Geçen haftaki yazımda bu hafta için seçim sonrasına bir simülasyon yapacağımı belirtmiştim.

Çok kimsenin de ilgisini çekti. Konuya kifayetsiz-muhteris siyasetçi gibi bakanlardan ziyade devlet adamı siyasetçi gibi bakanların olması beni gerçekten memnun etti. Seçim sonrasını yazacağım da geçen hafta içinde bir yığın ilginç olay yaşadık, önce üçüne değinmeden geçemeyeceğim.
-İlki siyasi alanda: ABD, İngiltere ve Fransa, miraç kandili gecesi Suriye’yi vurdu. Aslında Rusya ile anlaşmalı yapılan bu iş tam bir rezaletti. Bizim Hükumet Rusya yanlısı değil ama ABD yanlısı bir tutum sergiledi. Buna çok fazla şaşırmadım ama siyaset ve inanç farklı konulardır en azından miraç kandili gecesi Müslümanlara yönelik böyle bir operasyon yapılmasını kınamalarını beklerdim. Kınamadıkları gibi, ABD’lilerin bahanesini de bizimkiler hazırlamış; diyorlar ki ‘Araplar kandil kutlamazlar’
-İkincisi ise ekonomi alanında: Dövizdeki yükselme nedeniyle ekonomiden sorumlu bakanlardan, Başbakan’dan ve Erdoğan’dan garip cümleler duyduk. Hükumet panikledi. Ekonomi yönetimi koordinasyon başarısızlığını yineledi. Merkez Bankası rezervleri önemli düşüşler yaşadı. Ekonomi güven kaybına devam etti. Hep söylüyorum, özellikle 2013’ten beri Türkiye ekonomisi hem kişi başına hem de toplam milli gelir olarak dolar bazında küçülüyor. Bunun çaresi cehalet dolu konuşmalar yapmak değil, yapısal reformları yapmaktır…
-Üçüncüsü ise spor alanında: O inanılmaz hırsı ve enaniyeti ile şampiyonluk yarışında 4 takım varken Erdoğan bir ilki gerçekleştirdi ve “Tribünleri Başakşehir gençliğinin doldurması lazım. Gençler buna var mıyız? Şampiyonluğa oynuyorsunuz, tribünlerin dolması lazım. Bunu halletmeniz lazım. Bakın, aniden bir sürpriz yaparım, Başakşehir’in bir maçına gelirim… Tribünleri boş görürsem olmaz” ifadelerini kullandı. Devamında da AKP gençliğinin bu alanı boş bırakmaması emri vardı. İlk cevap Pazar gecesi Galatasaray Tribinlerinden hançereler yırtılasıya geldi; “Mustafa Kemal’in askerleriyiz!”
Gelelim konumuza. Seçimlerden sonra nasıl bir Türkiye bekliyor bizi? Geçen haftaki yazımda ileri sürdüğüm iddiaları tekrardan kaçınarak elle tutulur olarak anlatayım.
İlk üzerinde durulması gereken toplumun durumu. Eskiden soyut bir Yunan, Sırp, Moskof düşmanlığı vardı toplumda. Somuta indirgenmeyen bir düşmanlıktı bu ama artık somut düşmanlarımız var; Toplumumuzun diğer yarısı…
Erdoğan’ın seçilebilmesi için sonuna kadar gerilen, kutuplaştırılan bir toplum olacak ve bu asabi, birbirine düşman iki kesimli toplumun ekonomisi de berbat olacak. Ekonomi seçim sonrasına dahi dayanmayabilir ama dayanabilse de işsiz, üretemeyen, adil paylaşmayan, gelirleri ve sosyal yardımları gittikçe azalan bir toplum olacağı kesin.
Devlet ise binlerce yıllık devlet geleneğini hiçe sayarak başbakanlığı (sadrazamlığı-vezirliği) kaldırıyor. Bürokrasinin ve vatandaşın buna uyum sağlaması hiçte kolay olmayacak.
Yeni dönemde vatandaşın 600’e çıkan milletvekillerine sorunları için gelmesine hiç gerek olmayacak, çünkü yürütme erki ile yani bakanlar ve bürokrasi ile irtibatı kopan milletvekillerinin hiçbir yaptırım gücü olmayacağı kesin. Bakanlar ise, seçilmeyip atanacakları için zaten vatandaşla görüşmelerine gerek yok… Demokrasinin biraz abarttığımız bir işlevi bitmiş olacak…
Yeni dönemde kanun çıkarabilen, yargıyı etkileyebilen ve yürütmenin tüm güçlerine sahip süper bir cumhurbaşkanımız olacak ama onu da denetleyemeyeceğiz. Demokrasilerin temel koşulu denge ve denetleme devreden çıkacak. Zaten devreden çıkmıştı demeyin bu defa başka olacak, çünkü sistemin gereği check&balance yok edilecek. Böyle bir sistem dünyada yoktur. Dikkat ediyorsunuzdur, ABD’de Trump’un hataları sistem tarafından örtülüyor. Biz de olmayan ise bu kişisel yönetim hatalarını telafi etmeyen ve yolsuzluklara dur diyemeyen bir yapı olacak…
Erdoğan tekrar seçilirse Mısır, Azerbaycan gibi seçim sandığı olan, uydurma ve gelişimi mümkün olmayan bir demokrasiye sahip olacağız. Askeri, despotik, dünya gerçeklerinden uzak bir döneme gireceğiz. Tam bir Ortadoğu ülkesi olacağız.
Erdoğan değil de Erdoğan karşıtlığı sebebiyle farklı biri seçilirse bakanlarını nereden ve hangi gerekçelerle tespit edeceğini ve hangi siyasi platforma dayanacağını çok merak ediyorum. Örneğin, bir CHP’li veya İYİ Partili aday cumhurbaşkanı olursa bakanlar kimlerden oluşacak. Meclis bu cumhurbaşkanı ve Hükümetini nasıl destekleyecek?
Gerçi şunu söylemek yanlış değil; O kadar saçma bir sisteme giriyoruz ki cumhurbaşkanının Meclis desteğinin olmamasının hiçbir önemi yok. Haklı olabilirsiniz ama yine de sorulması ve cevabının araştırılması gereken bir soru bu…
Geçen hafta konu ettiğim ‘Türkiye’nin yeni dünyadaki konumu ne olacak?’ sorunsalına bu hafta Erdoğan, Suriye krizindeki tutumuyla ‘Batı’ diye cevap verdi ancak çok tatmin edici bir cevap olmadığını da unutmayalım… Rus ve İranlı liderle verdiği pozu bir hafta sonra inkar ederek ‘Batı’ dedi ama Türkiye artık iki taraf içinde güvenilmez bir ülke. Dolayısı ile tekrar ‘Sağlam ve güçlü bir müttefik’ olmamız kolay değil…
Erdoğan, Cumhurbaşkanı olduğundan beri Türkiye en uzun yıllarını yaşıyor. Seçim öncesi ve seçim sonrası zaman hiç geçmeyecek gibi…
Galiba Sabahattin Ali’nin şu dizelerini ezberleyeceğiz.
“Dışarda mevsim baharmış / Gezip dolaşanlar varmış / Günler su gibi akarmış / Geçmiyor günler geçmiyor”