“Bu sistem diktatörlük getirir. Meclis göstermelik bir kurum haline geliyor. Yargı artık bağımsız olmayacak” uyarılarına karşın Anayasa değişikliği teklifi Meclis’te kabul edildi, referandumun önü açıldı.

Şimdi muhtemelen Nisan ayında yapılacak referandumda seçmenin sağduyulu davranarak doğru karar vermesini ve teklifi reddetmesini beklemekten başka çare yok.
Peki, seçmenden böyle radikal bir tavır beklenir mi?
Vallahi, tarihteki örneklere bakınca beklemek gerektiğini düşünüyorum ben.

1950 genel seçiminde CHP’nin 27 yıllık iktidarının yıkılacağını, “Milli Şef” İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanlığı koltuğunu bırakmak zorunda kalacağını, CHP’nin ağır toplarının çoğunun Meclis’e bile giremeyeceğini herhalde kimse tahmin edemezdi.
Ama halk sandığa koştu ve büyük değişimin fitilini ateşledi.

27 Mayıs 1960 darbesinden sonra yapılan seçimlerde halkın darbeyle düşürülen DP’nin devamı niteliğindeki Adalet Partisi’ne (AP) prim vermeyeceği, darbeci askerlerin işaret ettiği parti ve kişileri seçeceği sanılıyordu.
Ne var ki halk sandıkta bir büyük sürpriz daha yaptı, 1961’de değil ama 1965 seçiminde DP’nin devamı AP’yi tek başına iktidara taşıdı.

Gelelim, 1983’deki seçime…
12 Eylül 1980 darbesini yapanlar emekli general Turgut Sunalp’in liderliğindeki Milliyetçi Demokrasi Partisi’nin (MDP) iktidar olmasını istiyorlardı.
Ama seçim sonucu tam bir sürpriz oldu. İktidara Turgut Özal liderliğindeki Anavatan Partisi (ANAP) geldi. Darbecilerin desteklediği MDP ancak üçüncü parti olabildi.

Son bir örnek daha vermek istiyorum:
2002 genel seçimine DSP-ANAP-MHP Koalisyon Hükümeti ile gidilmişti.
Ne var ki seçmen belki de dünya demokrasi tarihinde hiç görülmemiş bir şey yaptı, iktidar ortağı üç partiyi de Meclis dışına itti, tahminlerin aksine Ak Parti’yi iktidara taşıdı.

Ben halkın sağduyusuna güvenirim.
En zor zamanlarda en doğru kararları vermiştir.
Halka siz de güvenin!