“Trump henüz iktidarda değil, söyledikleri günlük gözlemlere dayanan sığ, uygulanamaz ve anlık popülist, çıkışlar, ekonomi söylemleri kendi içinde çelişkili, savaş ekonomisine yöneliyor, yatırımların kaynağı yok”.

Bu alıntılar, Türkiye Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanlarından Sayın Cemil Ertem’e ait. Ertem, 2 Mart 2017 günlü bir gazetedeki yazı köşesinde ABD Başkanı Trump’ın ABD Kongresi’nde yaptığı konuşma üzerinden yeni yönetime ilişkin görüşler beyan etmiş.
Yazı, hani derler ya bu yaşıma geldim böyle bir şey görmedim cinsinden. Diğer unvanlarını bilmeyiz ama dünya alem kendisini en son Türkiye Cumhurbaşkanlığı Ekonomi Başdanışmanı olarak biliyor. Bu da yazıya bir diplomasi veya uluslararası bir ekonomi uzmanı yazsa okur geçeriz ama yazan üst düzey bir danışman ise iş farklı bir mecraya giriyor.
Bildiğimiz diplomasi kurallarına göre, bir ülke diğer ülke hakkında bir şeyler söyleyecekse, üstü kapalı eleştiriler yapacaksa, danışmanlarını, basın sözcülerini devreye sokar, bunlar üzerinden mesajlar verir. Herkes de bilir ki bu açıklamalar o devletin yönetimine aittir. Yani hiçbir danışman, sözcü, “bunlar benim şahsi görüşümdür, cumhurbaşkanımızı, başbakanımızı bağlamaz” diyemez.
Bu işler için genellikle medya kullanılır, kimi zaman “ ismi açıklanmayan yetkili” ile başlayan haberde bu mesajlar aktarılır. Bazen da danışmanlar gazetelere köşe yazarı olarak “atanır “ ve bunlar üzerinden açıkta söylenemeyecek şeylerin dolaylı olarak söylenmesine fırsat yaratılır. Özellikle Türk-ABD ilişkilerinde bu yöntemlerin sayısız örneğini görebiliriz.
Şimdi çoktan tercüme edilip “ilgili yerlere” gönderilen bu yazıyı Beyaz Saray gözlükleriyle okusak; Türkiye’nin ABD Büyükelçisi Dışişleri Bakanlığı’na çağırmaları ve “sizin Cumhurbaşkanın danışmanı böyle böyle diyor. Sayın Erdoğan da mı böyle düşünüyor. Ne iş? şeklinde sormaları çok doğal.
Yazının sadece “Trump henüz iktidarda değil” başlığı bile ciddi bir kriz içerikli. Peki ABD’de kim iktidarda, derin devlet mi, ABD FETÖ’su mu? Ya da Türkiye, Trump yönetimini tanımıyor mu? diye de adamın gözünün içine bakarlar.
Siz ne kadar “bu yazı danışmanın şahsî görüşleri, yönetimi, Saray’ı bağlamaz” filan deseniz, ikna edemezsiniz. Çünkü yazının son bölümlerde ABD yönetimine mesaj veriliyor, Balkan’larda Almanya’nın iç savaş odaklı politikaları olduğu öne sürülüyor, bu “neo-nazi Alman” politikası olarak tanımlanıyor ve Trump yönetiminden bu tuzağına düşülmemesi” tavsiyesinde de bulunuluyor.
Şimdi Trump’un danışmanlarından biri kalkıp bugün New York Times gazetesinde; “Erdoğan’ın, söyledikleri günlük gözlemlere dayanan sığ ve popülist çıkışlar, ekonomi söylemleri kendi içinde çelişkili, savaş ekonomisine yöneliyor, yatırımların kaynağı yok. Erdoğan Irak ve Suriye’de iç savaşı körüklüyor. Bu neo-Osmanlı politikasıdır” diye yazı yazsa ne yaparız?
“Talihsiz bir yazı, referandum öncesinde manidar” deriz, Büyükelçiyi geri çağırırız.