Ana Sayfa Yazarlar Pazar ola…

Pazar ola…

31
PAYLAŞ

7 Haziran’da dananın kuyruğu kopacak. Hemen her seferinde “yaşamsal” olarak nitelenen, ancak olsa olsa iktidarın el değiştirmesi ile sonuçlanan seçimler bu sefer gerçekten “yaşamsaldan da önemli”. Bu nedenle de, “seçim savaşı”, “tarafsız (!) Başkomutan” tarafından yönetiliyor. Seçimi önemli kılan nedenleri iki grupta toplayabiliriz. İlki ve ülkemiz, bölgemiz için önemlisi iktidar değişikliğini değil, rejim değişikliğine de neden olabileceği. Demokrasiyi hedefe ulaşmak için binilecek tramvaya benzeten üç şapkalı Erdoğan, önce 12 Eylül 2010 Anayasa değişikliği ve sonrasında ise, 10 Ağustos 2014’de yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrasında, son durağa vardığı düşüncesi ile artık demokrasi tramvayını hurdaya çıkartmanın, tek muktedir olmanın peşinde. İkincisi ise, kişisel korku ve ürkünün tutsağı olmaktan kaynaklanıyor. 13 yıl boyunca arka arkaya seçim kazanmanın neden olduğu güç zehirlenmesinin kişisel servet edinme ve mülkün tek egemeni yanılgısı ile her şeye el koymanın 17-25 Aralık 2014 yolsuzluk ve hırsızlık iddiasını içeren çöplüğün birden patlamasının neden olduğu hesap verme korkusudur.
Anayasa değişikliği ile “güçlerin tekliği”ni gerçekleştiren sivil darbe ile kendisi için tehlike olarak algıladığı tüm kurum ve çevreleri tasmalarından kendi kapısına bağlayan muktedirin, önce Haziran Direnişi ve sonrasında da patlayan 17-25 Aralık çöplüğü, seçimi muktedir için, tek kurtuluşa büründürmüştür. Bu nedenden olacak, Cumhurbaşkanlığının sağladığı ve anayasal kurallar içinde görev yapma koşulu ile bağlantılı siyasal sorumsuzluğun, bireysel ve ailesel sorumsuzluk biçiminde algılanmasının önlenemez sonucu olan, suçluluk bataklığına düşülmesi, seçimi Başkomutanlık Seçim Savaşı’na dönüştürmüştür. Olan iki şapkalı Davutoğlu’na olmuş, seçim meydanlarında, kendisi ve partisi için mi, Cumhurbaşkanını koruma ve kollama için mi alanlara fırladığının şaşkınlığını ve çaresizliğini sergilemektedir.
17-25 Aralık çukurundan kendisini kurtarmak isteyen Erdoğan, bu tarihe kadar ortadan kaldırmak için Silivri’ye, Metris zindanlarına kapattığı eski düşmanlarını, Haşhaşiler olarak tanımladığı yeni düşmanlarına karşı, “kumpas” söylemi ile mevziiye yerleştirmesinin pek de etkili olmaması ve toplumsal destek bulmaması üzerine, bu kez devreye “ÖSYM ve KPSS Sınavlarında Soru Hırsızlığı Dosyasını” piyasaya sürmüştür. Amaçlanan, sınav dürüstlüğü ve güvenini yeniden yapılandırma olmayıp, eski kankaları olan Fettullah’a karşı açtığı savaşta, sınav mağdurlarını yanına çekmektir.
Orta Anadolu’da ’ye, ülkenin öteki bölgelerinde ise ile yürütülen seçim savaşının son haftalarında cepheye sürülen Kuran, Mursi, kefen, Menderes, idam gömleği yetmemiş olacak ki, bu kez de Fatih, Ulubatlı Hasan, Başkomutanlık Teknesi, Allah, Peygamber, kimi Derviş Vahdetiler, hatta TSK sahneye sürülürken, etkisi sönümlenen eski düşmanlar yerine, tek suçu halkın haber alma hakkının hakkını veren ender gazetelerden Hürriyet ve Cumhuriyet Gazetesi ile Genel Yayın Yönetmenleri Sedat Ergin ve Can Dündar’ı hedef tahtasına koymuş, iliştirilmiş yargı organına da Başkomutan olarak “ilk hedefi” işaret etmiştir. Şimdi görev, bizlerin, kamuoyunun haber alma hakkımızı savundukları için, muktedir tarafından ilk hedef olarak gösterilen bu gazetelere ve yazarlara sahip çıkmasıdır. Bütün bu saldırılar muktedirin ve yakın çevresinin büyük bir korkuya kendilerini teslim ettiklerini anlamına gelmektedir.
Pazar günü sandık başına gidecek yurttaşlara büyük görev düşmektedir. Verecekleri oyu, yalnızca iktidar sorumluluğunu üstlenecekleri belirleyen bir seçim olarak değil, ülkemizin ve bölgemizin barışı için de önem taşıdığını bilinci ile kullanmalıdırlar. Erdoğan aşıkları, vurgunları ve hayranları duygularında içtenlikli iseler, oy vermeyerek Erdoğan’ı sakınmalarıdır. Öteki parti yandaşları ise, özellikle ’li ve kendisini demokrat diye tanımlayan seçmenler, 2007’de MHP’ye verdikleri emanet oylarını, ’ye yarar sağlamayacak, ona tek bir milletvekili kazandırmayacak oylarını, HDP için kullanarak, HDP’nin demokrasi ayıbı olan % 10 barajını aşmasına yardımcı olurken, asıl önemlisi de ’nin haksız rekabetteki üstünlüğünün önünü kesme bilincini sergilemelidirler. HDP’nin Türkiye’nin partisi olarak barajı aşması, yalnızca muktedirin ülkeyi de, bölgeyi de tehlikeye düşmesinin önünü kesmeyecek, aynı zamanda, kendi üzerindeki Kandil ve İmralı’nın da vesayetini ortadan kaldıracaktır.
Tek bir oyun boşa harcanmaması, çöp sepetine atılmaktan başka yada AKP’ye oy vermeden destek olma yanlışına düşmemek gerekmektedir. Belki de duygularımızı bastırmanın, kör saplantılardan sıyrılmanın ve aklımızı kullanmanın en gerekli olduğu bir seçime gidiyoruz. Bunun gereklerini yapmaksızın, kendi partilerinin başarısızlığını, öteki muhalefet partilerinin başarısızlığına katkıları ile avunarak giderme yanlışına düşmemek gerekmektedir. Aklını kullanmayanların yarın tek egemenden, despotluktan, zulümden yakınmaya hakkı yoktur.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam