Gazeteci Besim Güçtenkorkmaz, “Fırtına Deresi’nde büyük mücadelelerden sonra ve Rizelilerin yüksek dayanışmasıyla şu ana kadar HES yapılamadı. Bu nedenle 68 kilometre uzunluğundaki Fırtına Deresi şimdilik çok güzel akıyor.”

Türkiye doğasıyla adeta bir cennet. Ülkemiz dört mevsimi birden yaşayan doğusundan, batısına, kuzeyinden, güneyine doğal güzellikleriyle, tarihiyle kıskanılacak bir ülke. Ancak ne yazık ki ülkemizin doğal güzelliklerini keşfetmeye herkesin zamanı ya da imkânı olmuyor. Bu nedenlerden dolayı gezip görenlerin düşünceleri, izlenimleri hem gezip göremeyenler açısından hem de gezmek ancak bölge hakkında fikir sahibi olmak isteyenler açısından da önem kazanıyor.
Gazeteci Besim Güçtenkorkmaz bir doğasever. Gezip yeni yerler keşfetmeyi keşfettiği yerleri de insanlarla paylaşmayı çok seviyor. Biz de Besim Güçtenkorkmaz’la Rize yaylalarına düzenlediği geziyle alakalı güzel bir söyleşi gerçekleştirdik. Güçtenkorkmaz’ın Rize yaylaları hakkında ki düşüncelerini, Rize turizmini, Rize’nin geçim kaynaklarını masaya yatırdık. İşte söyleşimizin ilk bölümü

Bize Rize yaylalarından bahsedebilir misiniz?

Besim Güçtenkorkmaz: 4 bin metreye yaklaşan ve bazı yerlerde geçen, 7 zirveli Kaçkar sıradağları, Rize Batum arasında farklı bir ekolojik yapı sunuyor. Yüksek dağlar, kuzeyden gelen yağmur bulutlarının güneye geçişine izin vermediği gibi, bulutlardaki bütün yağmuru da kendisine alıyor. Böylece günlerce yağan yağmurun getirdiği yemyeşil bir bitki örtüsü ortaya çıkıyor. Bu bitki örtüsünün içerisinde binden fazla farklı çiçek ve yeşilin çok farklı tonları yer alıyor. Rize yaylalarında tarım yapılmıyor. Çünkü hem arazi çok dik, hem de yaylalarda kalma zamanı, sert kış şartları nedeniyle 4-5 aydan fazla olamıyor. Kar yağdığı zaman yayla evlerinin tamamı kara gömülüyor. Onun için kimse kışı yaylalarda geçirmiyor. Hatta anlatılan bazı efsaneler var. Yayladaki evinde soba yakıp kışı geçirmek isteyen insanların, yağan karın her tarafı kapatması ve evin üzerinde de 3-4 metre birikmesi ile havasızlıktan öldüğü söyleniyor.
Rize deniz kıyısında olmasına rağmen, denizden 30-40 kilometre içeri girilince yükseklik aniden 3 bin metrenin üzerine çıkıyor. Bu kadar kısa sürede yükselen dağlardan eriyen karlar ise, bulduğu her yerden akıyor. Bu nedenle adım başında bir akarsuya rastlamak mümkün. Kaçkar’ın 7 ayrı zirvesi, pek çok akarsu oluşturuyor ama bu akarsular 7 ana kolda toplanıyor. Bu akarsuların en bilineni Fırtına Deresi. Fırtına deresinin Deniz’e yaklaşan son 10-15 kilometrelik nispeten sakin akan bölümünde rafting yapılabiliyor. Taka rafting, oldukça başarılı.
Aslında diğer derelerde de çok keyifle rafting yapılacak bölümler oluşmuş ama, maalesef adım başında yapılan HES’ler, bu derelerde rafting yapılmasına izin vermiyor. HES’ler ayrıca, o güzelim balık yapılanmasına ve yuvalanmasına da büyük zarar vermiş. HES’ler deki 1 metrelik balık geçişlerini bulamayan nadide alabalıklar, elektrik üretim sistemlerinin içinde telef oluyor. Fırtına deresinde büyük mücadelelerden sonra ve Rizelilerin yüksek dayanışmasıyla şu ana kadar HES yapılamadı. Bu nedenle 68 kilometre uzunluğundaki Fırtına deresi şimdilik çok güzel akıyor. Rize’nin diğer 6 deresinin adları ve uzunlukları şöyle: Çağlayan deresi 34.7km, Arılı Deresi 31,5 km, Hemşin Deresi 38,5 km, Sabuncular Deresi 46,0 km, Taşlı Dere 34,0 km, İyi Dere 78,4 km. İkizdere 60 km
Görüldüğü gibi derelerin boyları kısa, ama akıntıları çok şiddetli. 4 bin metreden kısa sürede denize ulaşan bu derelerin üzerinde doğal olarak çok sayıda şelale yer almakta. Bu şelalelerin yüksekliği bazı yerlerde 80-100 metreye ulaşabiliyor. Çok sayıda şelale olması nedeniyle, birçokları isimlendirilmemiş. En bilinenleri ise Palovit, İkizdere ve Ayder şelaleleri diyebiliriz. Derelerin üzerinde “zipline” denilen spor da yapılıyor. Tellerin üzerinden akan makaralarla, bir yakadan diğerine macera geçişleri sağlanıyor.

Bölge de geçim kaynağı ne ile sağlanıyor?

