Son zamanların en sık görülen hastalıklarından biri olan hastalığını, belirtilerini ve tedavi yöntemlerini İÜ İstanbul Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Davranış Nörolojisi ve Hareket Bozuklukları Birimi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Başar Bilgiç ile konuştuk.

Parkinson hastalığının belirtilerine dair bilgiler veren Doç. Dr. Başar Bilgiç, “Parkinson çoğu hastada titreme ve hareketlerde yavaşlamayla başlayan bir hastalıktır, fakat her zaman her hastada aynı şekilde başlamayabilir. En sık başlangıcı sol ya da sağ olmak üzere tek bir tarafta titreme şeklindedir.

Tek taraflı titremeye hareketlerde yavaşlama da eklenir. Bazı hastalar vardır ki hiç titreme olmadan da Parkinson hastalığı başlayabilir. Örneğin; yürümesi yavaşlayabilir, öne doğru eğik bir şekilde yürüyebilirler. Parkinson hastalığının en sorun yaratan bulgusu hareketlerdeki yavaşlıktır ve bu yavaşlama hastalık ilerledikçe daha da artar, zamanla yürüme bozulur, düşmeler olabilir.

‘Motor bulgular’ ismi verilen bu şikâyetler dışında bazı başka bulgular da vardır ve yıllar öncesinde kendini gösterebilir. Örneğin daha hastalığın motor bulguları başlamadan bu kişiler uykularında rüyalarını çok yoğun yaşarlar, bağırıp, konuşup, el hareketi yapabilirler. Hatta bazen beraber uyudukları diğer kişileri ya da yataktan düşerek kendilerine zarar verebilirler.

Gene motor bulgular başlamadan kabızlık gibi, koku alma sorunları gibi şikâyetler kendini gösterebilir. Bu durumlar Parkinson hastalığının yıllar önce kendini belli eden bulgularıdır” şeklinde konuştu.

Parkinson Hastalığının Tanısı Klinik Bir Tanı

Parkinson hastalığının tanısı hakkında çeşitli yöntemler olduğunu belirten Doç. Dr. Bilgiç, “Parkinson hastalığının tanısı klinik bir tanıdır. Bazı durumlarda laboratuvar yöntemlerinden de faydalanırız. Hastadaki klinik bulgular ve anlattığı hikâye belirlenen kriterlere uygun ise o hastalara Parkinson hastalığı tanısı koyarız.

Parkinson hastalığı tanısı, MR gibi görüntüleme yöntemleri ile konulmaz ama bu hastalığı taklit edebilecek diğer hastalıkları ekarte edebilmek için MR’a çoğu kez başvururuz. Bazen arada kaldığımız durumlarda ülkemizde yeni kullanıma giren ve beyin hücrelerindeki dopamin adlı maddeyi görüntüleyen nükleer tıp yöntemlerine başvurabiliriz.

Ama bu son anlatılan yöntem çok arada kaldığımız durumlarda başvurduğumuz zahmetli ve pahalı bir tekniktir” şeklinde konuştu.

Hastalık Erken Teşhis ile Daha Kolay Seyredilebilir

Parkinson hastalığında erken teşhise dikkat çeken Doç. Dr. Bilgiç, “Parkinson hastalığı tek tipte kendini göstermez. Ortalama başlangıç yaşı elli beştir fakat otuzlu yaşlarda da yetmişli yaşlarda da kendini gösterebilir. Örneğin; gençlerde başlayan ve irsi olan bazı Parkinson tipleri iyi seyirlidir, genellikle daha yavaş seyreder, ilaç cevabı daha iyidir. Buna karşılık titreme olmadan giden Parkinson hastalığı iyi seyretmeyebilir. Parkinson hastalığının klasik bir gidişatı yoktur.

Hastanın durumuna, hastalığın başlangıç yaşına, hastanın aldığı sosyal desteğe ve kullandığımız tedavilere göre birçok faktör hastalığın gidişatını etkiler.  Erken tanı en önemlisidir. Bu sayede orta yaşlarda başlayan bir Parkinson hastalığı artık güncel tedavilerde oldukça iyi seyredebilmektedir” dedi.

Parkinson Genetik Bir Hastalık Olabilir

Doç. Dr. Bilgiç, hastalığın genetik olabileceğini vurgulayarak, “Parkinson hastalığının genetik, ailesel formları vardır. Genetik formlar olduğunda aileye bakıldığı zaman aile bireylerinde de Parkinson hastalığı olduğu görülür. Kuşak atlamadan görüldüğü gibi özellikle akraba evliliği yapan anne ve babalarda görülmeden çocukların bazılarında ortaya çıkabilir.

