Sanatın özünde insanlaşma vardır

0
361

Ulucanlar Cezaevi Müzesi Sanat Sokağı’nda bulunan atölyesinde sanatını gerçekleştiren Ahşap Kaplama ve Heykel sanatçısı Nevzat Özbay, “ilkelerim ve prensiplerim doğrultusunda akıl gücümü ve beynimi ihtiyaç sahibi insanlara ayırıyorum” dedi.

Eskiden cezaevi olan Ulucanlar Cezaevi Müzesi Sanat Sokağı’nda küçük bir atölye içinde bedeninde ve zihninde yaşadıklarını yaptığı sanat ve sanat eserleriyle dışa vuran sanatı insanlaşmanın son evresi olarak gören Nevzat Özbay ile sanatın insana ve topluma olan etkileri ve kendisine kazandırdıkları hakkında siz okurlarımız için bir söyleşi yaptık.

Tarih ve inşaat mühendisliği eğitimi alan heykeltraş Nevzat Özbay “Gençliğimde çok güzel resimler yapardım. Okulda okurken de hep ellerimle çalıştım. İlkelerim ve prensiplerim doğrultusunda akıl gücümü ve beynimi ihtiyaç sahibi insanlara ayırırım. Bilgi ve becerimi insanlara ulaştırmaya çalışırım. İki elin sana yetmeli diye ilkem vardır benim. Hayatım boyunca hep bu doğrultuda yaşadım. Bütün kazançlarımı ellerimle çalışarak kazandım. Benim yaşadıklarım ve felsefi görüşlerim beni ustalaştırdı” dedi.

Sanatçı Nevzat Özbay; “Bu işe neden başladım onu da şöyle açıklayım, 12 Mart 12 Eylül’leri yaşadım. O dönemleri muhalif olarak yaşadım ve bedel ödedik. O ödenen bedellerin karşılığı da çeşitli hastalıklar, sakat kalma gibi sonuçlar doğurdu. O günleri ve ödediğim bedelleri bu sanat ile aştım. Bende felç vardı ellerimi kullanamazdım. Çay bile içemiyordum zorlaya zorlaya bütün becerilerimi birleştirerek dipsiz kuyuda kendime bir ip yarattım. Bu şekilde bu sanata başladım” dedi.
Özbay “Felsefem gereği sanatımı gerçekleştirirken genelde ağaç kullanıyorum. Çünkü aynı zamanda çevreciyim. Ağaç ayrımı yapmıyorum öyle şu ağaç olsun bu ağaç olsun yok. Komşuların sobaya attığı ağaçları kullanıyorum. İşe göre ağaç seçersiniz. Beyaz ağaç gerekiyorsa beyaz ağaç olur damarlı ağaç lazımsa damarlı ağaç yani ağaçları ben değil o gün yapacağım iş ve sanatım seçiyor”.

“Genel de Türkiye de var olan ağaçları kullanıyorum ama mecbur kalınca dışarıdan gelen ağaçları da kullanıyorum. Rölyef kabartma geleneksel el sanatlarına dair örneklerde yapıyorum. Son aşama kullandığım ağaç heykel oluyor tabi. Eserlerimde yeri geliyor taşta, camda kullanıyorum ama ağaç benim için çok farklıdır. Çünkü doğal biz de doğanın bir parçasıyız. Ben hem yaşadığım felsefem gereği hem de ağacı çok sevdiğim için kullanıyorum” diyerek kullandığı malzemeleri kendisinin değil ortaya koyduğu sanatının seçtiğini dile getirdi.

Heykeltraş ve ağaç kakma sanatçısı Nevzat Özbay sanatın insan üzerindeki etkilerini şu şekilde dile getirdi; “Sanatla uğraşırken psikolojik olarak kendinizi onarıyorsunuz. Yaptığınız eserlerde dışa vurularınız oluyor. Dışa vurularınız kendinizi anlatmanıza ihtiyaç bırakmaz. Çünkü siz düşündüğünüz bir şeyin heykelini resmini yapıyorsunuz. Bu toplum adına yapılan bir şey olabilir farklı bir eleştirel eser olabilir kendi felsefenizi şekillendirip insanlara sunuyorsunuz. Dolayısıyla toplumda insanlardan sakladığınız bir görüş ya da saklı bir yanınız kalmıyor. Doğal bir insan oluyorsunuz ya da doğal bir insansanız onu sürdürme şansınız oluyor. Doğal bir insan olmak insandaki art niyetleri siler sevgi üzerine insan olduğunuzu hissederek insanları severek yaşıyorsunuz. Hümanistsiniz çevre dostusunuz”.