Güçtenkorkmaz: Bölgede ana geçim kaynağını hepimizin bildiği gibi çay üretimi oluşturuyor. Çay genelde kıyı bölgelerde 50-60 metreden başlayan ve en fazla 700- 800 metre yüksekliğe kadar çıkılabilen aşağı yamaçlarda yetiştiriliyor. Hayvancılık ve arıcılığın hakim olduğu yüksek yaylalarda tarım yapılmıyor. Arıcılık ise yayladan yaylaya göre değişiyor. En değerli bal Anzer yaylasında üretiliyor. 1 kilosu üreticide 1200 liraya satılıyor. Diğer yaylalarda üretilen balın kilosu 150-200 lira arasında değişiyor. Anzer balının pahalı olmasının nedeni, arıların yaklaşın 1000-1200 çiçeği dolaşarak bal yapması. Diğer yaylalarda çiçek sayısı 700-800 arasında değişiyormuş. Bu da balın fiyatını etkiliyor. Bana sorarsanız 200 liralık bal da çok kıymetli ve başarılı.

Bölgede turizm nasıl?

Güçtenkorkmaz: Rize yaylaları, önemli bir turizm destinasyonu olarak şu sıralarda çok revaçta. Gerçekten gezip görülmesi gereken yerler. Yıllar önce bu yaylaları İsrailliler keşfetmiş. Tatiller yaparken, bölgenin endemik çiçeklerini de rivayet odur ki, yurt dışına kaçırmışlar. Bir yaylada 1000’den fazla çiçek olunca, İsrailliler, bunları belki de ülkelerinde üretmek istemişlerdir. Başarıp başaramadıkları bilinmiyor. İsrailliler 2-3 yıldır Rize yaylalarında gelmiyorlar. Son 2-3 yılın tek favorisi ise Araplar. Paralı mı, yoksa paralı görüntülü mü bilemediğimiz turistler, yol olmadığı için henüz yüksek yaylalara çıkamıyorlar. Şimdilik, yolu asfalt olan Ayder yaylasını ve Rize’nin aşağı bölgelerinde nispeten sakin akan dere yataklarının kıyılarını mesken tutmuşlar. Peçelerinden sadece gözleri görünen bu vatandaşlar, hiçbir aktivitede bulunmadan sadece çoluk çocuk çimlerde veya dere kıyılarındaki masalarda saatlerce toplaşıp oturuyorlar. Yanlarında getirdikleri yemekleri bir bezin üzerine çıkartıp yiyorlar ve çöplerini toplamadan gidiyorlar. Bir erkek, 4 kadın ve 5-6 çocuktan oluşan bir ailenin çöpünü toplamak, ilgililerin yarım saatini alabiliyor. Arapların ellerinde son model telefonlar var ve her yerin fotoğrafını çekiyorlar. Kendi fotoğrafları çekilirken de, tek açıkta kalan yerleri olan gözlerini elleriyle kapatıyorlar. Araplar bir miktar para bırakıyorlar ama sanırım çöplerini daha fazla bırakıyorlar. Yolları bozuk olduğu için çıkamadıkları yüksek yaylara çıkabilmek için de, Yeşil Yol olarak adlandırılan, Uzungöl’den başlayıp Ayder yaylasına ulaşması beklenen, çevrecilerin şiddetle karşı çıktığı otobanın yapılmasını bekliyorlar.

Bölgede şu anda vahşi bir turizm var. Paralı Arapların bölgeye girmesi ile bölge insanı da pek bilmediği turizm ile amatörce ilgilenmek zorunda kalmış. Ancak bölgeye altın cevheri bulmuş gibi aniden sirayet eden ve tek amacı ciro olan acımasız turizm acentaları, vahşi turizmi tetikliyor. Rizeli dostlar da acentaların fahiş fiyatlarını duydukça, onlara ayak uyduruyor olmuşlar. Böylece uçuk rakamlara ulaşılmış. Örneğin iki yıl önce mıhlama ve yoğurtlu sarmadan oluşan basit bir yöresel öğle yemeği, kişi başı 15 liraya yenirken, Arapların gelmesi ile fiyat Türkler için de 75-80 liraya çıkmış. 25-30 liraya gecelediğiniz Ayder yayla pansiyon evlerinin kişi başı fiyatları ise oda kahvaltı 150-200 liradan başlayabiliyor. Kalabalık Arap aileler, siyah camlarından içi gözükmeyen sürücülü transporter araç kiralayarak bölgeyi dolaşıyorlar. O nedenle araç kiralama fiyatları da bir tanıdığınız olmazsa oldukça yüksek.

Vahşi turizm salgınından korunmak isteyen bazı yaylaların muhtarlar yol girişlerine astıkları tabelalarla, özellikle turizm nitelikli araçların yaylalarını çıkmasını baştan yasaklamaya çalışıyorlar. Haklılar da, çünkü bölgenin korunması gereken değerleri, gerçekten Arap turistlerin bırakacakları paradan çok fazla.
Rize yaylalarını 10 gün boyunca gezen Besim Güçtenkorkmaz Rize yaylalarının tamamını gezememiş. Tamamını gezmek için çok daha fazla zamana ihtiyaç olduğunu ifade ediyor. Güçtenkorkmaz gezdiği İkizdere ve Çamlıhemşin’in en bilindik yaylalarıyla ilgili notlar almış ve bu notları Rize yaylalarını gezip görmek isteyenlerle, gitmeye imkânı olmayanlarla paylaşmak istiyor. Hazırladığımız yazı dizisinin diğer bölümlerinde Güçtenkorkmaz’ın gezdiği yaylalarla ilgili izlenimlerini, düşüncelerini siz değerli okurlarımızla paylaşacağız.