PKK ve Almanya!

0
80

Almanya’nın Frankfurt kentinde, Nevruz bahanesi ile yapılan PKK mitingi büyük tepki çekti…

“Nevruz kutlarken Öcalan posterleri ve örgütün sözde bayrakları neden kullanıldığı?” sorusuna cevap arayanlar; bunu Türkiye ve Almanya arasında gerginliklerin intikamı olarak algıladılar…

…Ve ne yazık ki, kendilerini kandırdılar…

Almanya, eli kanlı örgütün kurulduğu günden beri toleranslı davranmıştı zaten… Üstelik yalnız Almanya değil, Yunanistan’dan İspanya’ya kadar tüm Avrupa ülkelerinde durum farklı değildi…

Zaman içinde biraz geriye gidelim şimdi ve 1988’de bizzat yaşadığım bir olaydan söz edeyim size…

O günlerde PKK’nın varlığını en faal olarak hissettirdiği Alman kentinin adı Köln’dü… Tam da merkezde olan Dom Kilisesi’nin bahçesi ve önündeki büyük meydan, örgüt tarafından mitingler, oturma ve açlık grevleri için sürekli kullanılıyordu… Bambaşka bir iş için orada bulunduğum bir günde yaşadım anlatacaklarımı…

Arabamı meydanın altındaki garaja park edip dışarı çıkar çıkmaz gözlerim en dip taraftaki kalabalığı yakalamıştı. Görülmeyecek gibi de değildi zaten. 40-50 kişi kadar olmalıydılar. Bazılarının elinde pankartlar vardı. İki de PKK bayrağı bu arada…

Meydanın uzak köşesine gidip fotoğraf çekmeye koyuldum… İlk fark ettiğim, grubun tam ortasındaki bir kişinin lider konumunda olmasıydı. “Kürdistan’ın işgaline son” yazıyordu, 2 kişinin ellerinde tuttuğu pankartın üstünde… Sonra grubun içinden 3 kişinin fırlayıp bana doğru koştuğunu gördüm… Fark edilmiştim…

Hızla yakınımdaki ara sakağa daldım ve karşıma çıkan bir süper markete daldım… Oradaki kafeteryada geçen 2 saatten sonra tekrar dışarı çıkıp meydanın durumuna baktım… Kalabalık dağılmıştı… Benim de bir an önce arabama gitmem ve gazetenin Frankfurt’taki ofisine dönmem gerekiyordu…

Tam garaja inen merdivenlerin ortasına geldiğimde, aşağıdan gelen iki kişiyi fark ettim… Kuşku duyulmayacak kadar açıktı bunların kim olduğu… O zaman hemen dönüp tekrar yukarı çalıştım ama yukardan da 3 kişi geliyordu… Kapana kısılmıştım…

Yanıma ilk gelen yukarıdan inenlerden biri olmuştu. Sağ eli, sol elinin içindeki plastik poşetin içindeydi ve bir anda kabzasından sıkı sıkı tutmakta olduğu silahı çıkarıp boynuma dayamıştı… Sonra aşağıdan gelenlerden biri de arkadan sokulmuş ve o da elindeki silahın namlusunu enseme dayamıştı…

Bu arada arkadakilerden biri de fotoğraf çantasının omuz askısına yapışmış almaya çalışıyordu. Hala yukardan geçen birinin durumun fark etmesini bekliyordum… O zaman ortalığın karışacağını biliyordum… Tek umudumdu bu…
Sonra birden birinin merdivenin üst tarafından bağırdığını duymuş ama ne dediğini anlayamamıştım… Kürtçe bağırıyordu, o her kimse. Aynı anda da birden hareketlenmişti etrafımı çeviren herifler. Arkamdakiler hızla aşağı doğru koşmaya başladıkları… Son kalan ise bir adım gerileyerek, birden müthiş bir yumruk indirmişti karın boşluğuma. Nefessizlikten gözleri kararıp yere çökerken duyduğum son ses de, aşağı doğru koşan o son adamın ayak sesleriydi…

Gözlerimi yeniden açıp kendime biraz geldiğimde ise yanı başıma çömelmiş bir polisin gözleri olmuştu ilk gördüğüm… Gözlerimi yeniden açıp kendime biraz geldiğinde ise yanı başıma çömelmiş bir polisin gözleri olmuştu ilk gördüğüm… “İyi misiniz?” diye soruyordu, “Ne oldu size böyle?”

“Düştüm herhalde” demiştim sonra da, “nasıl oldu bilmiyorum ana düştüm işte…”

Doğrusu hiç istemiyordum bu polise olup bitenleri anlatmayı…

Frankfurt’a döndükten sonra kafam o kalabalığın içindeki lider konumunda olan adam kim olduğuna takıldı… Arşive girip lider kadrosunun resimlerine baktım ve hemen buldum o adamı… Adı Duran Kalkan’dı… Yani PKK’nın Genel Kurmay Başkanı diye tanıtılan terörist… Kırmızı Bülten’le aranan o adam…

…Ve Almanların bu herifin varlığından habersiz olmaları mümkün değildi… Hatta önceden gerekli temasları yapıp öyle gelmişti… Ama resminin çekilmesi, yani Almanya’da bulunduğunu kanıtlayacak bir resminin çekilmesi işi başka tarafa götürürdü. Yani o resim gazetede yayınlansaydı, Almanlar da bu işten ciddi zarar görecekti… Bu işlerden anlayan herkes, onların adamın gelmesine göz yummuş olduğunu fark ederdi… Ama resimler, fotoğraf çantasıyla beraber gitmişti işte…

Şimdi düşünüyorum da; iyi ki beni merdivende bulan polise “düştüm” demişim..!

Paylaş
Önceki İçerikEmin abimin parkı…
Sonraki İçerikAlaçatı Ot Festivali şifa dağıtacak!
Mehmet Ali Yula

Gazeteciliğe 1965 yılında Ankara’da başladı. 1970’de Hürriyet’e geçti. 1977’da ek görev olarak İsveç Devlet Radyosu. 1991’de Nokta Dergisi. 1993’da Akis Dergisi. 1994’de Inter Star Televizyonu. 1998’de mesleği terketti. 2006’da emekli oldu.