Başlığa dikkat ederseniz, ile değil, Ruslarla yaşanan kiraz krizinden bahsediyoruz. Krizin merkezi Antalya. Dahası kiraz krizi, çok taraflı, diğer ülkelerin vatandaşların katılımıyla “uluslar arası” boyutta taşınmış olması.

Antalya’da turizmle ilgili ilgisiz kim olursa olsun konu Ruslara geldi mi ikinci cümlede “abi bir kiraz yiyorlar, görülmüş şey değil” diyorlar. “Olur, yiyebilirler, ne var bunda” diyorsunuz, anlatıyorlar: “Tabak tabak yiyorlar. Olmadı, çantalarında ceplerinde, odalarına çıkarıyorlar, orada da devam. Geçenlerde bir tatil köyünde açık büfe masasındaki kirazları olduğu gibi servis tepsisiyle almışlar, masalarına koymuşlar, deli gibi yemişler. Önlerinden zor almışlar servis tepsisini”.
Anlatılan abartılı geldi ama gerçek durum buna yakın. Bulunduğumuz tesiste açık büfeye baktığınızda ana yemeklerden önce, meyve bölümlerinde kiraz tepsilerinin önünde kuyruklar oluşuyor, yağmalanır gibi, avuç avuç, üçer beşer tabaklara koyuyorlar. Çalışanlar kirazları getirip boşaltıyorlar, talebe yetişmek imkansız. Diğer meyve tüketimine bakıyorsunuz öylesine duruyor. İki ülke arasında krizin simgesi haline gelen domatese de ilgi yok.

“Geçmiş yıllarda Ruslar bu kadar kiraza düşkün değillerdi, nereden çıktı bu kiraz saplantısı” diye düşünürken, bir çalışan, “abi esas çilek mevsiminde görecektin. Daha tepsiler açık büfeye gelmeden, servis araçlarının üzerinde kapışılıyordu” diye anlatıyor.

Rusların “kirazların hepsini biz yiyeceğiz” davranışı, Antalya’daki otellerde, tatil köylerinde diğer turistler arasında büyük huzursuzluk yaratıyor. Konuklar sürekli yönetime baş vurup, “bize kiraz kalmıyor, bir şeyler yapın” diye şikayet üzerine şikayet yağdırıyorlar. Açık büfe önlerinde neredeyse engelleme yapıp Rusların kiraz kapma ataklarına karşı barikat kuracaklar. Tabii bizim işletmecilerde çaresiz, “her şey dahil” sisteminde bir an önce kiraz mevsiminin geçmesini bekliyorlar.
Bize göre kiraz mevsimi Haziran’ın ilk iki haftasında yaşanır ve biter. Şimdi Rusların bitmeyen talebi üzerine ağaçların tepelerinde yaprak altında kalmış eçiş büçüş, bizim “bunlar da kuşların hakkı” deyip bıraktığımız, vişne tadı veren ekşilikteki minik kiraz taneleri bile toplanıp servis ediliyor. Arkadaş, iyi ki bu Ruslar, Manisa Salihli üretimi baş parmak büyüklüğündeki Napolyon kirazını görmemişler. Bir keşfetseler ya, Manisa turizmin yeni başkenti olur.

Bir ülkenin insanları bir ürüne tutkuyla bu kadar mı bağlanır, ya da bir sırrı var da biz mi bilmiyoruz, araştırmak, derin analizler ister. Görgüsüzlük, kültürsüz ağır yorum olur ama bildiğimiz, uçak krizi sonucu Rusların Türk kirazından iki yıl mahrum kaldıkları. Demek ki ülkelerinde çok pahalı olan kirazla ilgili “açlıklarını” tatmin ediyorlar.
Şimdi şeftali mevsimi geliyor. Ülkelerinde yetişmeyen çilek ve kirazdan sonra şeftali talebine yönelik her türlü Rus saldırısına karşı önlemler alınıyor. Umarız şeftaliye saldırılar yeni bir krize dönüşmez.
Anadolu topraklarının bereketiyle yetişen her ürün herkese, kurda kuşa, Rus’a afiyet olsun ama Yüce Yaradan bizi de bildiğimizden, yediğimizden geri koymasın, eksikliğini göstermesin. Yeter ki her şeyin kıymetini bilelim.