonucu, nodüllerin birbirine yapışarak daha büyük nodülleri oluşturması ve cildin kapitone bir görünüm alması aşamasıdır. Bu aşamada nodüllerin sinirler üzerine basısı nedeniyle ağrı oluşabilir.
Selülit oluşumunun nedenleri arasında; dolaşım bozukluğu, yağlanma, genetik faktörler, yaş, hormonal nedenler sayılabilmektedir.
Tıpta yaşanan gelişmelere paralel olarak selülit konusundaki teorilerin yenileri de keşfedilmektedir. Beslenmenin bu konuda anahtar rolü olduğu artık kabul edilmiş bir gerçektir. Selülit her zaman çok şişmanlık ve obezitenin sonucu olmamasına karşılık, yağ dokusundaki azalma selülit dokusunda bir iyileşme görülmesini sağlamıştır.
Ve tabii ki beslenmedeki yapılan yanlışların ve özellikle bazı gıdaların selülit oluşumuna hizmet ettiği bilinmektedir. Ya da bazı gıdaların selüliti azaltma veya oluşumuna engel olmada katkısı olduğu.
Örneğin;
Basit şekeri ve rafine edilmiş karbonhidrat kaynaklarını tüketmemek, günde birkaç kere yeşil çay tüketmek oluşumu engelleyen faktörlendendir.
Selülitte kolajen yıkımını önlemek ve kolajen yapımına destek olmak da tedavide önemlidir.
Üzüm suyu, üzüm çekirdeği ekstresi gibi gıdalar yıkımı önlerken, C vitamini içeren turunçgiller, çilek, brokoli, karnabahar, yeşilbiber, sebze meyveler de kolajen yapımını artırmaktadır.
Kan dolaşımını artırmak da selülitin giderilmesinde etkili bir yöntemdir. Bunun için bol su içmek, sarımsak, soğan, kereviz, muz gibi gıdalardan faydalanmak mümkündür. Ve tabi ki egzersizden.
Kliniğimizde selülit tedavilerinde selülitin her evresinde etkili olan tedavi yöntemlerinden de faydalanmaktayız.
Mezoterapi, cryo lipoliz, radyo frekans, presso terapi, ozon tedavisi, ultrason tedavisi, akustik ses dalgaları ile yapılan tedaviler gibi birçok yöntem selülitin her üç aşamasında da en etkili tedavi yöntemlerindendir.
Venöz ve lenfatik dolaşımı düzelterek, dokuda oluşan ödemi önlemekle kalmaz, yağları parçalayıp, ayrıştırarak oluşan nodülleri de küçültüp, zamanla kaybolmalarını sağlar. Bozulan bağ dokusunu yeniden yapılandırarak selülitik görüntüyü düzeltir. Aynı zamanda vücutta lokal yağlanmalarda, sarkmalarda ve vücut şekillendirmede de etkin tedavi yöntemleridir.
Selülitin yağ birikimindeki anormallikle ilgili bir sorun olması nedeniyle, tedavi programları buna uygun bir şekilde özenle yapılmalıdır. Bu yaklaşımla yapılan uygulamalar, kilo kaybını artırır ve tümüyle vücut sağlığında pozitif bir değişim etkisini de beraberinde getirirler. Konforlu ve ağrısız olan bu uygulamalar hekim kontrolünde kişiye özel programlanmalıdır. Tedavinin kalıcılığı konusunda destek tedavilerle birlikte yaşam şeklinin önemi de vurgulanmaktadır.
Seans sayısı selülitin evresine ve kişinin durumuna göre değişmekle birlikte genellikle haftada bir yada iki yapılan 10-12 seanslık bir tedavi programı yeterli olmaktadır. Tekrar oluşumu önlemek açısından rapellerin büyük önemi vardır.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam