Ana Sayfa Kültür-Sanat Renkli notalar ile gelen cesaret

Renkli notalar ile gelen cesaret

232
PAYLAŞ
Renkli notalar ile gelen cesaret
Renkli notalar ile gelen cesaret

Renkli notalar ile gelen cesaret, sözcükleri tersten okuyan, harfleri karışık gören dislektik çocuklar, keman eğitimi ile kendilerine yönelik ‘tembel’ ve ‘başarısız’ algısını yıkıyor.

İzmir’in Urla İlçesi’nde 80’inci Yıl Gazi Ortaokulu Öğretmeni Hande Himmet renkli notalar çizip, dizek aralıklarını geniş turarak ve keman üzerinde notaları farklı renklerde işaretleyerek dislektik çocuklara ücretsiz keman eğitimi veriyor. 10 yaşındaki kızı dislektik olan Tülin Acar da farkındalık yaratmak ve bilinç düzeyini artırmak için İzmir Disleksi Derneği’ni kurdu.

SOZCUKLERI TERSTEN OKUYAN HARFLERI KARISIK GOREN DISLEKTIK COCUKLAR KEMAN EGITIMI ILE KENDILERINE YONELIK TEMBEL VE SORUNLU ALGISINI YIKIYOR. IZMIR'IN URLA ILCESI'NDE 80. YIL GAZI ORTAOKULU MUZIK OGRETMENI HANDE HIMMET OKULDA COCUKLARA UCRETSIZ KEMAN DERSI VEREREK "CESUR KEMANCILAR" ORKESTRASINI KURDU. EGE UNIVERSITESI COCUK VE ERGEN RUH SAGLIGI HASTALIKLARI ANABILIM DALI BASKANI PROF. DR. CAHIDE AYDIN (FOTOGRAFTA) DA DERNEGIN UYESI OLDU. FOTO: ELIF DEMIRCI DHA IZMIR

Harf ve sayıları algılama sorunu bulunan bir çocuğun çevresi ve ailesi tarafından tembel ve sorunlu muamelesi görmesini anlatan ‘Yerdeki Yıldızlar’ filmiyle dislektik çocukların durumu beyaz perdeye yansıtıldı. Zekasınden beklenen akademik performansı gösteremeyen bu çocukların genellikle ilkokul 1’inci sınıfta fark edilirken, özel eğitimle  ve renkli notalar ile desteklendiği ifade edildi.

İzmir’in Urla İlçesi’nde 80’inci Yıl Gazi Ortaokulu’nda görevli müzik öğretmeni Hande Himmet aralarında dislektik çocukların da bulunduğu ‘Cesur Kemancılar’ adını verdikleri orkestra kurdu. Farklı okullardan gelen 55 çocuğun yer aldığı ‘Cesur Kemancılar’, 25 Mayıs’ta 3’üncü konserini verecek. Biletlerin ücretli olacağı konserin geliri ile piyano alınacak. ‘Renkli notalar’ çizerek, dizek aralıklarını geniş tutarak ve keman üzerinde notaları farklı renklerde işaretleyerek dislektik çocuklara da keman çalmayı öğreten Hande Himmet, keman çalan dislektik öğrencinin artan özgüveni ile okul derslerinde de başarılı olduğunu belirterek, şunları söyledi:

“Her çocuk keman çalabilir’ iddiasıyla yola çıktım. Keman; perdesiz bir enstrüman ve çalması da zordur. Dislektik öğrencilerim için farklı öğretme tekniği uyguluyorum. Öğrenme güçlüğü yaşayan öğrencilerimizin özgüven eksikliği çoktur. Biz önce onu aşılıyoruz. Burada karma grubumuzla diğer arkadaşlarıyla uyum sağlıyor, diyalog kuruyor ve birlikte çalışıyorlar. Önemli olan doğru anlatma yöntemini bulmak. Öğrenme güçlüğü olan her öğrenci bunu başarabilir. Dislektiklerin hayal güçleri geniş olduğu için daha kolay kavrıyorlar. Dislektik için çevremizdeki insanların farkındalığını yaratmaya çalışıyoruz. Öğretmen arkadaşlarımla konuşuyorum. Doğru eğitim vermeyen öğretmenle bu iş olmaz.”

