Sinemaya dair yazmakta olduğumu gören Medyavizyon sahibi kadim dostum Fatih Oflaz; Şuan oynayan “sıkı bir filmim var” diyerek “Yedi hayat”ı sağlık verince ikiletmedim. Kapaktan söyleyeyim orijinal ismi “Pazartesi’ye ne oldu?/What happened to Friday?” filmin esprisine çok daha uygun ve daha seyret beniliymiş. Sinopsis şöyle; Dünyanın nüfus artışı sebebiyle yeni bir yasa getirilmiştir ve aileler artık sadece birer çocuk sahibi olabilecektir. Ancak birbirinin birebir aynı olan yediz kız kardeşler hükümetin konuyla ilgilenen ve acımasız Nicolette Cayman tarafından yönetilen kolu Çocuk Tahsisi Bürosu’yla tehlikeli bir saklambaç oynamaktadır. Göze batmamak adına hepsi sanki tek bir kişiymiş gibi davranmaktadırlar. Karen Settman adında tek bir kadın olarak haftanın her günü farklı bir kardeş dışarı çıkmaktadır. Ancak büyükbabaları tarafından haftanın 7 günüyle adlandırılan kardeşlerden birinin bir gün eve geri dönmemesi bütün düzeni yıkacaktır…Başrollerinde 7 kardeşi ayrı ayrı tipleyerek müthiş oynayan Noomi Rapace, Willem Dafoe ve Glenn Close’un yer aldığı bilim-kurgu gerilim filminin yönetmen koltuğunda  Tommy Wirkola yer alırken filmin senaryosunu ise Max Botkin ile Kerry Williamson kaleme aldı.


Filmin daha girişinde gözlerimde George Orwell’in 1949’da kaleme alınmış alegorik bir politik romanı 1984 canlanıverdi. Seyretmekte olduğumda tıpkı onun gibi distopik bir dünyada geçmekte. Kitabın en iyi distopyalardan biri sayılmasının en büyük nedeni, Orwell›ın kurguladığı dünya: geçmişin kontrol altına alındığı, karanlık, baskıcı bir yönetim ve bu yönetimin yaptıklarını bilen ve kabullenen insanlar… Bırakın düşünce özgürlüğünü, özgürlük kelimesinin bile var olmayacağı bir geleceğe doğru yola çıkılmış.


“Pazartesiye ne oldu?” bilimkurgu türünde karamsar bir geleceğin anlatıldığı ütopik olmayan daha gerçekçi bir film. Malum distopya türünde; on yüz bin milyon yıl sonra herkesin çocuk cıvıltılarıyla dolup taşan yerleşkelerde neşe ve mutluluk içerisinde yaşadığı über-teknolojik, ultra-rahat, mega-uygar metropoller yerine, teknolojinin insanın önüne geçtiği ve kontrol edilemeyecek düzeyde ilerlediği, kaosun hakim olduğu ve yıkık dökük binalardan oluşan neo-gece kondular, suçun tamamen kontrolden çıktığı gettolar, ruhsuz gövdelerin salındığı neon ışıklı sokaklardan oluşan neo-şehirler anlatılır. Siber yaşamın getirdiklerinden çok götürdükleri izleyicinin önüne bütün çıplaklığıyla sunulur, giderek daha az insan ve daha çok makine oluşumuz işlenir. ilerleyen teknolojinin yönetimin toplum üzerindeki kontrolünü nasıl artırdığından ve insanın acınası hallerinden bahsedilir ki illa sistem karşıtı bir kişilik veya bu kişiliklerin oluşturduğu bir grup da yaygın bir motif olarak mevcuttur bu türün örneklerinde. ayrıca karanlık yanıyla film noir türüne yakın durur…izlenesi izlencelerdir! Aynı 1984’de olduğu gibi bir insanlık karabasanı anlatılıyor Pazartesiye ne oldu?’ da. Kurgulanan dünya her ne kadar karanlık, ümitsiz ve korkunç olsa da aynı zamanda hayranlık uyandıran bir mantığı var. 1984’ü herkesin ölmeden önce mutlaka bir kez okuması gerektiğini düşünüyorsam bu filmde görülmeli diyor ve “Bir zamanlar dünyanın güneşin çevresinde döndüğüne inanmak nasıl delilik belirtisi olarak görüldüyse, şimdi de geçmişin değiştirilemeyeceğine inanmak delilik belirtisi olarak kabul ediliyor” diye ekliyorum.

PAYLAŞ
Önceki İçerikOrtodontik tedavi öncesi dişeti muayenesi şart
Sonraki İçerikDoğruları yapabilmek
Ünal Özüak
Tasarım,uygulama ve ita aşamasında Mimarlık yapmis teknokrat. Emlak Konut kurucu genel müdürü. Spor dünyasında milli takım antrenörlüğü dahil üst FIBA lisanslı koç. Yarım asırlık basketbol adamı ve otuzbeş yıllık köşe yazarı.