Türkiye ile arasında uzun süredir gündemde olan projesinin inşasına gecikmeli de olsa başlandı. ’nın doğal gazını Karadeniz üzerinden Türkiye’ye oradan da Avrupa’ya ulaştırması planlanan hattın 2019 yılı sonunda hizmete girmesi bekleniyor.

Boru hattının inşasını üstlenen Rus doğalgaz devi Gazprom’dan yapılan açıklamada “Türk ve Avrupalı müşterilerimiz Rusya’dan doğalgaz ithal etmek için güvenilir yeni bir rotaya sahip olacaklar” denildi. Türk Akımı kime ne kazandırıyor ne kaybettiriyor? Türk akımını ve doğalgaz piyasasını enerji uzmanı Necdet Pamir ile konuştuk.

Türk Akımı’nın inşasına başlandı. Rusya doğalgazının bir kısmını Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaştırmayı hedefliyor. Türk Akımı hizmete hazır hale geldiğinde ne gibi değişimler bekleyebiliriz?

Pamir: 2014 yılının sonunda, Aralık ayında Putin Türkiye’ye geldiğinde, Türkiye’nin de beklemediği bir şekilde bu projeyi ortaya attı. O zaman projenin kapasitesi 63 milyar metreküptü, 4 tane paralel hat, her biri 15,75 (milyar metreküp). Bir kısmı Türkiye’yi, geri kalanı da Avrupa’yı besleyecek. Bunu hangi ortamda ortaya attı Putin? Avrupa Birliği ile Amerika’nın Ukrayna ve Kırım’daki gelişmelere tepkisinin ardından. Bir de Avrupa Birliği’nin Gazprom’un Avrupa’daki tekelini kırabilmek için çıkarttığı 3. Enerji Paketi’ne karşı olarak. Yani Putin, ‘ben çözümsüz değilim, siz ambargolarınızla, beni engellemeye kalkarsanız, benim de Türkiye başta olmak üzere çeşitli alternatiflerim var’ mesajını verdi. Bunun olabilirliği konusunda hepimizin ciddi kuşkuları vardı, çünkü bu daha çok siyasi bir projeydi. Avrupa Birliği ile Rusya arasında bir ortak nokta bulunmadıktan sonra, yine ister Türkiye üzerinden gel, ister Bulgaristan üzerinden gitmeye çalış önünde engel olacaktır. Yani önemli olan, bu çatışmanın ortak bir noktada buluşabilmesi gibi bir önkoşulu var. Sonra ne oldu Türkiye ile yaşanan uçak krizi vesaire derken rafa kalktı. Ondan sonra yine zoraki ilişkiler nedeniyle bir zoraki evlilik süreci başladı. Bu proje yeniden canlandırıldı. Türk Akımının bu sefer yeni kapasiteyle devreye girmesi gündeme getirildi. İki paralel hat 15,75 (milyar metreküp) birisi Türkiye’ye gelecek, diğeri de daha sonra Türkiye üzerinden Avrupa’ya gidecek. Şimdi yine Avrupa’yla belirli bir ortak noktaya gelinmediği takdirde ikinci ayağının ne kadar hayatiyet kazanacağı çok tartışılır.

Türkiye için önemi nedir topraklarından geçecek olan bu yeni hattın?

Pamir: Türkiye açısından baktığınızda da 14 milyar metreküp yerine, 15, 75’lik bir hatta kavuşuyor. Yani bizim Rusya’ya bağımlığımız açısında çok büyük bir oynama söz konusu değil, bağımlılık zaten çok yüksek, yüzde 55 seviyesinde. Türkiye’nin Rusya’ya bağımlılığı azalmayacak bir miktar artacak. Onun ötesinde Rusya Ukrayna’ya mesajını vermiş olacak. ‘Rusya’ya güvenelim mi, güvenmeyelim mi?’. Öyle bir nokta gelir ki bu kadar aşırı bağımlıyken Rusya sizi illa cezalandırmak isterse, o gaz kesildiğinde ister ‘teknik arıza’ ister başka bir nedenle, Türkiye’nin ekonomisi cidden sıkıntıya girer.

Bu Türkiye’nin enerji güvenliği açısından ne anlama geliyor?