Parkin adı verilen bir mutasyon vardır ki bu tür durumlarda en çok karşımıza çıkan mutasyon formudur. Bu tarz irsi formlar sıklıkla erken yaşta başlar ve klasik Parkinson hastalığına göre olumlu ya da olumsuz farklı seyirler gösterebilir” dedi.

Parkinson Hastalığında Güncel Tedavi

Doç. Dr. Bilgiç, Parkinson hastalığının tedavisi ile ilgili olarak, “Parkinson hastalığının tedavisi son yıllarda oldukça geliştiği için farklı tedavi seçenekleri mevcut. Ağızdan verilen tedavilerin çoğu hastalıkta beyinde eksilen dopamin adı verilen maddeyi yerine koymayı hedefler.

Bununla birlikte ağızdan verilen tedaviler içinde dopamin üstünden etki etmeyen başka tedaviler de vardır. Bu hastalığının ilaç tedavisi dışında cerrahi tedavi olanağı da bulunmaktadır. Cerrahi tedavi dediğimiz; beyne elektrodlar yerleştirilip orada fazla ateşleme yapan beyin hücrelerinin susturulması ve düzenlenmesi üstünden etki eder.

Bununla beraber günümüzde geliştirilmekte olan daha farklı tedaviler de vardır.  Bunlardan birisi de son yıllarda ülkemizde kullanıma girmiş olan ve doğrudan ince bağırsağa ilaç verme şeklinde bir yöntemdir. Bu yöntemin avantajı L-Dopa adı verilen ve halen en etkili olan ilacın bir pompa aracılığı ile doğrudan emileceği ince bağırsağa verilmesidir.

Tedavilere öncelikle ağızdan verilen ilaçlar ile başlayıp hastanın durumu ve gidişatına göre diğer yöntemleri uygulamaktayız” ifadelerini kullandı.

Son yıllardaki gelişmelerle artan tedavi seçeneklerini belirten Doç. Dr. Bilgiç “Parkinson hastalığında birçok tedavi geliştirilerek yeni ilaçlar ve yöntemler ortaya çıkmıştır. Ama halen en etkili tedavi beyinde dopamin denilen maddeleri yerine koyan ilaçlar.

Bu ilaçların bazıları eski ilaçlar olup günümüzde bunların yeni formları geliştirilmeye çalışılmakta ve daha uzun etkili olanları ya da duruma göre deri altından verilebilen formları geliştirebilmeye çalışılıyor.

Parkinson Hastalığında Ailelere Önemli Görevler Düşüyor

Hastalık sürecindeki en önemli görevin ailelere düştüğünü vurgulayan Doç. Dr. Bilgiç “Parkinson hastalığı belki başlangıçta çok ciddi sorunlar yaratmıyor ama hastalık ilerledikçe günlük yaşam aktiviteleri iyice etkileniyor. Böyle bir durumda ailelere düşen görev öncelikle kişiyi hasta olarak kabul etmeleri ve bir hastaya nasıl davranılacaksa o şekilde davranmalarıdır.

Yine aileler için dikkatli olunması gereken ilaçlara bağlı hastaların davranışlarında bazı değişiklikler olabilir. Örneğin daha önceden hiç kumar oynamayan bir insan kumara düşkünlük gibi bazı davranış sorunları gösterebilir. Böyle durumlarda ailelerin dikkatli olup bu durumu doktorlara iletmesi gerekiyor.

Çünkü hastalar bunu genellikle söylemezler. Böyle bir durumun doktora iletilmesiyle uygun bir ilaç seçilip bunların ortadan kaldırılması mümkündür” açıklamalarında bulundu.

Parkinson Hastalığı Konusunda Farkındalık Arttırılmalı

Doç. Dr. Bilgiç konuşmasını şu sözlerle sonlandırdı: “Parkinson hastalığı gün geçtikçe daha fazla tanınmakta olan bir hastalık. Çünkü görülme sıklığı arttı ve toplumda daha fazla bilinir hale geldi. Parkinson Derneği’nin faaliyetleri bu konudaki farkındalığı artırdı.

Son dönemde bazı ünlü isimlerin parkinson hastası olması bu konudaki farkındalığı artıran nedenlerden bir. Örneğin Muhammed Ali’nin vefatıyla birlikte Türkiye’de daha çok tanınır hale geldi. Buna rağmen hala daha çok fazla bilinen bir hastalık değil. Özellikle kırsal kesimde bu hastalık daha geç teşhis ediliyor.

Kırsal kesim parkinson hastalığı açısından bir risk faktörü oluşturduğu için orada yaşayan kişilerin bu konuda eğitilerek farkındalıklarının artırılması gerekiyor.”