KIZIYLA TANIDIĞI DİSLEKSİNİN DERNEĞİNİ KURDU

SOZCUKLERI TERSTEN OKUYAN HARFLERI KARISIK GOREN DISLEKTIK COCUKLAR KEMAN EGITIMI ILE KENDILERINE YONELIK TEMBEL VE SORUNLU ALGISINI YIKIYOR. IZMIR'IN URLA ILCESI7NDE 80. YIL GAZI ORTAOKULU MUZIK OGRETMENI HANDE HIMMET OKULDA COCUKLARA UCRETSIZ KEMAN DERSI VEREREK "CESUR KEMANCILAR" ORKESTRASINI KURDU.(FOTO: IZMIR DHA)
SOZCUKLERI TERSTEN OKUYAN HARFLERI KARISIK GOREN DISLEKTIK COCUKLAR KEMAN EGITIMI ILE KENDILERINE YONELIK TEMBEL VE SORUNLU ALGISINI YIKIYOR. IZMIR’IN URLA ILCESI7NDE 80. YIL GAZI ORTAOKULU MUZIK OGRETMENI HANDE HIMMET OKULDA COCUKLARA UCRETSIZ KEMAN DERSI VEREREK “CESUR KEMANCILAR” ORKESTRASINI KURDU.(FOTO: IZMIR DHA)

İzmir’de spiker Tülin Acar’ın şimdi 10 yaşında olan, dislektik tanısı 3.5 yaşında konan kızı da ‘Cesur Kemancılar’ın bir üyesi. Acar, kızının özel eğitimini Türkiye ve Almanya’da sürdürüyor. Acar, dislektik çocuklarla ve aileleriyle görüştü, farklı algıları yıkmak, doğru bilinen yanlışları düzeltmek için geçen haziran ayında İzmir Dislektik Derneği’ni kurdu. Farkındalık yaratmak, bilinç düzeyini artırmak için çabalayan Acar, Urla, Seferihisar, Narlıdere ve Güzelbahçe’de dislektik çocuklar için saha araştırması yapma projesini İzmir Kalkınma Ajansı’na sundu. Acar, dislektik çocukların fark edilmesinde öğretmene büyük iş düştüğünü belirterek, “Öğretmenler tahtaya konuşan değil konuşmayan çocukları yazmalı. Çünkü çocuk konuşmuyorsa orada sorun vardır, ona odaklanılmalı. Dislektikler, müzikte, sporda başarılı olduklarını görünce bu durum okuldaki derslerine de olumlu yansıyor” dedi.

Derneğin üyesi olan Ege Üniversitesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Cahide Aydın da önümüzdeki günlerde sempozyum düzenleyeceklerini belirterek, “Özel eğitimi devlet destekliyor bunun için de rapor gerekiyor. Rehberlik Araştırma Merkezi (RAM) eğitimsel tanıyı konuyor, tıbbı tanıyı koymak için çocuk bize geliyor. Bu konuda farkındalığın arttığını hissediyoruz, ancak yeterli değil. Bu konuda ailelerin, öğretmenlerin genel olarak toplumun bilgisinin artırılması ve erken tanı konulması gerekir. Dislektikler, ‘ilgisiz’, ‘tembel’, ‘dikkatsiz’ gibi etiketlenmemeli, güçlük çektiği yerler desteklenmeli” dedi.