Pamir: Rusya’ya aşırı bağımlılık zaten çok ciddi bir risktir. Günlük talep olarak baktığınızda biz soğuk kış aylarında 260 milyon metreküpe çıkan bir taleple karşı karşıya kalıyoruz ama fiziki kapasitemiz 210 milyon metreküp civarında. Bunun 90 milyonunu biz Rusya’dan alıyoruz. Türk Akımını da eklediğimizde 100 milyonunu buradan alacaksınız. O 100’ün 50’si kesilse hayat felç olur. Türk Akımı mevcut durumu kötüleştirmiyor ama bizim madem ki temel amacımız bağımlılığımızı azaltmak, doğal gaza bağımlığı da azaltmak gerek.

DW Türkçe: Türk Akımı’nın şu haliyle kazananı kim, kaybedeni kim?

Pamir: Rusya kazanıyor. Niye, Ukrayna’yı cezalandırıyor, Türkiye’ye doğrudan ulaşıyor, 1,75 milyar metreküp daha fazla gaz satıyor. ‘30 milyar metreküp anlaşması zaten varken, onun yanında 1,75 nedir ki’ denebilir ama en azından Ukrayna’ya bir mesaj vererek payını da artırarak Türkiye’de, TANAP devreye girene kadar, elini güçlendiriyor. Sağa sola mesaj da veriyor, AB başta olmak üzere, dolayısıyla bunun asıl kazananı Rusya’dır. Çünkü Türkiye buradan doğal gaz fiyatlarında bir indirim almıyor. Türkiye açısından büyük bir yıkım yok ama alması gerekenleri aldığını söyleyemeyiz.

Türk Akımı, Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı Projesi’ne (TANAP) rakip mi? Bu durum ile Türkiye’nin pozisyonunu güçleneceği belirtiliyor, sizce de öyle mi?

Pamir: TANAP’la talebimizin 6 milyar metreküpünü Azerbaycan’dan almaya başlayacağız. En genel hatlarıyla baktığında TANAP’ın devreye girmesiyle bizim bir miktar daha Rusya’ya bağımlılığımız azalacak. Bu olumlu, enerji güvenliği açısından Türkiye’nin elini güçlendirir ama TANAP’ta öyle bir anlaşma imzalandı ki, ekonomik olarak Türkiye zararda, Azerbaycan’ın yararına oldu. Çünkü BOTAŞ’ın atıl boru hattı kapasitesinin kullanılması çok daha akıllıca olacakken hem boru hattının maliyetine katılıyorsunuz, hem de çok yüksek taşıma bedeli ödüyorsunuz, dolayısıyla Türkiye ekonomik olarak TANAP’ta, taşıma gelirleri vs. açısından iyi bir anlaşma imzalamadı.

Türkiye’nin doğal gaz talep tahminleri revize edildi, ne söylenebilir bununla ilgili?

Pamir: Aşağı doğru revize edildiğini görüyoruz. Eskiden çok daha yüksek tahminler vardı. Ancak ‘milli kömür’ adı altında son derece yanlış işler yapılıyor. Kendi kaynaklarımıza dayalı politikayı her zaman savunuyoruz ama kömürde yanlış iş yapılıyor. ‘Biz yerli kömüre ağırlık vereceğiz, doğalgaz talebimiz beklendiğinden çok daha aşağıda olacak neredeyse durağan bir seviyede olacak’ deniyor. Türkiye’nin 1990 yılında enerjide dışa bağımlılığı yüzde 52 idi. 2000 yılında yüzde 67 oldu, geçen sene yüzde 76 oldu. Dışa bağımlılığımız artıyor. Bu anlamda tamam kömür savunabilirsiniz ama Türkiye’nin kömürünün ısıl değeri, kalori değeri son derece düşük, nem oranı yüksek, kükürt oranı yüksek, kül oranı yüksek. Dolayısıyla buna özel bir yaklaşım lazım. Ama yapılan mevcut ihalede ‘hangi şirket gelirse ben ona bütün bu kaynaklarımı vereceğim, bedelsiz, onlar da bana hangisi elektriği en ucuza verirse iş onun’ diyorsunuz. Yani burada ne kazan tipi, ne yanma teknolojisi, ne salınım konusunda hiç bir ön koşul getirmeden ‘en düşük verene vereceğim’ diyorsunuz, yine kirliliğe katkı sunuyorsunuz ve nereye varacağı belli olmayan bir anlaşma yapıyorsunuz. Çok yanlış. Özgün, Türkiye’nin kömürüne özel bir çalışma yapılması lazım.