Sanatçı Özbay “Sanatın gerçekten güzel olması için bunu çok isteyerek ve çok hazır olarak yapmanız lazım. Tamamen hazır değilsen o an büyük işi bırakıyorum. Küçük bir şeylerle uğraşıyorum. Örneğin aralıksız çalışsam beş ayda yapabileceğim bir iş olur ama ben yeri geldi on dokuz ayda bitirdim. Çünkü her parçası bittiğinde bıraktım. Çünkü tekrar özlemem gerekti. Öbür parçaya geçmeye ve onu yapmayı çok isteyerek yapmaya hazır olmam gerekti bu yüzden bu sanatın belirli bir süresi yok ortaya çıkardığınız eser ve siz ne zaman hazırsanız o zaman bitiyor. Ben yıllardır sanattan kazandıklarım ile yaşıyorum başka hiçbir gelirim olmadı. Sanatta sipariş üzerine eser çıkarmak çok zor ve az olur. Karşımdaki insanın ve benim yapmak istediğimin çakışması lazım yani aynı yerden aynı duygular ile bakmam lazım yoksa olmuyor. Gerçekten yapmak istiyorsam yapıyorum yoksa milyon parada koysalar o eser ortaya çıkmaz. En basitinden duruşu şu atölyeye girişi bakışı saygısı ya da saygısızlığı bütün işi belirler. Çok büyük para sahibi birçok insanı geri çevirdim. Sanatta zenginlik para bunların önemi olmaz” dedi ve bir sanat eserinin ortaya çıkma süresini anlattı.

Özbay, sanat ile zanaat arasındaki ince farkı şu sözlerle dile getirdi; “Ülkemizde her şeye sanat deniyor da bakınca sanatla zanaat arasında büyük farklar var. Geleneksel el sanatları var siz onu tekrarlarsınız. Ama güzel sanat dediğinizde kendini tekrarlayamaz. Orada yaratıcılık var. Sanatın tekrarı olmaz her parça kendine özgüdür. Siz nasıl özgür çalışıyorsanız yaptığınız her işte özgür bir iştir. Bir figür yaparsınız biblo olur kalıp çıkarırız ondan yüzlerce yaparsınız o zaman o sanat olmaz zanaat olur” dedi.

Özbay “Sanat insanlaşmanın en son aşamasıdır. Eğer bir ülkede ülke de yaşayan insanların ekseri çoğunluğu açsa onun için sanat bir dilim ekmek bulmaktır. Bunun resmini yaparsan o sanat olur o ayrı bir konu. Ama o insanlara ekmeğe muhtaç insanlara sanatı gösteremezsiniz. İnsanın sanata bakabilmesi için biraz özgürleşecek özgürleşmek için karnının doyuyor olması lazım. Dolayısıyla sizin yarattığınız sanat genellikle sonradan anlaşılacaktır. Ancak sizin yaşadığınız ortam sizi çok zorlayan bir ortamsa onlara doğrudan bir şey anlatabilirsiniz”

Nevzat Özbay sanatın yetenek kadar eğitimle ortaya çıkacağını söyleyerek şöyle devam etti; “Sanat için yetenek ve eğitim lazım ne kadar ilerleyebileceğiniz aldığınız eğitime ve kişiye bağlı sizi eğiten kişi de bir şey yoksa sizde de olmaz. Çünkü bu ustalık işidir. Özellikle heykel resim usta çırak ilişkisine bağlı bir atölye çalışmasıdır. Üniversitelerin bir bölümünü okuyunca unvanınız sanatçıdır siz değilsiniz. Sanatçıyı yetiştiren usta iyi ise o insanı anlar. O insanın gerçekten yapmak istediği şeyi ortaya çıkarır ve onu yaptırır. Usta o insana kendi istediği şeyleri yapmayı öğretir bu şekilde de hiçbir zaman taklit olmaz. Sanatçının özgürleşmesi de büyük çapta ustasına bağlıdır”.

“Eğer özgürlüğü kendisi sağlayamamışsa sadece canı sıkıldığı için geliyorsa siz illaki onu sanatçı yapmaya çalışırsınız çünkü o zaman kurs veremezsiniz. Sanat özgür düşünce üretmedir bunu yapamıyorsa gitsin o zaman sanayide mekanik bir şeylerle uğraşsın. Ustanın yetiştirdiği insan kendi dünyasını birikimlerini yaşadıklarını dışa vuracaktır. Sanat aynı zamanda psikolojik bir olaydır” dedi.