“OKUMAYI SÖKEMEYEN BİR ÇOCUĞUN ÖĞRETMENİ EN AZ 3 KEZ DEĞİŞİYOR”

Ege Üniversitesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nda görevli Psikolog Dr. Hande Kesikçi Ergin, okul başarısızlığı, davranış sorunları ve uyum bozukluklarının okul çağı çocuklarının profesyonel yardım için en sık başvurdukları temel konular arasında olduğunu belirterek, okul çağındaki çocukların ders başarısı ile zeka düzeyleri arasındaki uyuşmazlık sıklıkla öğretmenlerin ve anne babaların yakınma nedeni olduğunu anlattı. Dr. Kesikçi, şunları söyledi:

“Öğrenme bozukluğu gelişimsel bir sorundur ve aslında çocuğun doğumu ile başlayıp yaşam boyu sürer fakat anne ve babalar tarafından ilk olarak çocuk okula başladığında fark edilmeye başlanır. Oysa daha okul öncesi dönemden başlayarak kendini hafif hafif hissettirmeye başlar çünkü bu sorun gelişim basamaklarının her birinde o döneme özgü özelliklerde kendini gösterir.Tanılama sürecinde göz önünde bulundurulması gereken önemli noktalardan bazıları da görme, işitme gibi duyu kusurları ya da nörolojik bir bozukluğun varlığının dışlanmış olması ve sosyo-kültürel açıdan belirgin dezavantajların bulunmamasıdır. Yani yazısı çirkin, bozuk, eksik olan, tahtadan ödevlerini tam geçiremeyen bir çocuğun öncelikle görme duyusunun test edilmesi gereklidir. İlkokul 1. sınıfta ilk dönem okumayı sökemeyen bir çocuğun en az üç kez öğretmenin değişmesi veya anne-babasının okur-yazar olmaması durumunda da özel öğrenme güçlüğü tanısını koymak zorlaşıyor.”

“ANLAŞILMA VE ONAYLANMAYA İHTİYAÇLARI VAR”

Psikolog Dr. Kesikçi, öğrenme zorluğu çeken çocuklar ve gençler arasında yaygın olan duyguyu şu cümlelerle anlattı:

“Akademik ve sosyal alanlarda karşı karşıya kaldıkları zorluklar ve bunlarla baş etme çabaları bu gençlerin yaşıtlarına göre daha kırılgan olmalarına neden olmaktadır. ‘Hiçbir şeyi doğru dürüst yapamam zaten’, ‘Aptalım işte’, ‘Kimse beni beğenmiyor’, ‘Ne zaman doğru bir şey yaptım ki zaten’, ‘Kimse beni anlamıyor’, ‘Çalışıyorum, çalışıyorum da ne değişiyor ki’, ‘Neden diğerleri gibi anlayamıyorum’ gibi duygu ve düşünceler bu gençlerin ifadelerinden yalnızca birkaçını oluşturmaktadır. Anne-baba ve öğretmenler şimdiye kadar bu gençleri zaman zaman tembel, haylaz, inatçı, ağır olarak nitelendiriyor. Oysa gençlerin bu özelliklerinin aslında sorunun doğasından kaynaklandığı ve uygun yaklaşımlarla değerlendirildiklerinde bununla baş edebilecekleri konusunda bilgilendirilmeleri onların da rahatlamasını sağlayacaktır. Yanlış okuyabilen, yanlış hesap yapabilen ve yanlış yazabilen bu gençlerin yaşamlarında düzeltilmesi gereken o kadar çok şey vardır ki. Anne- babalar ve öğretmenler de gençlere sık sık ne yapmaları gerektiği konusunda geri bildirim vermekte fakat asıl gereksinim duydukları şey olan bunu nasıl yapabilecekleri konusunda pek fazla yardımda bulunulmamaktadır. Bu noktada aile ve öğretmenlerin gençlerle etkili bir iletişim içinde olabilmesi oldukça önemli. Bu gençlerin anlaşılmaya ve onaylanmaya çok gereksinimi vardır. Zaten incinmiş olan benlik algısı ve öz saygısının gelişmesi için olumlu deneyimlerin daha fazla vurgulanması uygun olacaktır. Onlara aslında oldukça zeki bir genç olduğu, ama belirli şeyleri öğrenmek için daha çok zaman ayırması gerektiği ve yavaş da olsa bunları bir gün daha kolay yapacağı açıklanmalıdır.”

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam