Bundan sonra malûm kişiden bahsederken dikkat ediniz. Öyle “Pensilvanya’daki zat” filân demeyin. Büyük umutlar bağlanan ABD’nin yeni başkanı Donald Trump bundan alınabilir.

Milyarder iş adamı New York’daki görkemli kule binasının lüks donanımlı çatı katından Washington’daki başkanlık konutuna taşınıyor. Adresi “1600 Pennsylvania Avenue” (yani “Pensilvanya Bulvarı). Bulvar adını belli ki hainin, bir o kadar hain yandaşlarıyla birlikte yaşadığı, bildiğimiz eyaletten almış. Bizim Konya, Eskişehir yolu gibi.

Günlük konuşmalarımıza yerleşen “Pensilvanya’daki zat” söylemi şimdi dil sürçmesi, yanlış bir çeviri ile Trump’un kulağına gider, “ben mi terörist başıyım, onu bize verin ne demek?” der, ilk günden aramız bozulur. Adam zaten oraya buraya çatmak, kavga etmek için bahane arıyor. Eski başkan Obama’nın Türkiye’ye yönelik kıt anlayışı da “eyaletle bulvarı” karıştırmasından kaynaklanmış olabilir!
Esasında biz ABD başkanlarının konutunu da hep yanlış söylüyoruz. Başkanlar “Beyaz Ev”de (White House) kalıyorlar. Ama ısrarla yıllardır “Beyaz Saray (White Palace) diyoruz. Amerikalılar soruyorlardır “bu Türkler iki de bir Beyaz Saray diye bir yer söylüyorlar, neresi burası acaba?” diye. Federaller, CİA ajanları sürekli arıyordur bu Beyaz Saray’ı.

Belki de bundan dolayı ABD’ye söylediğimiz lâflar “adresini” bulmuyor, FETÖ dosyaları yanlış yere gidiyordur! Şimdi adamlar kalkıp “Çankaya’daki ev, Beştepe evi” deseler; alınmaz mıyız?
Görünümüne bakmayın bu meşhur Beyaz Ev, saray filân değil bir kamuya ait bildiğiniz memur lojmanı. Hem ülkelerini yöneten hem de yaşamlarını burada sürdüren başkanlar görevleri bitince bir dakika bile geçirmeden çekip giderler. Öyle ki yemin töreni bitip yeni başkan geldiğinde eski başkanın bir çöpü bile burada kalmaz.
İşin ilginç tarafı başkanlar kira, elektrik ve resmi davetler dışında aklınıza gelen tüm Beyaz Ev harcamaları kendi ceplerinden öderler. Yani öyle “Başkan oldum, her şey devletten, ödenekten, vur patlasın çal oynasın, devlet ödesin” diye bir şey yok.
Sadece gıda değil, tepeden tırnağa, pijamalarına, ayakkabı boyasına, berber parası, evde çalışan garsonların, temizlikçilerin maaşları da dâhil Başkanın cebinden karşılanıyor. Danışmanlarla bakanlarla, bürokratlarla toplantı uzadı, “şuradan kebap, kıymalı, ayran söyleyelim” dersen parasını cepten ödeyeceksin.
Başkanın uçağına resmi görevliler hariç kardeşi bile binse “first class” fiyatından bilet kesiliyor ve parası Başkandan alınıyor. Öyle “eş dost, kayınvalide dolsun uçağa, bir Kıbrıs, Dubai, Umre yapalım” yok. Götüreceksen parasını ödeyeceksin.

Anlatılan hikâye: Ronald Reagan bir aylık başkan iken bir akşam yemeğinden sonra garson gelmiş “hesap, ödeyin” demiş. Tâbii Başkan ve eşi Nancy şaşkınlıktan sabaha kadar uyuyamamışlar. Çünkü kimse onlara “yediğiniz içtiğiniz her şeyin parası size ait” dememiş.
Şimdi 20 Ocak gecesi Başkan ve eşinin dansıyla başlayacak hoş geldin partisinin parası da cepten. Onun için oralarda “vay yumurta kırmışlar, parasını bile devlete ödetmişler” denmiyor.

Yine anlatılan hikâye: Bill ve Hillary Clinton, Beyaz Ev’den bu harcamalar yüzünden 2001 yılında binlerce dolar borç ve beş parasız çıkmışlar. Kredi alarak yaşamlarını sürdürmüşler, kızlarını paralı okula göndermişler. 2004 yılında anı kitaplarını satınca düze çıkmışlar. Zaten başkanların hepsi kıt kanaat yaşamışlar, şimdiye kadar para artırıp Beyaz Ev’den çıkana rastlanmamış.
Bu arada önceki 44 başkan “bu ev küçük, şunu Türklerin dediği gibi saraya çevirelim” dememişler. Çünkü bu lojman demokrasinin, ABD’nin sürekliğinin simgesi olarak görülüyor. Ama emlâk kralı yeni Başkan, lojmanın bahçesine bakarken “buraya 80-100 katlı ne kuleler dikilir, ne güzel AVM yapılır” diye hayaller kuracaktır.
Son not; yeri göğü oynatan başkanlara yılda 400 bin dolar maaş, 50 bin dolar temsil ağırlama, görev tazminatı, geziler için 100 bin dolar da harcırah veriliyor. Bu para Trump için çekirdek parası. Zenginliğin gözü kör olsun.