Fırat Kalkanı Operasyonu’nda bugüne kadar 61 şehit verdik. Yüzlerce Mehmetçiğimiz de yaralı. Yani, Suriye’de atıldığımız maceranın faturası giderek ağırlaşıyor.

El Bab’ı ele geçirmenin ardından geri dönmeyip Rakka’ya doğru hareketleneceğimiz belirtiliyor şimdi de.
Akıl alır gibi değil…

Türkiye’nin Suriye’de giriştiği operasyonun amacı, sınır güvenliğini sağlamak, PKK-PYD ve DEAŞ’ın topraklarımız üzerinde hak iddia etmesini ve terör eylemleri için içeri sızmasını önlemek olmalıydı.
Bu amaca ulaştık sayılır.
Geri dönmesini bilmeliyiz artık.
Tek başımıza, Suriye’deki iç savaşı da durduramayız, Ortadoğu’ya barışı da getiremeyiz.
Gücümüzün üstünde işlere soyunmak bizi daha büyük kayıplara götürür, acılarımızı artırır.

Şunu anlamak zorundayız:
Ortadoğu’daki zengin petrol kaynakları öteden beri süper devletlerin iştahını kabartıyor.
Irak’ın işgali de bu yüzden oldu, Suriye’deki iç savaş da bu nedenle çıktı.
Bu tabloyu görüp tam anlamadan savaşın ortasına dalmak hatadır, yanlıştır, macerasıdır, felakete davettir.
Birkaç büyük devlet Ortadoğu petrolünü bölüşecek diye biz neden Mehmetçiğimizin kanını feda edelim ki?

Olayın bir de şu boyutu var:
Taliban’dan El Kaide’ye, Boko Haram’dan DEAŞ’a tüm terör örgütleri, süper devletlerin emperyalist emellerinin yarattığı haksızlıklardan, adaletsizliklerden doğdu.
Aynı yanlışlar yapılarak farklı sonuçlara varılamaz.
Ortadoğu’da kalıcı barışın yolu, bölgenin kendi insanları tarafından hak ve hukuka uygun yönetilmesidir.
Aksi takdirde DEAŞ biter PEAŞ gelir, o da biter REAŞ gelir.

ABD’nin PKK-PYD’ye silah, mühimmat, zırhlı araç yardımı yaparken, bize, “Rakka’ya siz girmezseniz PKK-PYD’yi göndeririz” mesajı verdiğini de bir yana yazalım lütfen.

Aklıselim sahibi tüm insanlara çağrım şudur:
“Rakka demeden dur bir dakka!”