Ana Sayfa Güncel Şehitlerimize hiç yakışmadı

Şehitlerimize hiç yakışmadı

402
PAYLAŞ

Cumhurbaşkanı Recep ‘ın da şiir okuyarak yer aldığı Çanakkale Filmindeki hataları tek tek yazan bir değerlendirmeyi sosyal medyada gördüm ve yazıyı hazırlayan Seyit Ahmet Sılay’ı bularak konuştum.
Osmanlı Arkeolojisi Yüksek Lisans Öğrencisi ve resmi Çanakkale Koleksiyoneri Seyit Ahmet Sılay yaklaşık 20 yıldır Çanakkale ile yatıyor, kalkıyor. Sılay tam bir uzman ve sorularımızı açık sözlülükle yanıtladı:
Soru: Filmde rol alan askerlerimizin silahları gerçek mi?
Sılay: Askerlerin elinde ki tüfeklerin hiçbiri, ne Türk ordusunda, ne de başka bir devletin ordularında kullanılmış tüfeklerden değil. Osmanlı Ordusu çok çeşitli tüfek kulandı. Rus, Alman, Avusturya, ancak genelde Alman 1886 ve GEW 98 tüfekleri vardı. Filmde bu tüfekler kullanılmadı.
Soru: Osmanlı askerlerinin filmdeki kıyafetleri gerçeklerine uygun mu?
Sılay: Öncelikle, askerlerin şapkalarının ( Enveriye=Kabalak) Çanakkale Muharebeleriyle bir alâkası yok. Gördüğümde ilk aklıma gelen ise Yedi cücelerin şapkaları.
Soru: Filmde bir de subay var, onun kıyafeti nasıl?
Sılay: 44. saniyede ki subay ise tam bir rezalet. Konu ve yer Çanakkale olmasına rağmen sol göğsü üzerinde Kurtuluş Savaşında verilen İstiklâl madalyası var. Rütbeleri ise günümüz yüzbaşısı rütbelerinden üç yıldız. O döneme ait böyle bir rütbe işareti yok. Daha Kurtuluş savaşı başlamamış ama subay Çanakkale Savaşında istiklal madalyasını göğsüne takmış ki çok büyük hatadır.
Sılay: Omuzlardan gelip bele bağlanan kayışlar asla kullanılmadı. Genelkurmay ATASE 1. dünya savaşı asker kıyafetlerinde de aynı hataya düşülmüş. Fotoğraflardan gördükleri sırt çantalarının omuz askılarıdır. Onlarda omuzdan gelip koltuk altından arkaya yine çantaya bağlıdır. Omuz askısı gibi de diyebiliriz.
Soru: Filmde yer alan Subayın harp madalyası gerçeğe uygun mu?
Sılay: Bir küçük detay ama 1. dakika. 32. saniyede görünen (Sağ kolunu kaybetmiş) subayın harp madalyası şeridi de yanlış. Doğrusu; ortada, kalın tek şerit kırmızı, sağ ve solda ince kırmızı şerit olmalıydı. Filmde ise tam tersi yapılmış. Harp madalyalarıysa sağ göğüs altına takılır, filmde ki gibi; göğüsün üzerine takılmaz. Bu kolsuz subayın rütbeleri de yine, gümüz rütbelerden yapılmış ve hatalı. Çanakkale dönemiyle hiç alakası yok. Askerlerin üniforma şekli, renkleri, ayakta ki dolaklar ve ayakkabıları da tamimiyle hatalı. Sıhhiye subayının yakalarında ki işaretlerin de o dönemle bir alâkası yok.
Soru: Namaz kılan askerlerin ayakkabıyla namaz kılması ne kadar doğru,
Sılay: Onu da Diyanet İşleri Başkanına sorunuz.
Soru: Siperden ateş edip çıkan askerler taarruz ediyor ki bu konuda eleştiriniz var mı?
Sılay: Siperden ateş edip çıkan askerler taarruza kalkıyor demektir. Süngü tüfeklere takılır ve o şekilde çıkılır. Tüfeklerde süngü olmadığı gibi askerlerin üzerinde de yok.
Bu eleştirileri ve fazlasını sosyal medyada da paylaştınız, sonuçta bir film ve gerçeğin aynisi olması gerekmez değil mi?
Sılay: Şimdi, bu film bir ilkokulun müsameresi olsaydı; bunları ne söyler, nede herhangi bir eleştiri yapardım. Sadece ayağa kalkar, avuç içlerim şişene kadar o çocukları alkışlardım. Söz konusu, Çanakkale olacak, söz konusu, Çanakkale’ nin 100. yılı olacak, Söz konusu, Türkiye Cumhuriyetinin en üst makamının rol aldığı bir Çanakkale tanıtım filmi olacak, işte o zaman bu filmi didik, didik ederim.
Soru: Siyaseten mi eleştiriniz:
Sılay: Kesinle siyaseten bakmıyorum. Ben bekliyorum ki; en iyisini ve doğrusunu hak eden şehit ve gazilerimiz en güzel şekilde anlatılsın. Bekliyorum ki, Onlar adına yapılan her çalışma, titizlikle incelenip, araştırılıp en doğru şekilde, hazırlansın. Bunları yapmak için de imkân var.
Soru: Sonuçta şehitlerin kabirlerinde Cumhurbaşkanı dua okuyor ve Çanakkale şehitleri ile Çanakkale zaferi anılıyor
Sılay: Bu filmi çeken, hazırlayan, gösteren kim varsa; hepiniz yarın O şehit ve gazilerin karşısında hesap vereceksiniz. Çiçek bıraktığınız mezarların “sembolik” olduğunu biliyor musunuz?
Çanakkale Muharebelerine bakışlar iyi niyetli ve samimi olabilir. Bir şeyler yapma arzusu da alkışla karşılanır. Ancak, bu iş ciddiyet gerektirir. Aldığımız her bir nefesin, o topraklarda verilmiş son bir nefes sayesinde olduğunu düşünerek hareket edersek, bu hassasiyetle doğru işlere imza atabiliriz.
Söylenecek çok şey var. Tek tavsiyem Şehit Teğmen İbrahim Naci’ nin günlüğünü okusunlar. Bakalım Şehitlerimizin en büyük korkusu neymiş. “Allahaısmarladık” deyip düşman süngüsü üzerine korkusuzca atılan İbrahim Naci ne istiyormuş.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam