Banka mevduat faizleri bundan tam 37 yıl önce 1980 Haziran ayında serbest bırakılmıştı. Belli vadelere sabit oranlarda faiz vereceklerini açıklayan bankalar “faizleri artırmayacağız“ diye aralarında “centilmenlik” anlaşması imzaladılar.

Ancak hem kamunun borçlanma için bankalara yönelmesi, hem de artan enflasyon karşında banka mevduat ve kredi faiz oranlarında yarışa başladılar, oranlar yüzde yüzleri geçti. Geriye iki yılda bir yaşanan krizler, batan bankalar kaldı.

Geçen sürede çok şey değişti. Ama bir konu hiç değişmedi: Bir iş adamı, bir oda, meslek örgütü, özel sektör yetkilisi ne zaman karşısında bir hükümet yetkilisi bulsa ilk işi faizlerinden, bankalardan yakınması, buna karşılık hükümet yetkilisinin de “vay sanayicimi iş adamımı faize ezdirmem” diye karşılık vermesi.
Şimdi aynı diyalog İstanbul Sanayi Odası’nda yaşandı. Oda Başkanı “kredi faizleri yüksek” dedi, Başbakan da açtı ağzını yumdu gözünü.
Başbakan diyor ki, “yüzde 14’ten parayı toplayacaksın, sanayiciye, iş adamına kaçtan kullandıracaksın? Yüzde 18,19,20 insaflıysa, 25’e kadar gidiyor. Tren kalkıyor hareketten önce son çağrıyı yapıyorum ya adam gibi makul bir faiz oranını benimsersiniz veya biz bunun tedbirini alırız. Bunu bankacılarımız bir tehdit olarak algılamasın”.

Ve bir anlamda “diyet borcunuz var” diyor Başbakan şu sözleriyle: “şimdi bu hükümet, bu kadar yükünüzü aldı, temerrüte düşecek kredilerinizi yeniden yapılandırdı, sizi rahatlattı, rasyolarınız arttı, karlarınız uçtu gitti. Her şart altında kazanan bir sektör olur mu kardeşim? Her seferinde dört ayaküstüne düşüyor. Böyle bir şey olmaz. Şimdi de paralar geliyor, siz de millete, sanayiciye sahip çıkın” .

Bu sözlere bakınca izah isteyen bir konu var: Daha düne kadar uçana kaçana 160 milyar lirayı aşan tutarda en büyük kredi dağıtımı yapıldı. İhtiyaç giderildi. Başbakan da aynı şeyi söylüyor,”bu krediler vermeseydik 30 bin sanayici, bunlarla birlikte bankalar da batacaktı”.
Peki dünden bugüne ne değişti de yeniden banka kredilerine ihtiyaç duyulmaya başlandı? İş dünyasının daha ne kadar ihtiyacı var ki halen kredi faizi düşsün deniliyor. Bu kadar para yetmedi mi en azından gelecek altı ay, bir yıl için? Üstelik, vergi, SGK primleri konunda yapılandırmalarla rahatlama sağlandı. Şu anda ekonomideki belirsizlikler nedeniyle çok büyük yatırımlar da planlanmıyordur.

Madem faiz şikayeti var, önce kamu bankaları düşürsün. O da yok. Şunu ekleyelim: Bankalar, topladıkları mevduatı piyasalarda olası ani dalgalanmalara karşı rezerv gibi tutarak kredi faizlerini yükseltip parayı kullandırmak, daha fazla risk almak istemiyor olmasınlar? Boşta kalan paranın maliyeti var ama en azından kısa süreli olabilir. Başbakan da diyor “turşusunu mu kuracaksınız bu kadar paranın”. Bir de arz talep meselesi var. Demek yüzde 25 faizle para bulabiliyorsa paranın fiyatı oluşuyor.

Bankaların bu tutumuna karşı ne yapılabilir? İlk olarak para bolluğu yaratmak, böylece ucuz paraya talep yaratmak olur ama bu enflasyonu azdırır. İş dünyasına yönelik düşük faizli özel fonlar oluşturulur ki ilk başta en kolay yöntem olarak bu yapılır. Kaynak olarak da Varlık Fonu kullanılır.
Bankaların aşırı para kazandıkları kredi kartı ve diğer bankacılık hizmetlerinden aldığı komisyonlar, faizler düşürülür. Böylece oluşacak kayıp için bol ama ucuz kredi ile kapatılması yöntemi seçilebilir.
Diğer yöntemler mi?. Aklınıza bile getirmeyin. O zaman tam batarız.