Çocukların ve gençlerin gelişiminde sanatın hatta basit el becerilerinin bile ne kadar önemli olduğuna dikkat çeken Özbay; “Çocukların gelişimi için bırakın sanatı 5 yaşındaki bir çocuğun eline siz bir çekiç, bir ağaç parçası verin o ağaca iki çivi çaktır öz güveni gelişecektir. Çünkü orada o çocuk ilk defa hayatında beynini ve elini beraber kullanmıştır. El beynin dışarıya uzantısıdır. Bunu babası da atası da yaşamamıştır. O çocuk artık o elleriyle bir şey yapmaya yönlenir ve orada özgürleşir. Çocuk orda basit bir çivi çakar ama onun orda hayal gücü gelişir. Belki o kendine göre bir uzay arabası belki de hayalinde ne yarsa onu yapmıştır. El beyin birlikteliği elin beyne katkısı beynin tekrar eli kumanda etmesi şekliyle bir alış veriş ve bütünlük içinde gelişir. Sanat yaparken öz güvenin çok yüksek olmalıdır” dedi ve şöyle devam etti.

“Ben şu an ki çocukların haline pokemon gençlik yaratma diyorum. Şu an ki çocuklar ellerinde tablet bilgisayar belki de ellerini ve beynini kullanarak bir çivi bile çakamamış bir gençlik yetişiyor. Yani hayal içinde yüzen hatta gerçeklikle hiçbir bağlantısı olmayan hiçbir şekilde yüzleşemeyen ve tüm gerçekliklerden kaçan bir insan tipi çıkıyor ortaya. Çünkü insan elleriyle sadece bir tuşa basma noktasına gerilemişse o ilk taşı kaldırıp da bir vahşi hayvana atan o ilkel atamızın çok çok gerisine düşmüştür”.

Nevzat Özbay; “Bilgi raftadır. Bilgi topluma tarihe aittir bireye değil. Bilgi kitaptadır. Burada bir çocuğun gelişmesi için o bilgiyi araçsallaştırması gerekir. Sanat dediğimiz zaman ne oluyor. Bilgiyi nasıl araçsallaştıracaksınız. Zihninizi ve bedeninizi kullanarak bilgiyi kullanmalıyız. Yoksa bilgi rafta kalır hiçbir işe yaramaz. Bunun bir anlamı yok bunu herkes yapıyor. Bu tek tipleştirmedir aynı zamanda insanın insan olarak yaratıcılığını ve özelliklerini yok etmektir. Amaç ve araç ikilemi içerisinde aracı amaca dönüştürmüş oluyorsunuz. Oysa onu araç olarak belli bir amaca yönelik kullanmamız gerekli ”dedi.
Yaşadıklarını gerçekleştirdiği sanat ile dışa vurduğunu söyleyen ve sanatı insanlaşmanın son evresi olarak gören sanatçı Nevzat Özbay yaptığımız söyleşiyi şu sözlerle bitirdi; “Sanat bir ruhsal biçimlenmedir. Doğru bir ruhsal biçimlenme siz bir cinayeti ya da bir katliamı eleştirmek için sanat yapabilirsiniz. Ama onu desteklemek için yaptığınız bir şey sanat olmaz. Sanatın özünde insanlaşma vardır. İnsanlaşma içgüdüsünün dışa vurumu olması lazım”.

Öte yandan Devlet Eski Bakanı ve gazetemiz köşe yazarlarından Gürcan Dağdaş Ulucanlar Cezaevi Sanat Sokağına yaptığı ziyarette heykeltraş Nevzat Özbay’ın atölyesine de uğrayarak duygularını şu şekilde dile getirdi ; “ Ben bugün Ulucanlar Cezaevi Müzesini arkadaşlarımla gezmeye geldim. Fakat bu müzeyi ziyaretten öte Nevzat Hocam ile ilgili TRT de bir belgesel izlemiştim. Belgesel üzerinden ben Nevzat Hocamın peşine düştüm. Nevzat Hocayla tanışmak için uzun süre araştırdım. Burada bu Sanat sokağında olduğu söylendi. Bu nedenle de Sanat Sokağına gelmiş oldum.

Yani ben bu müzeyi ziyarete geldiğimde burada bir de Sanat Sokağı var diye bir bilgi ile gelmedim. Bu müzeyi organize eden bu müzeyi yönetenlerin eksiği gibi düşünülmesi lazımdır. İşte biz Sanat Sokağını tanıtımlarımızla işaret ettik. Sen ihmal ettin diye düşünülebilir ama işin esası şudur. Benim Sanat Sokağını gözüme sokmaları lazım ki ben buraya geleyim. Bugün bir tesadüf üzerine buradayız burada çok kıymetli çok ihtiyacımız olan bu güne ve yarına ait hayallerimizi ve birikimlerimizi sanatsal objelere yansıtan emek sahibi sanatkârlarımız var. Bundan dolayı ben çok mutlu oldum şüphesiz ki sadece uğradık gördük gittik demeyeceğiz. Her fırsatta dışarıdan gelen arkadaşlarımıza, dostlarımızı da Ankaralılar sanat sokağını misafirlerine gösterecektir” dedi.