Türkiye’de yatırım yapılacak en iyi sektör hangisi deseler, bankacılık deriz. Alın bir banka, yıllık en az yüzde 10 net temiz para kazanırsınız.

Bugünlerde bankaların ilk üç aylık net karları açıklanıyor. Ağzını açan bir milyar lira kardan başlıyor, karlılık artış oranı en az yüzde 40-50 diye duyuruluyor. Üç ayda bir bankanın ortalama günlük net karı neredeyse bir milyon lira. Yıllık hesaba girdiğinizde en az dört katına çıkacak. Hiçbir sektörde, yatırımda, ekonomik faaliyette, ticarette, alış verişte yok böyle kazanç. Hele bu yıl Hazine’nin kefaletiyle KOBİ’lere, oraya buraya kredi kullandırılmasıyla, kredi kartı yapılandırmasıyla karlar iki üç katına ulaşır.

Şimdi bizim esrarengiz Varlık Fonu’nun yöneticileri memlekete para kazandırmak için düşünüyorlar ya, kursunlar üç kamu bankası ortaklığıyla bir banka. Bir iki yıl sonrada satışa sunsunlar. Buraya yazıyoruz, cümle yabancı sermaye kuyruğa girer, anında iki üç katına gider.

Yıllar önce bizim marka olmuş bankaların neden yabancılarına satıldığını sorusuna bir bankacı “ Türkiye’deki bankaların kar oranı dünyada yok. Yıllık net ve garanti en az yüzde 10 kar var. Üstün çaba harcamaya gerek yok. Parayı getir, devlet, tahvildi, iç borçlanma senediydi yoluyla en büyük alıcı. Sürekli borçlanıyor. Banka müşterisi kendi parasını çekerken, internetten havale yaparken bile ücret komisyon ödüyor. Yani banka adım başı para kazanıyor. Neden gelmesinler ki?” diye cevap vermişti.

Bankalar 1980 öncesinde negatif faizle büyüdüler. Yani topladıkları paraya enflasyonun altındı sıfır faiz vererek geliştiler. 24 Ocak kararlarıyla serbest faiz uygulamasına geçildi. Bu defa da yüksek faiz rekabetinden çok sayıda banka battı. Bu dönemde teknoloji ile birlikte bankacılık işlemleri de gelişti. O günleri bilmeyenlere hatırlatalım, bir şehirden havale geldiğinde banka çalışanı o şehirdeki şubeyi aramak için PTT’ye yazılır, saatlerce beklenir, şubeye ulaşır, havale edilen para teyit edilir, sonra ödeme yapılırdı. Gününüz şubede geçerdi. (Detayını aile büyüklerinizden öğrenebilirsiniz).

2001 krizi öncesinde caddeler, bulvarlar banka şubelerinden geçilmezdi. Hatta tek şube ile çalışan bankalar vardı. Bunlar para toplamaz, devlete sürekli para satarlardı. Sonuçta yarısı iflâs etti veya devlet el koydu. Bu krizin vatandaşa maliyeti 300 milyar doların üzerinde olduğu hesaplanmıştı.
İyi hoş, günümüzde bu işler kolaylaştı her bilgisayar, cep telefonu banka şubesine döndü, ama her şeyin bedeli var. Yapılan bir işlemi SMS ile duyurduklarında bunun ücreti bile alınıyor. Sizin vadesiz hesapta duran paranızı alıp işletiliyor ama size bir kuruş ödenmiyor. İşte en son promosyon ödemeleri. Yıllarca diretildi, sonra üç yıllığına günde 40 kuruşa ödeme yapıldı. Ama kara bakınca günah demek geliyor içimizden.

Bankacılık sektörünün güçlü olması da güzel de bu kadar aşırı karlılık fazla. En azından vatandaşın kendi parasıyla yaptığı işlemlerdeki maliyetler azaltılmalı. Bankacılık rekabeti maliyet düşürülmesinde yapılmalı. Sürekli yüksek faizden şikâyet eden AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan ilk fırsatta bankaların karlarının düşük faizli krediye dönüştürülmesi konusunda sert açılamalarını ve kararnamelerle gerekli düzenlemelerin yapılmasını bekliyoruz.